Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
“Hepimiz Biliyoruz ama Dilimiz Varmıyor”
21 Şubat 2020
16:26
66 Kez Okundu

Feza TİRYAKİ

Sözcü gazetesinin haber başlıklarından biriydi bu, dün.

“Hepimiz biliyoruz bunu ama söylemeye dilimiz varmıyor”un kısaltılmışı.

Oradaki, “herkesin bildiği şey” sporla ilgiliydi. Sivassporun başkanı konuşmuş, “ayaktopu” haberleriyle ilgilenmeyen birinin anlayamayacağı, ne dendiği anlaşılmayan iki üç sayfalık uzun bir söyleşi – haber. Futbolla beyinleri uyuşturmak, toplumu oyalamak, spora bu kadar karışan siyaseti, Trabzonspor’un iktidarca kayırılmasını eleştirmek…

Aynı ana başlıklarda bir haber daha vardı bu söze çok uyan. Herkesin pek yakında gündeme geleceğini bildiği ama söyleyemediği, söylemek istemediği, utancından, öfkesinden, üzüntüsünden söylemeye dilinin varmadığı…

Bu haberde, epeydir hazırlanan, algımızla oynanarak topluma kanıksatılan, on yılı aşkındır, devletin televizyonu eliyle yürütülen, her kesimden oyuncuları çok olan, Cumhuriyetimizi, kuruluşundan beri yıkmaya çalışan iki kesimin, eskinin Sovyet Rusyası hayranı solcularının, Türk devrimi karşıtlarının ve dincilerin (yobazların) birleştiği ortak hedefin, yedi yıl aradan sonra yeniden başlatılacak açılımın (bölücülüğün) ipuçları…

Türk devrimlerini, Atatürk ilkelerini, ulus devleti tümden ortadan kaldıracak adımda sıra. Altın vuruşta. 2008’den beri hazırlanılan, 2015’te eski yazı öğreten “Osmanlıca kursları” adıyla sürdürülen adımın da son perdesi açılıyor. Arapça bu işin olmazsa olmazı. Arap yazısına dönmek, Türk abecesini Arap saçına çevirmek, bölücülüğün sırtını sıvazlamak, önlerindeki engelleri bir bir kaldırmak…

Türkçeye karşı açılım!

Dilimiz, kutsal hazinemiz Türkçe. Yüce Önderimizin sözleriyle:

“Türk milletinin dili Türkçe’dir.”

“Türk demek, Türkçe demektir.”

“Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir.”

“Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

“Türk dili, dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır.”

Dilimizi yüceltmek için çalıştık mı? Çalıştık ki, Türkçemiz bu kadar güzel. Kimse bozamadı, sesleriyle oynayamadı. Kırklı yıllarda basılan bir kitapla, günümüzdeki bir kitabın hiç ayrımı yok. Aynı sesler, aynı kurallar, aynı güzellikte anlatım, yazım… Ne mutlu kimse bozamamış dilimizi…

Ne kadar kolaydır okuma yazmamız. Türkçemiz yazdığımız gibi okunuyor, okuduğumuz gibi de yazılıyor. Her dile çevriliyor, her dilden yazı, sanki Türkçe yazılmış gibi aynı güzellikte Türkçeye çevriliyor.

Aydınlarımız kendilerine verilen bu görevi eksiksiz yaptılar mı?

Dilimize iki yönden yapılan saldırıları önleyebildiler mi? Dincilerin ve sözde aydınların, kuyruk acılıların saldırısı püskürtüldü mü?

Ne gezer… Asıl darbeyi, dilimiz hep bu sözde aydınlarımızdan yedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin okullarında okuyan, Türkçemizle yazdıkları kitaplarla para kazanan, ünlenen bazı sözde aydınlarımız, Cumhuriyet kurulduğundan beri ellerinden gelen kötülüğü yanlarına koymadılar…

İşte, sıradaki saldırı, bu kutsal hazinemize, dilimize yeniden başlatılacak bir saldırı. Türkçemize düşmanlık eden kişilerin eliyle… Eline iki üç eski basım sözlük geçiren, köşesinden dil bilgini geçiniyor. Kendini tanıtıyor, adı ünleniyor. Sözlüklerden, yazılmış kitaplardan alıntılayarak, ne anlattığı anlaşılmayan bir iki kitap da yazdın mı, ünün sağlam. Bir de Atatürkçü göründün mü, tamam. Bakıyorsun, böyle biri, bir anda içinin çıfıtını dışa vuruyor:

“Alfabemizde beş harf eksik.” diyebiliyor. Kimse de sormuyor: Sen kimsin? Enin ne boyun ne? Yoksa tescilli bölücülerden misin? Gizlendin miydi?

