Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
“Sevgili Yurdumuzu Harabeye Çevirdiniz, Gideceksiniz… “
19 Şubat 2020
18:29
61 Kez Okundu

alieralp

AKP’nin iktidar olmasının üzerinden tam 18 yıl geçti.

Uzun zaman…

Bir ömür…

Satılmayan, yıkılmayan, bozulmayan, değişmeyen bir kurum, bir yapı, bir düzen kalmadı.

Yerli ve milli ne kadar kamu kuruluşu varsa elden çıkarıldı.

Bu satışların sonunda milyonlarca dolar gelir elde edildi.

Yollar, köprüler, binalar, fabrika yapan fabrikalar, enerji üretim tesisleri, elektrik, doğalgaz, limanlar yandaşlara ve yabancılara hazine garantisi ile birlikte verildi…

Tank fabrikası, Türkiye’nin bir ili büyüklüğündeki Katar’a devredildi.

Bu satışların sonunda Türkiye’nin en önemli, en stratejik kurumu Türk- Telekom Lübnanlıların oldu. 8,2 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Şimdiye dek bu büyüklükte bir satış gerçekleşmemişti.

Bu bir rekordu. Mülkün sahibi Lübnanlı Hariri ailesiydi.

Geldiler. Yediler, içtiler… Aldıkları kurumları hücrelerine kadar sömürüp içini boşalttılar, sonra da çekip gittiler…

Kaybeden Türk milleti oldu…

Bu satışların yanında, 18 yıllık AKP iktidarında devlet kurumları da nitelik değiştirdi. Tanınmaz hale geldi…

Milli Eğitim karmakarışık bir görünüm aldı. Aşureye döndü…

Her gelen bakan, kendi anlayışına ve görüşüne göre sistemde değişiklik yaptı. Eğitimi yapboz tahtasına çevirdi.

Sorular çalındı. Hak yendi. Günümüzde soru hırsızlığından 467 kişi gözaltına alındı.

Yüzbinlerce öğretmen tayin bekliyor şimdi. Öğretmensizlikten okullar kapandı, kapanıyor.

Okullar kapanıyor, kapanmasına da onun yerine durmadan cezaevleri yapılıyor.

Adalet Bakanlığı mevcut 389 cezaevine ek olarak 132 yeni cezaevinin daha yapımını sürdürüyor. 35 cezaevi ise proje aşamasında. Hâlihazırda cezaevlerinde kalanların sayısı 264 bin 31.

Bu rakam, 2002 yılında toplam 98 bin 955 kişiydi.

Yazma, çizme, düşünme, savunma özgürlüğü ve demokrasi, ayaklar altına alındı.

Şu anda hapishanelerde yüzlerce avukat var.

Hapishanelerde suçlu artarken, bi taraftan da dışarıda işsiz sayısı artıyor… 2002’de 2 milyon 464 bin olan sayı, 2019’da 4 milyon 596 bine çıktı…

Bütün bunların yanında emniyette, orduda, yargıda da büyük değişimler yaşandı.

Yargı yandaş yargıya dönüştü. İktidarın ve kodamanların emrine girdi.

Halkımızın, insanlarımızın, kamunun hakkını, hukukunu savunacak savcılar, yargıçlar parmakla gösterilecek kadar az günümüzde.

Çok kötü bir durum ve görüntü bu. Kimsenin yargıya güveni kalmadı.

İşsizlik, yoksulluk başını aldı gitti.

Tarikatlarda, tekkelerde çocuk tacizleri, tecavüzleri durdurulamıyor.

Sefalet ve rezalet diz boyu. Halk perişan. Halk isyanlarda…

Artık insanlarımız, ezilenler, çekinmeden sıkıntılarını, acılarını, çektiği çileleri haykırabiliyorlar.

Ne din sömürüsü, ne de cennet – cehennem vaatleri onları kandırabiliyor şimdi.

Zaten cehennemi bu dünyada yaşıyorlar. Cenneti yaşayanları da gözleri ile görüyorlar…

Anlatmaya da gerek kalmadı… Her şeyin farkındalar.

Evinde tencere kaynatamayan kadınlar, pazarlardan sebze, meyve atıkları toplamaya başladılar bile.

Bütün bu çileler yetmiyormuş gibi halkın başına bir de Suriyeli vatansız mültecileri bela ettiler. Güneydoğu’da toprak ağaları, Suriyeli göçmenleri 20 – 25 TL gündelikle çalıştırıyor.

Bu tercih karşısında insanlarımız işsiz kalıyor…

Halk aç, aşsız, ekmeksiz, perişan…

“Gelen gideni aratır” derler.

Halkımız içine düştüğü bu bataklıkta geçmişe özlem duymaya başladı. Geçmişte yaşadığı yoksulluğa, zorluklara rağmen Ecevitleri, Demirelleri arar oldu…

Hayallerimizi, duygularımızı, kardeşliğimizi bitirdiler.

