Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Çin-Rusya-Hindistan Bloğu
15 Ocak 2020
08:25
60 Kez Okundu

maliguler

Londra Zirvesi yaklaşırken, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg “Çin’in ilk kez NATO’nun resmi gündeminde” olduğunu açıklıyordu.

Nitekim öyle de oldu. NATO’nun Londra Zirvesi’nde Çin “risk potansiyeli” görüldü ve fiilen NATO’nun hedefi ilan edilmiş oldu.

Bu, ABD’nin son ulusal savunma stratejisiyle uyumlu bir planlamaydı elbette…

ABD’nin Hint-Pasifik Stratejisi

ABD’nin bir süredir belirlediği ulusal güvenlik stratejisi, Asya-Pasifik stratejisidir. Çin’i bölgesinde çevrelemeyi esas alır bu strateji.

Ancak ABD stratejisini en son güncellediğinde, ismini de güncelledi: Asya-Pasifik stratejisi, Hint-Pasifik stratejisi oldu.

Washington,  açıkladığı Hint-Pasifik stratejisi ile kendi batı kıyılarından Hindistan’ın batı kıyılarına kadar olan bölgeyi “ABD’nin geleceği için en kritik bölge” ilan etti.

Pentagon’un şefi, ABD Savunma Bakanı Mark Esper bu stratejiye uygun askeri planlamalarını şöyle özetledi: “Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır.” (20.12.2019)

Evet, ABD, neredeyse 30 yıldır esas rakibinin Çin olacağını görüyor, biliyor ve ilan ediyor. Bu nedenle de neredeyse 20 yıldır adım adım Asya-Pasifik stratejisi inşa etti.

Peki, ne oldu da Asya-pasifik stratejisi, Hint-Pasifik stratejisi oldu?

Denilebilir ki, Ortadoğu’yu tamamen bırakarak Pasifik’e yönelmek ABD emperyalizmi için uygun olmayacağından, Pentagon bir sentez yaparak, Hint okyanusundan, yani Ortadoğu’nun hemen doğusundan başlayarak hattını genişletiyor…

Kuşkusuz bu da var. Ancak esas nedenin Hindistan’ı yanına çekmek olduğu anlaşılıyor. Açıklayalım:

Üçlü işbirliği modeli

Rusya’nın ünlü Dışişleri Bakanı (sonra da Başbakanı) Yev­geny Primakov, 1990’ların sonunda ABD’ye karşı Rusya-Çin-Hindistan bloğunun oluşturulması gerektiğini savunuyordu.

21. yüzyılı Amerikan yüzyılı yapmak isteyen küresel he­gemon ABD’ye karşı ancak böylesi bir birlikle karşı durula­bilirdi.

Pratikte bu gerçekleşti: Rusya, Çin ve Hindistan hem Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) içinde hem de BRICS içinde birlikteler.

Kuşkusuz üçlü içinde Hindistan’ın Rusya ve Çin’e göre ABD’yle ilişkileri farklı bir noktada. Bu da Hindistan’ın So­ğuk Savaş boyunca Rusya’yla yakın durmasına rağmen güçlü bir Çin endişesi bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Aslında üçlü içindeki ikili ilişkiler açısından ABD’ye karşı işbirliği olduğu gibi, kendi aralarında rekabet, gelecek endi­şeleri ve bugün kritik seviyede olmayan kimi ulusal çıkar çatışma­ları da vardır.

Ancak, esas eğilimin, üç ülkenin de işbirliği yönünde olduğu görülüyor.

ABD’nin hedefi: Üçlü işbirliğini bozmak

ABD, 21. yüzyılı “Amerikan Yüzyılı” ilan ederken, hızla büyüyen Çin’e karşı “daha geniş Batı” inşa etmeyi önüne hedef koymuştu.

Daha geniş Batı, Rusya’yla olacaktı. Zayıflayan, eski Sovyet bölgelerini ABD’ye kaptıran Rusya, Batı’yla yan yana olmaya mecburdu Washington’a göre. Anımsayalım: O yıllarda AB-Rusya ve NATO-Rusya konseyi gibi mekanizmalar kuruldu…

Ancak bu gerçekleşmedi ve Vladimir Putin döneminin başlamasıyla silkelenen Rusya, yeniden yükselişe geçti.

İşte o şartlarda ABD için esas büyük problem başlamıştı: Çin-Rusya işbirliği…

ABD açısından Çin-Rusya ittifakı, “kesin yenilgi” demekti.

İşte ABD son yıllarda şu esasa göre hareket etmeye çalışıyor: Çin-Rusya ittifakına karşı Hindistan’ı yanına çekmek…

Zira bir zamanlar Primakov’un öngördüğü Çin-Rusya-Hindistan bloğu kurulursa, ABD emperyalizmi teslim bayrağı çekmek durumunda kalacak!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Ocak 2020

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


+ 2 = 8

FpsAgency