Duyan bakıyor. Kim dedi bunu? Ha… o mu, o bizden ayol. Demek ki doğru, eksik harfimiz varmış. Tamamlayalım.”

Boğazımızın hırıltı sesleri, Türk abecesinde olmayan, Türk abecesine hiç gerekmediği doksan iki yıldır her gün ispatlanan o üç virüslü harfi de (w,x,q) hainler buraya ekliyorlar tabii. Diğerleri çok gülünç. “E”nin “N”nin üstünü inceltmişler. Öyle bir işaret olmazsa mümkünü yok doğru okuyamazmışız, okumuyormuşuz! Sevsinler sizi! “Nar”ı nar, “Ankara”yı Ankara olarak okumak için bir işarete ihtiyacımız mı var? Neyin peşindesiniz?

Bakın siz, kendini bir şey sananların, güzel dilimiz Türkçenin düşmanlarının haline!

Bir deseniz bari, sizinle o bölücülerin arasında ne fark var? PKK sözcüleriyle, bunu diyenler aynı hedefe koşmuyorlar mı? Düşmanlıkta birleşmiyorlar mı?

O dil olmayan “dil”, uydurukça ad, “Kürtçe” nasıl harflerle yazılıyor? İngilizin verdiği harflerle. Birazcık asortik olsun diye de “e”lere, “n”lere inceltme imleri koyuyorlar. Neredeyse “i” sesinin hepsi inceltmeli, yazık, belleri kırılacak. Üç de İngilizce harf: W, X, Q. Türkçeden ayrı alfabeleri de olmuşmuş böylece. Kolay mı “Türkçe”nin sesleriyle oynayarak ayrı bir dil adı yaratmak? Üstelik bu uydurduğunu Türkçeye ortak koşmak!

Bizim, “Türk Dil Devrimi” karşıtları, “Türkçü” geçinen, kendini dilci gösteren veya gerçekten tatlı su sazanı olan aydıncıklarımız ne istiyorlar peki son yıllarda? İşte bölücülerle birlikte bu beş harfi. Neden? Nedeni yok! Keyiflerinin kahyası mısınız? Bölücüye destek daha nasıl olacak? Bölücüyle işbirliği başka nasıl edilecek?

Tıpkı iktidara destek veren, buna karşı milliyetçi olduğunu iddia eden parti gibi bu yardımcı güçler de…

Ellerinde balta, dilimize vurmaya hazırlar.

İki kol da aynı yolda… İstekler aynı. Epey de yol aldılar… Biz daha uyuyalım! “Kavala”,” Suriye”, “Adalet” “İdlip! diye vız vız vızlayalım… Son dönemece gelindi.

Sıradaki açılımın ne olduğunu, ne yapılacağını herkes biliyor ama bilmezden geliniyor. Kimi de öyle üzülüyor ki bu olanlara, bu ortama, dilimize, ses bayrağımıza kurulan tuzağa, dili varmıyor başımıza gelecekleri söylemeye, susuyor. En son, kurulan tuzağın bir küçük haberini çaktırmadan şöyle verdiler sanki bu kendiliğinden oluşmuş bir durummuş gibi:

“O ses Türkiye, Türkçe bilmeyen anneye…” Ardından açıklaması: “O Ses Türkiye’de Kürtçe söyledi…” Hayri Kasaç isimli yarışmacı, elenmesinin ardından veda ederken Acun Ilıcalı’dan “Türkçe bilmeyen annesine…” “Türkçe bilmeyen anneme Kürtçe seslenebilir miyim?” Kürtçe bir ninni okumak istiyorum çünkü annem tek kelime Türkçe bilmiyor” diyen…” Daha da azgınlaşanlar ağızlarındaki zehiri şöyle saçmışlar:

“O Ses Türkiye’de “Kürtçe” söyledi: Türkiye halklarına selam gönderdi.” “Halklara selam verdi…”

Bir zamanların baldırı çıplak sunucusu, günümüzün televizyon kanalı patronu, çağdaş cumhuriyeti sayesinde kavuştuğu üne, paraya işte böyle teşekkür ediyor. Bir kazma da o vurduruyor hainlerin yıllardır salladığı, sarsamadığı, dilimizle ayakta duran Cumhuriyetin temeline. Bu arada, “halklara”sözünü, bölücülerin pek sevdiği o mikrobu da bir güzel yediriyorlar topluma.

