Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Doğan’ın “kozmik” arşiv’i ve/veya Final sorusu: Yumurta mı “Tavuk”tan çıkar yoksa “Tavuk” mu “Yumurta”dan?!
23 Ağustos 2019
13:45
262 Kez Okundu

hamahmut

ZAKKUM
(Karikatürist Hüseyin Çakmak’ın pis sırıtması ile ünlü anti çizgi kahramanı) Hırbo, iki elini havaya doğru açarak, yüksek sesle bağırır:
“Duruuuuuuunnnn! Siz kardeşsiniz!”
http://www.radikal.com.tr/politika/adayligi-kardesim-tayyip-erdogan-diyerek-abdullah-gul-mu-aciklayacak-1194768/
http://www.diken.com.tr/gul-ve-davutoglundan-kayyim-elestirisi-dogru-olmadi-sistemin-ruhuna-aykiri/
https://www.youtube.com/watch?v=SHKwzicmghY
Nokta.

DURUM
İktidar’da “3 Y”den mülhem “4 Y” (Yolsuzluk, Yasaklar, Yoksulluk ve büyük Yalanlar) var ise soru şu:
Devlet’i kim’ler yönetiyor?!
a. Seçilmişler
b. Atanmışlar
El cevap:
Ek soru:
Tavuk mu “Yumurta”dan çıkar, yumurta mı tavuk’tan!?
Dilemma.
Ezcümle:
“Stratejik akıl” yok ise yumurta da düşse taş’ın üstüne, taş da düşşse yumurta’nın üstüne, olan yumurta’ya olur.
Nokta.