Toplumu, insanları birbirine düşman ettiler.

Ne dostluk kaldı, ne dayanışma; ne kardeşlik kaldı ne yardımlaşma…

Yalan, dolan, talan, hırsızlık, namussuzluk, taciz, tecavüz tavan yaptı…

Viraneye döndü vatanımız…

Sevgili yurdumuzu harabeye çevirdiniz…

Gideceksiniz…

alieralp37@gmail.com

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
"“Sevgili Yurdumuzu Harabeye Çevirdiniz, Gideceksiniz… “" yazısına 1 yorum yapılmış
  1.  
    KADİR

    Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, yani siyasal İslamcı olduğunu hiç saklamayan bir ismi aday gösteren, daha sonraki seçimlerde ise taban tepki vermese Abdullah Gül’ü aday gösterecek olan, “demokrasi ittifakı” adı altında MHP’nin muhalefetteki versiyonu İYİP’i ve AKP’nin muhalefetteki versiyonu Saadet Partisi’ni allayıp pullayan, şimdilerde ise Davutoğlu ve Babacan’ı bu ittifaka katmaya çalışan CHP’nin geldiği yer Kudüs Mitingi oldu. Bu, izlenen siyasetin bir sonucu doğru ama yine de “CHP için bile fazla” diyebileceğimiz bir durum, yeni bir aşamaya geçiş var ortada. Düşünün ki CHP Genel Başkanı ve İstanbul Belediye Başkanı, Atatürk’ün değil ama Erbakan ve Abdülhamid’in posterlerinin altına yerleştirilmiş bir kürsüde, “Kudüs İslam’ındır” pankartlarının arasında, kadınlar ve erkeklerin ayrı ayrı yer aldığı bir meydanda, Hamas’ın, yani Müslüman Kardeşler örgütünün Filistin kolu olan bir örgütün temsilcisinin de katıldığı bir mitingde, yani düpedüz İhvancı, cihatçı ve şeriatçı bir etkinlikte konuştu, üstelik siyasal İslam’ın dilini ve argümanlarını kullanarak konuştu. İmamoğlu “Mescid-i Aksa ilk kıblemizdir” deyip Kudüs’ün “İslam âleminin ortak meselesi” olduğunu ilan ederken, Kılıçdaroğlu ise önce ilk Kudüs mitingini düzenlediği için Erbakan’ı saygıyla andığını belirtti, sonra da hızını alamayıp “haçlıları bir kez daha yenmek”ten söz etti. Siyasal islam: hem iktidarda hem muhalefette.Buradan çıkarılması gereken bazı sonuçlar var. 9 Şubat mitingini siyasal İslam’ın bir zaferi olarak okumak gerekiyor. 9 Şubat mitingi, iktidardaki İslamcı partiye karşı kurulan muhalefet bloğunun merkezine de siyasal İslam’ın yerleşmesini sembolize ediyor. Siyasal İslam’ın simgeleri ve Abdülhamid ve Erbakan gibi tarihsel figürleri siyasetin merkezine yerleşiyor, kadın erkek ayrı etkinlik yapılması normalleştiriliyor, İhvancılık meşrulaştırılıyor, Türkiye’nin dış politikasının “İslam” merkezli bir veçheye bürünmesi meşru kılınıyor, Milli Görüş iktidarda AKP, muhalefette ise Saadet Partisi aracılığıyla temsil ediliyor ve CHP de tüm bunlara “demokrasi, uzlaşma, kucaklaşma vs.” adı altında payandalık ediyor, CHP tabanını buna alıştırıyor.
    Ancak sadece bu değil, buradan AKP bir gün gönderilse bile, toplumun karşısına “AKP’siz bir AKP rejimi”nin konulacağı, AKP’nin gitmesinin “AKP zihniyeti”nin gitmesi anlamına gelmeyeceği sonucunu da çıkarmamız gerekiyor. Topluma sağın alternatifi olarak yine sağ, İslamcılığın alternatifi olarak yine İslamcılık sunuluyor. Toplumun önüne AKP’nin alternatifi olarak aşırılıkları törpülenmiş, “güleryüzlü” ve ılımlı bir “Erdoğan’sız/AKP’siz AKP rejimi” konuluyor. AKP-sonrası Türkiye’nin koordinatlarının piyasa ekonomisi ile ılımlı İslam’ın bir sentezi olacağı, Türkiye’nin sermaye düzeninin dinselleşme olmadan ayakta kalamayacağı, sermaye sınıfının dinselleşmeden vazgeçmeyeceği Kudüs Mitingi’nde ortaya çıkan tabloya bakılarak görülebiliyor.

    FatihYAŞLI’nın 12/02/2020 tarihli sol haber portalından alıntıdır.

Cevap Yazın


9 × = 36

FpsAgency