Yapılan işi, televizyonda kurulan, sosyal iletişimde göklere çıkarılan bu çirkin tuzağı nasıl neresinden tutacak, yalnızca, aptalların inanacağı böyle bir masalı ulusumuza nasıl yakıştırdıklarına mı yanacaksın, ne yapacaksın? “Hiç Türkçe bilmeyen anne”ymiş… Yurtdışına çalışmaya gidenlerin bile gittikleri ülkenin dilini ister istemez bir iki yılda kendiliğinden mükemmel öğrendiği günümüzde, bunu diyenlerin hangi ıssız adada, nerede yaşadıklarını mı düşüneceksin? Kurnazlıklarına diyecek yok!

O parti kapısında, terörist olan, dağa çıkan çocuklarını analara bekletme numarası da aynı. Aynı işin başka kolu.

Sonra o dil dedikleri ne yazık ki dil değil. İlkel bir çok ağıza, Türkçeden bozarak, Türkçenin seslerinin yerlerini değiştirerek aklımızla alay eder gibi kattıkları ad, Türkçenin seslerinden çalıntı yapay bir ad. “Kürtçe” denilen olmayan dil adını bölücülükte yıllardır bıkmadan usanmadan kullanırlar. Ocak 2009’da TRT’de “dil darbesi” ile, ilkel ağızlarla yayınlar başlatıldı. Daha doğrusu bu ağızların ikisi öne çıkarıldı, ikisinde birleşilmesi istendi. Bölünmek için bir ayrı “dil” gerekiyor ya. Bunlar, devlet eliyle bir ikinci dil yaratılması çabasıydı. TRT Şeş dedilerdi bu kanalın ilk adına. Farsça altı demekmiş. Tavlacıların sayısı, bu işin kanalının adıydı. Ellerindeki malzeme bu kadardı. Bu, dil sayılmayan, onlarca ağzın ortak adı olarak kullanılan ad, pek çok dilin sözcüklerinin toplanmışı, kendine has dilbilgisi olmayan, aynı adla konuşan bir ulusu, geçmişte kalıtları bulunmayan; bu nedenle de dil diyemeyeceğimiz, birbirini anlamayan onlarca ilkel konuşmanın adı. Sonra adına 2015’te “Kurdi” kondu bu yayınların. Tek tek yayınlarının adları ise şöyle, “TRT Kurdi”de açıklanmış:

“Kanalda çok dilli yayın yapılmaktadır. Kullanılan diller Kürtçe’nin Kurmanci ve Sorani ağızlarıdır. Bununla birlikte TRT Kürdi izleme olanağına sahip olanlar için kanal Zazaca yayın da yapılmaktadır.”

Bölücülerin, zavallılıklarını, bölünmenin olmazsa olmazı ayrı bir dil varlığı oluşturmak için zoraki dil yaratma çabalarını yukardaki satırlardan da anlayabiliriz…

Önünüzde engel yok, o dil olmayan şeyle kitaplar yazsanız ya? Dergiler çıkarın, o şeyle okuyun yazın, hadi! Bilimsel bildirimler yayınlayın! Yurtdışında okullar açın! Niye Kuzey Irak’ta bunu başaramadınız? Arapçayı bırakınca baktınız o dil sandığınız şeyle eğitim – öğretim yapılamıyor, vazgeçtiniz orada… Yoksa gerçekten bu ağızları bilenlerin dedikleri gibi, bir kültürel konuda beş dakikadan fazla konuşamıyor musunuz? Tükeniyor mu sözcük hazineniz, yetmiyor mu derdinizi anlatmaya?

Akıllarınca, dünyanın en büyük dillerinden Türkçeye, yerel ağızlar bohçasında buldukları, aslında olmayan, uyduruk bir adı ortak koşuyorlar.

Atatürk, 1933’te, kurduğu çağdaş Cumhuriyetin yapısına son noktayı koymuştu, dünyaya böyle duyurmuştu, ulus devletimizi koruma zırhını dosta düşmana göstermişti:

“Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır.”