SÖYLEMMETRE
Haber şu:
Çarpıcı bilgiyi Can Dündar’ın yaklaşık 15 yıl boyunca şahsi internet sitesini yönetmiş olan Saim Tokaçoğlu paylaştı.
Tokaçoğlu, Temmuz ayında “Kayda Geçsin Diye – Uğur Mumcu gazeteciliğinden Can Dündar zihniyetine 45 yılın öyküsü…” adlı bir kitap yayınladı. Telgrafhane Yayınlarından çıkan anı kitabında Tokaçoğlu, Almanya’da firari olarak yaşayan Can Dündar hakkında çok dikkat çeken anılara yer verdi.
1 SAAT 48 DAKİKA KAYDETMİŞ!
Tokaçoğlu, Dündar’ın Aydın Doğan’ın bir sohbet yemeğindeki konuşmalarını gizlice kaydettiğini yazdı. Kayıt süresinin de 1 saat 48 dakika olduğunu aktardı.
Kitabın 121’inci sayfasındaki anısında Saim Tokaçoğlu, “Can’ın etik anlayışını en iyi anlatacak belgelerden biri de DVD’ye aktarılarak yedeklenmek üzere bana verdiği hafıza kartlarından birinden çıktı” ifadesini kullandı.
Tokaçoğlu şöyle devam etti:
“Bu bir yemekte gizlice kaydedilmiş bir ses dosyası. Yalnızca dosyaya arşiv bilgisi ekleyebilmek için bir kısmını dinledim. Aydın Doğan, Can Dündar ve seslerden anlaşıldığı kadarıyla iki kişi daha bir restoranda yemek yerlerken kaydedilmiş. Belli ki özel bir yemek, çatal bıçak sesleri, espriler, kahkahalar arasında Aydın Doğan konuşuyor da konuşuyor…”
Saim Tokaçoğlu, 2003 yılında Can Dündar’la yaşadığı anısını şu sözlerle aktardı:
DÜNDAR’IN BİLGİSAYARI ÇÖKÜNCE…
“Can Dündar, Milliyet gazetesinin haftada bir yayımlanacağı ‘Popüler Kültür’ ekinin başına geçti. Sürekli yeni işler, yeni yükler de getiriyordu beraberinde. E-mail trafiği artıyor, Can’ın bilgisayarı o günkü teknolojinin de ilkelliği nedeniyle çok sorun çıkarıyordu. Mümkün olduğu kadar sık dosyaların, belgelerin, fotoğrafların yedeklerini almaya çalışıyordum. Yurt dışında yaptığı röportajların fotoğraflarını kendisi çektiği için başkasında bir kopyası da olmuyordu. Bilgisayar çöktüğünde kaybolan dosyaları kurtarmak için günlerce uğraşmak gerekiyordu.
Yine bir gün internette ilgisiz sitelerden birinde bir linke tıklamış. Başka bir şey yapmasına fırsat kalmadan bütün disk tertemiz olmuş, bütün dosyalar silinmiş. …”
DVD’DEN ÇIKANLAR
“İki güne yakın uğraştım, ama sonunda çok az kayıpla bütün dosyalarını kurtardım. (…) Dosyalarının kurtulduğunu öğrendiğinde doğal olarak çok sevindi. Emek’te onların bürosunda buluştuk. Kurtardığım dosyaları bir DVD’ye kaydedip yedekleyip, Can’a vereceğim ama bir telaşla etrafımda dönüp duruyor ‘şunlara bir de ben bakayım’ diye. ‘Yedeklemeye gerek yok’ diye bazı dosyaları sildi. ‘Tamam bunları DVD’ye kaydedebilirsin’ dedi ve kalktı bilgisayarın başından. Ancak, aceleye yedeği olmayan önemli dosyaları da silmiş olabilir düşüncesiyle çöp kutusundaki dosyaları da alıp attım DVD’ye. Daha sonra baktığımda yurt dışında genç bir hayat kadınıyla yaptığı röportaja ait ‘çok özel fotoğraflar’ olduğunu gördüm. O serinin yayınlanabilir nitelikteki karelerini röportajında kullandı. Bunun ne kadar etik olup olmadığını da ‘sağ kolu’ ile paylaştım.
DÜNDAR, DOĞAN’I NEDEN GİZLİCE KAYDETTİ?
Can’ın etik anlayışını en iyi anlatacak belgelerden biri de DVD’ye aktarılarak yedeklenmek üzere bana verdiği hafıza kartlarından birinde çıktı. Bu, bir yemekte gizlice kaydedilmiş bir ses dosyası. Yalnızca dosyaya arşiv bilgisi ekleyebilmek için bir kısmını dinledim. Aydın Doğan, Can Dündar ve seslerden anlaşıldığı kadarıyla iki kişi daha, bir restoranda yemek yerlerken kaydedilmiş. Belli ki özel bir yemek, çatal-bıçak sesleri, espriler, kahkahalar arasında Aydın Doğan konuşuyor da konuşuyor. Seslerin netliğine bakılırsa Can, Aydın Doğan’la masaya oturduklarında girmiş kayda ve tam 1 saat 48 dakika kaydetmiş o masadaki bütün konuşmaları. Bana o ses kaydının olduğu hafıza kartını yanlışlıkla vermiş olmalı. Dinlemedim, dinlemeyi de düşünmüyorum. Ama Can’ın etik anlayışına bir puan verebilmeniz için aktarıyorum sadece. Aydın Doğan gibi birinin o masada yaptığı bütün konuşmaları gizlice kaydetmenin amacı ne olabilir sizce?”
(…)
Yorum şu:
Meteo: 28 Şubat.
“Mustafa” belgeselini çeken Can Dündar, Almanya’da.
Nüans?!
Kitap’taki satır’lar üzerinden, Aydın Doğan’ı zora sokacak bir kayıt’ın bulunduğu anonslanıyor.
O halde soru şu:
Kaydın ortaya çıkması, Doğan’ı mı zora sokar yoksa kayıt’ta adını andığı isimleri mi?!
El cevap:
Mesaj, Doğan üzerinden Acarkent’e, Hüsamettin Özkan vb.
AB / Brexit makas’ı.
‘Medya patronu’yken, Aydın Doğan’ın da “kozmik” birikim yaptığı, hasılı; “güçlü” bir arşiv’i olduğunun altı çiziliyor.
Aydın Doğan, Can Dündar’ın arka planını biliyordu ise…
Vs vs vs.
Nokta.
.
23 Ağustos 2019
Hayrullah Mahmud
yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
"Doğan’ın “kozmik” arşiv’i ve/veya Final sorusu: Yumurta mı “Tavuk”tan çıkar yoksa “Tavuk” mu “Yumurta”dan?!" yazısına 2 yorum yapılmış
  1.  
    Canan Telli

    Sayın Yazar,

    Gündelik siyaseti izlemeyi bıraktım. Haber okumuyorum, sizi izlememin nedeni de adam olmakla ilgili. Düşündürüp sorgulatıyorsunuz beni. Son yazılarınızdan birinde Gazi’nin yaşamında da sorunlar vardı, o zaman bunları nasıl çözüyordu demişsiniz ya, mükemmel. Bunu biraz daha açar mısınız? Size göre Gazi sorunları nasıl çözüyordu ve siz nasıl çözüyorsunuz? İş yapmak sorun çözmektir diyorsunuz ya, işini iyi yapmak da insanla uğraşmak demek. İnsanla uğraşmak zor. Bir ipucu vermişsiniz ya, Gazi’nin yaptığı gibi ortak aklı kullanmak, insanlara danışmak. Başarıya değil iş bitirmeye, ve bunun için de, önündeki engelleri kaldırması, gerektiğinde fakat bazı kelleler kesilecektir demesi… Bunlar ilham kaynağı. Hatta çokca eleştirilen o içkili akşam yemeklerinin bile böyle olmasının bir nedeni var. Çevresindeki insanların bazıları dalkavuk, bazısı gerçek düşüncesini açıklamıyor. Alkol bu filtreleri çözüyor ve Gazi’ye iyi gözlem yapması için fırsat sağlıyor. Bu arada siyaseti izlemeyi bıraktım desem de öyle eğitim aldım ki sizden bir bilek güreşinin kokusunu alıyorum. Davutoğlunun açıklamaları, Emine Bulut vakası. Çok güzel bir belgesel izledim, Great Hack. Dağın hareket etmesi imkansız toplumların da öyle ama günümüzde öyle bir medya var ki, toplumları yönetiyor, belgesel de sosyal medya açısından bunu ele alıyor. İzleme olanağınız varsa düşüncelerinizi almak isterim. Ama diyeceğinizi de tahmin ediyorum. Bu bir adam olmak meselesi ve nefs savaşı. İyi ki varsınız Sayın Yazar.

