Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Gezi davası…
18 Şubat 2020
08:03
115 Kez Okundu

M. Aşık

Gezi davasının bugün altıncı duruşması görülecek…

Davada iş adamı Osman Kavala ile birlikte mimar Mücella Yapıcı ve Yiğit Aksakoğlu’nun müebbet hapsi isteniyor. Suçları TCK’nin 312. maddesini ihlal, yani ‘Cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs’tür.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHM, 10 Aralık 2019 tarihli kararında Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması kararını açıkladı. AİHM’ye göre, iddianamede Osman Kavala’nın şiddete başvurduğunu gösteren kanıt yoktu. Demokratik haklarını kullanması suç olarak niteleniyordu.  Gezi’ye sadece birkaç plastik masa ile sandviç göndermişti.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi AİHM’nin tahliye talebini reddetti. AİHM kararı 10 Mart’ta kesinleşecekti. Mahkemenin yeni duruşmayı 10 Mart’tan önceye yani bugüne alması hüküm verileceğinin işareti olarak değerlendiriliyor. Mücella Yapıcı da bugünkü duruşmada tutuklanabileceğini söylüyor.

Mimar Mücella Yapıcı, biz gazetecilerin, şehirde imara aykırılıklar görüldüğünde bilgi almak için ilk aradığı isimdir. Ömrü kenti imar hoyratlığına karşı korumakla geçti. 20 yıla kadar hapsi istenen Şehirciler Odası eski başkanı Tayfun Kahraman da öyle…

Bugün mahkûmiyet ve hapis kararları çıktığı takdirde hem iç hem dış dünyada Türkiye’nin hukuk ve adalet karnesine ilişkin eleştiriler körüklenecektir. Bu durum yurdunu seven herkesi biraz daha üzer…

NAZAR

Yıllık 11 milyar lira bütçeli Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Aile” adlı dergisinde vatandaşlara pazardan alışveriş dersleri veriliyor: “Tüm pazarı gezip fiyatları öğrenin”, “Ucuza almak için akşam saatlerini bekleyin”, “Aynı pazarcıdan alışveriş yapın” gibi tavsiyeler sıralanıyor.

Ordulu şair Ali konuya bir dörtlükle katkıda bulunuyor:

Akşam gidiniz ki pazara

Uğramayasınız nazara

Hem gezer, hava alırsınız

Hem de atık malları bedava alırsınız

Medeni

17 Şubat 1926’da Medeni Kanun’un TBMM’de kabulünün 94. yılıdır. Medeni Kanun bu ülkede en başta kadın haklarını ve aile düzenini yasaya bağlamıştır. Bu kanunla her alanda kadın erkek eşitliği sağlandı.

Atatürk kanunu henüz Meclis’ten çıkmadan kendi yaşamında uygulamıştır.

İzmir’de Latife Hanım’la nikâhını imam değil İzmir kadısı kıymıştır.

Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’ın anılarından aktaralım:

“Latife Hanım’ın babası Muammer Bey’in evinde yapılan nikâh töreni gayet sade olmuştu. O zamanki usule göre törende nikâhlanacaklar bulunmazdı. Onların yerine seçtikleri vekiller ile şahitler bulunurdu. Atatürk ve Latife Hanım vekil tayinine lüzum görmemişler, bir yenilik olmak üzere, törende bizzat hazır bulunmayı tercih etmişlerdi…”

Kadının nikâh masasına oturması bile mümkün değildi önceleri…

UNUTMA

İki ihtiyar kahvehanede konuşuyor:

- Oturma odasından bir şey almak için mutfağa gidiyorum. Mutfağa girince oraya neden oraya geldiğimi unutuyorum. Çok canım sıkılıyor.

Öteki pratik yol gösteriyor:

- Bunun çaresi var. Tekrar eski yerine dönüp otur. Neden mutfağa gittiğin aklına gelir.

Unutkan devam ediyor:

- Geçen gün dış kapının anahtarını nereye koyduğumu unuttum, bir saat aradım zor buldum.

Beriki cevap veriyor:

- O önemli değil. Yaş sekseni geçince olur böyle şeyler. Anahtara bakınca bu ne işe yarardı diye düşünürsen… İşte o zaman durum kötü demektir.

Büyükelçi Göktaş’tan not

Geçtiğimiz hafta bu köşede yer alan ‘Önemli’ başlıklı yazıya Büyükelçi Lütfullah Göktaş şu açıklamayı gönderdi:

Melih Bey,

15 Şubat’taki köşe yazınızda “Önemli” başlığı altında, benim kahve konusunda attığım tweet’e değinmişsiniz. Görülen o ki, tweet’imden yapılan asılsız çıkarımlar sizi de etkilemiş.

Keşke benim sosyal medya hesaplarımda ne dediğime bakmış olsaydınız.

Vedat Milor’un “Lütfullah Bey haklı” dediği tweet’ine yazdığım cevapta, alıngan arkadaşlarımıza hitaben bir açıklama da vardı oysa:

“Teşekkürler Vedat Bey. Evet, ‘latte’ konusu daha ilginç. Bu arada esprim yanlış anlaşılmış maalesef. Herkesin turist olması da, dilediği dilde, dilediğini sipariş etmesi de en doğal hak elbet. Meramımı tam ifade edememiş isem, kullanıcılardan da bilvesile özür diliyorum.           ”

Sosyal medyada olaya dönüşen ve köşenize taşıdığınız ilk tweet’in sonuna eklediğim “fincan” ve “gülücük” emojileri sayesinde, bunun bir espri olduğunu herkesin anlayabileceğini düşünmüştüm.