Türkçeye saldırı olur da, kendilerine aydın diyen “karalar”dan, Türkiye Cumhuriyeti – Türk devrimi karşıtlarından anında yardım alınmaz mı? Çoğu hazır bekliyor, hıyarım var diyene koşturuyorlar, ellerinde tuzluk.

Ünlü bir şarkıcı-yazar şaşırtmadı yine. Ermeni, Rum dostlarına, yayılmacılara kitaplarıyla yaptığı yardımı bu kez dilinden para kazandığı ünlendiği Türk diline vurarak, bölücülüğe göz kırparak gösteriyor.

Gösteriyor ama yaptıkları az bulunuyor küçümseniyor. Daha arsızları, hemen topa giriyorlar.

“Zülfü Livaneli, inşaattaki genç yeteneği arıyor” haberiyle yine “bilmem nece şarkı söylemek” gündeme getirildi. Beyfendi, bunu bilgi ağında dinlemiş de çok beğenmiş, konserlerinde çıkaracakmış, halka dinletecekmiş. Düzen tam. Konserine gelenlere ilkel bir ağzı dil saydıracak “Kürtçe” dinleterek, bir taşla kaç kuş vuracaklar. Dinletmese bile yaptığı reklam yetecek. Ertesi günü aranan genç bulundu haberiyle oyaladılar ortalığı, sonra söyleşiler, “Nasıl okudu ama ne yetenek!” tartışmaları… Buna, kendine tarihçi dedirten bir gazeteci bayan da katıldı. Livaneli ile, işe Atatürk’ü de sokarak alt seviyeden atışmaları… Meğer Livaneli yıllar önce “Kürtlerin onuruna hitap edin” başlığıyla bir yazı yazmış. “Türkiye’deki ulusalcılığı eleştirmiş. Sonra da unutmuş.

Bunlar o yazıdan alınma imiş:

“Karşılıklı saygı, sevgi. Kimsenin onuruyla, diliyle, kültürüyle oynamamak, kimseyi aşağılamamak.
Eğer Türkiye bunu yapabilecek devlet adamları yetiştirmiş olsaydı, inanın ki 50 bin canımızı yitirmezdik.
Ama “Sen yoksun, dilin de yok, ananla kart kurt diye konuşuyorsun!” derseniz, “Ben varım!” diyenleri de Diyarbakır Cezaevi’ne koyup işkence ederseniz, sonunda çıldırtırsınız insanları.Bütün bunları Atatürkçülük maskesi altında yapmaksa başlı başına bir facia.
Siz hiç Mustafa Kemal’in “Kürt yoktur, dili kart kurt dilidir!” dediğini duydunuz mu?”

Dayanamamış, it dalaşına Atatürk’ü de katmış, Atatürk olarak değil, Mustafa Kemal olarak. İlginç, çok ilginç.

Acaba bu dediklerine kendisi inanıyor mu? Kurtuluş Savaşı sürerken İngilizlerin kurdurduğu “Kürtçü” dernekler, düşmanla işbirliği etmek için miydi, “dil“ için miydi? Yoksa topraklarımızı sömürgeci İngiliz’e vermek için mi? Cumhuriyet’te bastırılan o isyanlar “Dil ve kültür” isyanları mıydı? Yoksa, Batı’nın kışkırtmasıyla Cumhuriyeti yıkma girişimleri miydi?

ASALA’dan hemen sonra kurulan PKK terör örgütü askerimizi sivilimizi gözünü kırpmadan öldürürken Türkçeden başka dil konuşamayan, yerel ağızlardan birini bile bilmeyen katilbaşı Öcalan, “Dil” için mi bu işe girişmişti, dışardaki kışkırtıcı devletler, dil sayılmayan “kabile dili” için mi para silah veriyorlardı eli kanlı, acımasız maşalarına…

Naylon tarihçi bayan da, “liberal tarih yazarı”ymış, en son sözüyle vurmuş Livaneli’yi. Alay etmiş, ona, bunak, terbiyesiz, arsız demiş. Duvar adlı bölücü bilgi ağı gazetesinde de kınama var olaya. O gence şarkı okuturlarsa o genç artık “beyaz” olduğunu mu sanacakmış? Bir de, böyle özdeşleştiriyorlar kendilerini Amerika’yla, Afrika’dan getirilen zencilerle. Bilkent üniversitesinde Türk Edebiyatı okuyan, İngiltere’de “Exeter’de hocalık yaptırılan, yaşadığı yere “Amed” diyebilen bir bölücü öğretim görevlisi diyor bunları.

