Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Şu Joker filmini lütfen sevmeyiniz
23 Ekim 2019
08:15
36 Kez Okundu

Mine Söğüt

O film, sandığınız gibi, iyilerin kötülere karşı haklı isyanını anlatmıyor.
Ezilenlerin uğradıkları zulüm karşısında güçlenip bir gün egemen hale geleceğinden bahsetmiyor.
Yoksulların, mazlumların, ahı alınanların sabrının gün gelip fena taşacağı mesajını vermiyor.
Kötülerin cezalarını eninde sonunda bulacaklarını müjdelemiyor.
Kapitalist sistemin yıkılacağını, düzenin altüst olacağını göstermiyor.
Aksine…
O film sizi, bunların asla olmayacağına ikna etmek için kurgulanmış bir masalın kâbusunda kandırarak, etkisiz hale getiriyor.
Çoktan vazgeçtiğiniz isyan enerjinizi sahte bir mutlulukla bileyerek iyice körleştiriyor.
Bilinçaltınızdaki korkuları, endişeleri tetikliyor.
Size güvenli bir hayatın şartlarını tersinden bir dürtüyle yeniden öğretiyor.
İktidarların elini güçlendiriyor.
Medyanın etkisini pekiştiriyor.
Ve isyanların haklılığını kirletiyor.
Eğer o filmdeki mesajları verilmek istendiği gibi dümdüz okursanız, fena şekilde aldanacaksanız.
Şu anda dünyada yükselen barışçıl ve çevreci başkaldırıları tersinden okuyacaksınız.
Anarşizmi illa şiddetle bir algılanan bir eylem sanacaksınız.
Yıkmanız gerekenin ne olduğunu tümden unutacaksınız.
Başkaldırı ancak yakarak, yok ederek, öldürerek gerçekleşir diye belleyeceksiniz.
Ve en korkuncu…
İyiliğe karşı zaten ufacık kalan inancı zihninizde tamamen yok edeceksiniz.
Bir palyaçonun, şiddete uğramış çocukluğunun üzerine inşa edilen ve eziklikle iyi kalplilik arasındaki ince bir hatta gidip gelen varlığının temsil ettiği duygularla özdeşleştirdiğiniz her ne varsa, hepsine kuşkuyla bakın.
Kurban psikolojisine sokulan kalabalık halkın arasına karışmanız için kurulan tuzağa kanmayın.
Zengin düşmanlığı sığlığına indirgenen, demode dolduruşun gazıyla kabaran duygularınızın, o kabarma geçtikten sonra hangi korkularla daha da ehlileşeceğini fark edin.
O filmde…
Kendi cinsel hayatının heyecanına kapılıp çocuğuna sahip çıkmayan bir annenin deliliğinde simgelenen dişiliğin kadın algısına yönelik muhafazakâr dilini görmezseniz…
Yoksulluğun ve yeteneksizliğin pençesinde kıvranan, ulaşamayacağı hayallerin peşinde koşan bir insanın çaresizliğini, çocukluğunda başına yediği darbeler yüzünden yarım kalan aklına bağlarken vicdanınızı sızlatan insani duyguların, asıl karşı çıkmanız gereken tehlikeli mülkiyet ve mahremiyet kavramlarını, aile ve devlete dair sorgulamalarınızı gölgelediğini fark etmezseniz…
Üç zengin adamın ve bir kötü politikacıyla kötü televizyoncunun karikatürize edilen gaddarlığında rasyonalize edilen intikam duygusunun, kalabalıkları galeyana getirişindeki ahmakça matematiği sanki ilahi adaletmiş gibi kurgulayan bir senaryonun formülüne kanmayı reddetmezseniz…
İyinin kötüye dönüşümündeki arabesk küfrü kendi içinizdeki kötüyü ve aymazı onaylama fırsatı olarak görür…
Ve filmden, asla kazanamayacağınız bir zaferin yalandan heyecanıyla çıkarsınız .
Sonra da aslen bir gün “çapulcular” tarafından yakılıp yıkılmasından çok korktuğunuz, çok eskimeden değiştirmek zorunda kalacağınız ve daha üst bir modelinin taksitini ödemek için karıkoca çalışmaya devam edeceğiniz, ekonomik yakıtlı gri ya da beyaz arabanıza binerek tıpış tıpış evinize dönersiniz.
Hiç unutulmaması gereken gerçek şudur:
Bu dünyayı yakarsa mazlumlar yakmaz.
Bu dünyayı yakarsa, ancak paketli hiçbir ürünü tüketmeyenler yakar.
Bu pakete romanlar, filmler, hikâyeler de dahil…

Cumhuriyet

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


× 4 = 36

FpsAgency