  2.  
    Kadir

    Gelişmiş ve medeni ülkeler bilimi kendilerine rehber edindikleri için akıl çapları sürekli gelişmekte.Sorunlarını bilimin ışığında akılcı çözüyorlar ve aynı sorunlarla bir daha karşılaşmıyorlar.Dahası yapay zeka,3D-üç boyutlu baskıcılar,insan ve aletlere takacakları sensörler vasıtası ile birbirileriyle irtibat kurabilen adına 4.sanayi devrimi dedikleri aşamaya gelmiş durumdalar.Üretim ve tüketim,sağlık, yapay insan organı üretiminde bile 3D basımı kullanıyorlar.Bunları yapan insanlar;mutlaktan muhtemel olana,varsayımlar ve olasılıkları dikkate alan, yani somuttan soyuta düşünebildikleri için yapıyorlar
    Önce birkaç soru: Siz hiç İngiltere’de futbolla, Amerika’da basketbolla, Fransa’da peynirle ya da şarapla ilgili kitap bulamayacağınızı düşünür müsünüz? Bu ülkelerde bu kitaplardan yüzlercesini bulabileceğinize eminsinizdir haklı olarak. Peki siz Türkiye’de güreşle ya da halk oyunlarıyla ilgili yeterince kitap bulabileceğinizi sanıyor musunuz? Hani güreş, bin yıllardan gelen ata sporumuzdu, hani halk oyunu ekiplerimiz dünya şampiyonuydu? Bir örnek daha: Bizde geleneksel çocuk oyunları konusunda yüzlerce çalışma vardır, ama çağdaş yorumlar içeren sistematik eser sayısı yok denecek kadar azdır. Bunları sıradan bir ilgisizlik, toplumsal bir beceriksizlik ya da okuma-yazma kültürü eksikliği olarak açıklayabilirsiniz. Oysa bunun ardında daha ciddi bir sorun var gibi görünüyor bana: Düşünce yapısındaki bir gelişmemişlik.İtfaiye müdürü, İstanbul’daki bütün okullara mektup yazarak öğrencilerine yangın eğitimi verebileceklerini söyler, taleplerini bekler. Okulların büyük çoğunluğu ya hiç yanıt vermez, ya da teşekkür edip geçiştirir. Ama kentteki bütün gayrimüslim okulları olumlu yanıt verir, gelmelerini ve öğrencilerini eğitmelerini isterler. Dünyaya bilimsel bakmayan ve bunun araçlarını talep etmeyen bir toplum oluşumuzun bundan daha çarpıcı bir örneği olabilir mi.Yazmak ve okumak.Ülkemizdeki somut gerçekleri yazıyorsunuz.Daha fazlası için saatlerce düşünüyorsunuz.Rekabet içinde olduğunuz arkadaşlarınızdan önce ve daha çok yazdığınızda mutlu oluyorsunuz,büyük bir haz duyuyorsunuz.Sakın hayır demeye kalkmayın,yazmak öyle bir şey.Yorumlar ve okunma sayısı iyi ise değmeyin keyfime.Görev yerine gelmiştir.Biz okuyucular olarakta ilk tepkimiz:helal olsun be..adam amma yazmış ha.. vb.deyip sizleri yere göğe sığdıramıyoruz.Bu kısır döngü yıllarca sürüyor,sürüyor ve sürüyor.Gerçekleri yazmak ve görmek sorunları bırakın çözmeyi,sorunlar her geçen gün dağ gibi birikiyor.Üstesinden gelemiyoruz.Soyut yani zihinsel düşünmüyoruz.Zaten düşünebilsek sorun olmayacak.Mesele burda.Medeni ve gelişmiş ülke insanı 1600 lü yıllardan sonra düşünebildiği ve bilimi kullandığı için bugün dünyanın HAKİMİ.

Cevap Yazın


− 7 = 1

FpsAgency