İstanbul Havalimanı’nda şu kadar dilde yazılar varmış da neden “Kürtçe(?) yokmuş, bunu da kendine milletvekili diyen biri Meclis’te sormuş, hak (?) aramış!

“HDP Milletvekili, Meclis’te şu soruyu sordu: “Sisteme neden “Kürtçe” eklenmemiştir?” “Hastanelerden kamu kurumlarına değin ve ulaşımda Türkçe bilmeyen yurttaşların durumu ne olacaktır?”

Gördünüz mü nasıl da hedef büyütmüşler. Aklı zorluyorlar!

Beş yıl önce (2015) başlatılan kamuda çalışanlara (öncelikle sağlık çalışanlarına) zorunlu kılınan “Osmanlıca”(eski Türkçe) kursları, memurların, liselilerin “eski Türkçe” öğrenme mecburiyeti ne oldu dersiniz?

Böyle duyurmuşlardı:

“SGK personeline Osmanlıca kursu”. Açıklaması da buydu:

“Kamu personeli için 21 Şubat 2015 tarihinde, “Orta Düzey Osmanlıca eğitim Programı ve İleri Düzey Osmanlıca Eğitim Programı”, 25 Şubat 2015’te ise, “Başlangıç Seviyesi Osmanlıca Eğitim Programı” başlatılacak. Mesai saatleri dışında düzenlenecek söz konusu eğitim programı duyurusu ve başvuru formu ekte yer almaktadır”. Okullar için de duyuruların başlığı aynen böyleydi:

“Orta öğretimde Osmanlıca atağı”

“Milli Eğitim Bakanlığı’nın aralıkta Antalya’da düzenlediği Eğitim Şûrası’nda Osmanlı Türkçesi’nin zorunlu ders olarak bütün liselerin öğretim programlarında yer almasının benimsenmesinden sonra…”

Kimi bunu da yeterli görmemiş. “Karar” gazetesinin bir yazarı, 2019’da konuya ilgisizliğe bakıp; bu iş liselerde değil ilkokulda başlatılmalı hem de dersler seçmeli değil zorunlu olmalı, demiş. Dilin kemiği yok, der!

Yine, Ocak 2015’te eski Türkçe yazılarla dövizler taşınmış bir eylemde (BASK). Eylemciler demişler ki: “Türkçe anlattığımız derdimizi anlamadılar, bir de böyle deneyelim. Siz anlayamayabilirsiniz, ama hükümet bizi anlayacaktır.”

O günden bu güne sürdürüldüyse eğer, bu kurslar, kurslara katılanların hepsi birer uzman olmuşlardır. Eski dilli memurlar hazır. Polisin görevini yapacak yeni güvenlikçilerimiz bekçiler gibi, eski dilli memurlar…

En son haber de bu:

“Kartal İmam Hatip’teki konferans dilleri arasında Türkçe yok.”

Milli Eğitim Bakanlığı’nın izniyle düzenlenen son etkinlikteki diller, İngilizce, Arapça ve Osmanlı Türkçesi olarak belirlenmiş. Türkçe oturum yokmuş. Burada, bizim bildiğimiz yalnızca aşk- şarap şiirleri dili olan, Arapça – Farsça sözlerin karışımıyla söylenen, tek kelimesi bile halk tarafından anlaşılmayan, ağdalı- gülünç bir tarzda konuşulan o eski yapay dil, yani “Osmanlıca” derlerken ne demek istemişler, anlamak imkansız.

Şubat ayının başındaki bu haberi de atlamayalım: Yeniçağ Gazetesi’nde yer alan habere göre; “Cumhurbaşkanının 10 Kasım’da Atatürk’ü eleştirdiği konuşmasının kitapçık haline getirilerek okullara dağıtıldığı ortaya çıkmış. O konuşmada ne mi varmış? Bir CHP milletvekili (Ordu Milletvekili) açıklıyor:

“Tam beş sayfa boyunca Osmanlı güzellemesi yapılan metinde, Cumhuriyetle birlikte gerçekleşen harf devrimini “her şeyin sıfırlanması” olarak niteleyerek…”

Daha örnekler verelim mi?

Hâlâ diliniz varmıyor mu neler olacağını söylemeye?

Feza Tiryaki

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


8 + = 9

FpsAgency