Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
“Ülkemizin Bu Günlere Gelmesinde CHP’nin De Payı Vardır…“
14 Şubat 2020
21:54
20 Kez Okundu

alieralp

Baştan söyleyeyim:

Benim CHP ile bir alıp veremediğim yok.

Benim CHP ile bir kavgam, bir mücadelem yok.

Benim CHP’den bir çıkarım, bir koltuk, makam beklentim de yok…

Türkiye’nin bugünkü koşullarında, tek kurtarıcının, tek büyük partinin CHP olduğuna inanıyorum. Onunla işbirliği ve güç birliği yapan İYİ parti ve benzeri partileri de destekliyorum…

Ama ulusal, vatansever çizgisine rağmen, zaman zaman, İYİ partinin de MHP’lileştiğine tanık oluyorum. Bu üzücü bir durum. Bunu belirtmeden geçemeyeceğim…

Ben CHP’yi ve liderini eleştirmeye bugün başlamadım. Bunun geçmişi ta 2010’lara, yani Kılıçdaroğlu’nun başkan seçildiği ilk yıllara dek uzanır.

O gün de bugün de tek amacım, CHP’nin gerçek bir Atatürk partisi olması; talancılarla, vurguncularla dişe diş bir mücadele vermesi; Atatürk’e, laikliğe, demokrasiye ve tam bağımsızlığa sahip çıkmasıdır…

En önemlisi ise iktidar mücadelesi yapmasıdır. Gerçek bir iktidar mücadelesi yapılsaydı eğer bu güne değin, 18 yıl gibi uzun bir süre AKP başımızda duramazdı. Neyse ki İmamoğlu geldi de saltanat çatırdamaya başladı biraz.

Ben, Genel Başkan seçilmesinden 6 ay sonra, 2010’larda, Kılıçdaroğlu’nu eleştirmeye başlamıştım. Yine o yıllarda az da olsa, onun Kemalist çizgiden uzaklaşması, Dersim çıkışı, AKP ile bazı konularda uzlaşma belirtileri göstermesi karşısında, onu eleştirmek zorunda kalmış ve bir de “açık mektup” yayınlamıştım.

Ama bu temel konuya girmeden önce şunları vurgulayayım:

Bir kimsenin “İyi insan, doğru ve dürüst insan olması ayrı bir şey; mücadeleci, direnişçi, ulusalcı çizgide doğru kararlar alıp, ülkesini kurtuluşa götüren bir lider, bir politikacı olması ayrı bir şeydir…

Hiçbir mahkeme Kemal Kılıçdaroğlu’nu hırsızlıktan, yolsuzluktan mahkûm edemez. Bu iki kere iki dört kadar kesindir. Ama iyi bir öncü, lider olabilmek için tek başına bu nitelik de yeterli değildir. Dürüstlüğün yanında cesur, ileri görüşlü, çözüm üretici olmak da gerekir.

Örneğin Gazi Mustafa Kemal iyi bir önderdi. İyi bir kurtarıcı ve devrimciydi. Onun çevresinde bulunan komutanlar, politikacılar da dürüst, vatansever, mücadeleci insanlardı. Ama Ata’mız gibi tarihe yön veren, yön belirleyen kişiler değillerdi.

Bazen emperyalizmle ve Osmanlı hükümeti ile uzlaşma yolları bile arıyorlardı… Onları bu yanlış sapmalardan yine Mustafa Kemal kurtarıyordu.

Genellikle onlar reformist, idare-i maslahatçıydılar. Yani zamana ayak uyduran kişilerdi.

Büyük önder, “İdare-i maslahatçılar esaslı inkılap yapamazlar” demişti.

Nitekim Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerden ödün verme işi onun ölümünden hemen sonra, çevresindekiler ve arkadaşları tarafından başlatıldı.

Bu, yadsınamaz bir gerçektir.

Ve Atatürk’ün değer verdiği yakın çalışma arkadaşları, yine onun ölümünden sonra yönetimden uzaklaştırıldı. Onun kızağa çektikleri, etkin görev vermedikleri ise daha sonra yeniden işbaşına getirildiler.

Hatta bunların içerisinde karşıdevrimciler bile vardı.

Din sömürücülüğü Ata’mızın ölümünden sonra yeniden hortlatıldı.

Türkiye, 1950’ye kadar ABD ile birçok ikili antlaşmalara imza attı. Ve IMF’ye, Dünya Bankası’na da 1947 yılı içinde üye oldu.

Truman doktrini ile o yıllarda tanıştı.

DP iktidarından önce okullara din dersleri bu karşıdevrimciler tarafından kondu ve tarikatlar, tekkeler yeniden başlarını kaldırdılar.

Günümüze gelince…

Pazar günü yapılan CHP İstanbul İl Kongresi’nde, yeniden İl Başkanlığı koltuğuna oturan Canan Kaftancıoğlu, dinci kesimlere daha şirin görünebilmek için bazı gerici uygulamaları yeniden başlattı. İl yönetim kuruluna başörtülü bir üyeyi de aldı.

Elbette partiye türbanlılar da gelebilir. “Partiye geleceksin ama önce türbanı çıkaracaksın” diye bir koşul ileri süremeyiz. Biz, başörtülü işçi – köylü kadınlarımızı partiye kabul ederiz. İtirazımız olmaz.

Burada ters olan şey, türbanlı bir kadının en büyük ilimizin parti yönetimine alınmasıdır… Hem de göstere göstere alınması, herkese örnek olmasıdır… Yanlışlık burada yapılmıştır.

Çağdaş giysiler dururken, neden dinciliğin simgesi olan türbanda ısrarcı olalım?

Türbanlı birisinin yönetimde olması pek savunulacak, beğenilecek bir durum değildir.

Geçmişte Kılıçdaroğlu’nun yaptığı türban, tarikat, tekke, seçim hataları ile bugünlere geldik zaten. Meclise türbanlılar alındığında Kemal Bey hiç itiraz etmedi. “gık”ını bile çıkarmadı. Sineye çekti ve AKP’ye yeşil ışık yaktı… Ergenekonlar, kozmik odalar karşısında suspus oldu…

O da Bülent Ecevit gibi direnebilseydi, yer gök türbanlılarla dolup taşmazdı bugün…

Kaftancıoğlu’nun CHP yönetimine türbanlı bir üyeyi alması doğru bir seçim değildir bence. O, bu davranışı ile AKP’li seçmene şirin görüneceğini, onlardan üye çalacağını düşünüyorsa yanılıyordur.

AKP üyelerini etkilemek, TÜRBAN, din dalkavukluğu, sakal, sarıkla değil, Atatürk’ün ÇAĞDAŞ, LAİK, UYGAR, DEVRİMCİ politik çizgisi ile sağlanmalıdır…

alieralp37@gmail.com

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


7 + = 9

FpsAgency