Bunu anlayamayanlar olduğunu görünce, aynı gün Instagram’da yaptığım paylaşımda da şöyle yazmışım:

“İtalya’da ‘caffè’ dediğiniz zaman önünüze zaten “espresso” gelir. Ve de “single” olarak gelir. ‘Espresso’ demenize, ayrıca ‘single’ diye belirtmenize gerek yok.

Bunu sadece espri ya da bilgi olarak aktarıyorum. İnsanların dilediğini içme; dilediği dilde, dilediği biçimde sipariş verme hakkına müdahale edilecek değil tabii ki.     ”

Melih bey,

Derdi bağcı dövmek olanların bu tutkularına da saygı göstermek lazım. Ama sizin gibi deneyimli biri, konuyu merak etti ise meselenin ne olduğunu bizzat bana da ulaşarak pekâlâ öğrenebilirdi diye düşünüyorum. Sözün özü, Roma’ya gelen misafirlerimize (ve arzu edenlere) ‘caffè’ bizden. Bizim geleneksel kahvemiz ve demleme çayımız da ikram listemizin başında yer alıyor elbet.

Selam ve sevgiler.

Lütfullah Göktaş

Vatikan Büyükelçisi

Milliyet

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
"Gezi davası…" yazısına 4 yorum yapılmış
  1.  
    fatma gurman

    kahramanlara muhtaç olan toplumlarda kahraman üretimi ya öldürerek ya da hapise atarak sağlanır…

  2.  

    RED Analiz – Taksim Gezi Parkı’nın savunusu üzerinden başlayan ve
    Türkiye’nin dört bir tarafına yayılan ayaklanmayı birkaç öne çıkmış figürle özdeşleştirip yargılamaya kalkıştılar.

    Eski TKP üyesi Murat Papuç gibi son derece şaibeli bir kişinin ihbarları üzerinden bir mahkeme kurdular. Davayı bir politik proje olarak geliştirdiler.

    Osman Kavala gibi, “Batı” için sembolik değeri olan, Sorosçular ve liberal “sol” tarafından velinimet gibi kabul edilen bir figürü “ayaklanmanın finansörü” diye onca zaman hapiste tuttular.

    Ve bir anda mahkemeden apar topar beraat kararı çıkardılar!

    Neden?

    Mahkemelerin iktidardan bağımsız davranamadığını biliyoruz. O halde, bu işin iki nedeni olabilir.

    Birincisi, Suriye’de Rusya’yla gerilim yaşayan AKP iktidarı, yeniden iplerini ABD liderliğindeki emperyalist ittifakın eline vermek istiyor ve bu beraat kararıyla bir “yumuşama” sinyali gönderiyor. “Batı” açısından gayet yerinde bir jest.

    Eğer durum buysa, hiç kimse kuşku duymasın, bu yönelim Fethullahçılarla barışmaya kadar bile gidebilir!

    İkinci bir olasılıktan da söz ediliyor. Abdullah Gül’ün duruşmanın hemen öncesinde “Gezi’yle gurur duyduğunu” açıklaması gibi tuhaf durumlar yaşandığına dikkat çeken kimileri, devlet içinde bir kanadın harekete geçerek duruma el koymak istediğini öne sürüyor.

    Bu yaklaşım, iktidarın sallantıda olduğunu savunuyor.

    Her halükarda, önümüzde duran beraat kararıyla Türkiye’de yeni bir siyasi sürecin başlayacağını söylemek kehanet sayılmaz. Önümüzdeki günlerde gelişmeleri değerlendirmeye devam edeceğiz

  3.  

    gezi sanıklarına tahliye kaçaklara yakalama kararının kaldırılması.
    ***
    şimdi birden bire tek adama bu gözdağları niye? ne isteyecekler,yada ne tavizler verecek? şimdi istermisiniz yerel yönetimler ile ilgili bir taslak getirilsin?
    bu kadar köşeye sıkıştırılmanın başka açıklaması var mı?
    bunu hukuk işliyor diye açıklamak mümkün mü?
    madem suçsuzdular niye 3 yıldır tutukluydular.
    bu tür gözdağları yeni tavizleride getirir.
    17 25 aralık skandalı,reza ve hakan atillanın tutuklanması sonrası verdiğimiz tavizleri,15 temmuz kurgusu sonrası fetö ile mücadele masallarıyla ordunun devlet katındaki kadroların boşlaltılmasını unutmayalım.
    yakında yeni bir kahraman çıkarılacak. partisinden üyeliği düşürlen bağımsız parlayan yıldız demirtaş.
    yeni süreç ya yepyeni aktörlerle çizilecek yada bu korkuyla hayal bile edemeyeceğimiz tavizlerle devam edecek.
    o üç kişi boşuna tutulmadı içerde.:(

    •  

      aslında tek adama bir parmak sallama bir destek.
      bu sayede idliğ teki katil sürüsünü korumak için suriyeye gönderilen askerlerimiz unutturuldu.:(

Cevap Yazın


− 4 = 2

FpsAgency