Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Kumpas şehidi Amiral’in bilinmeyen 17 Ağustos’u
17 Ağustos 2019
21:18
41 Kez Okundu

Çağdaş Bayraktar

17 Ağustos 2019. Tam yirmi yıl geçti o büyük depremin, kara günün ardından. Gölcük merkezli ve 45 saniye süren depremde 17 bin vatandaşımızı kaybettik, tabii resmi verilere göre. Bununla beraber sakat kalan yüz binlerce insan, travma sahibi milyonlar…

Gelişmemiş toplumlar, yapılması gereken birçok görevin sorumluluğunu kişilerin sırtına yüklüyor. Birçok sorun, kişilerin bireysel inisiyatifiyle çözülüyor. Bu “gün” kurtarılıyor ama “yarın” yine şüphede, sahipsiz, “muallak”.

Toplumun kendi içinde yetiştirdiği kahramanları tanıma fırsatı bulması, bu sistemsizliğin, sorumsuzluğun teskin edici olmayan tesellisi.

İşte bu yazı, onlardan birisinin bilinmeyen 17 Ağustos’unu anlatıyor.

DEPREM GÜNÜ BİR BİNBAŞI…

İnsanları ölümsüz kılan, yaptıkları ve yapmadıklarıdır çoğu zaman. Fakat bunların ölümsüzlüğünü kuşaklara aktaracak olan, bu olayların yazılmasıdır.

Balyoz kumpası ile zindanlara atılan, atıldığı zindanlarda ülkesine yapılanları hazmedemeyip, isyanının vücudunda bulduğu karşılık olan parça sonucu aramızdan ayrılan Amiral Cem Aziz Çakmak…

O’nu birçok askerden ayıran özelliklerini yazmak, bu vesile ile aktarmak, o özelliklerini görenlerin- duyanların vicdan borcu…

Deprem vakti Binbaşıdır Cem Aziz Çakmak.

Hikayenin ilk kısmını Pelin Çınar – Burak Bilge çiftinin yazdığı ”Babamı Beklerken“ kitabından aktaralım:

“(…)

Depremin olduğu gece Tuğçe’nin(Cem Çakmak’ın kızı) dedesi ve anneannesi onlarda kalmaya gelmişti. Bu nedenle Tuğçe, diğer akşamlara nazaran daha geç yatmıştı. Gece saat 3′ü gösterdiğinde Tuğçe bir anda yatağından fırlayarak uyandı. Dünyanın sonunun geldiğini sanmıştı. Duvarlar üstüne üstüne geliyor, dolaplar yatağının üstüne yıkılıyordu. Kelimeyi şehadet getirmeye başladı. Bir yandan da korkudan ağlıyordu. O sırada içerdeki odadan babasının sesini duydu. O da uyanmış ve “Hangi hain ülke bizi bombalıyor” diye bağırıyordu.

O sırada korkunç bir gürültü duyuldu ve gökyüzü aydınlandı. Salondaki vitrin ve dolaplar da yere yıkılmıştı. Ailenin misafirleri de salonda yatıyordu. Ancak yeni aldıkları çekyat onların hayatını kurtarmıştı. Eğer o çekyat olmasa yerde yatıyor olacaklardı ve muhtemelen yıkılan dolapların altında kalacaklardı.

Babası önce Tuğçe’yi sonra Dilara’yı odasından aldı. Dilara’nın odasında karşılıklı dolap yatağının üzerine yıkılmış ve küçük kız bu iki dolabın arasındaki üçgen alanda kalmıştı.

(…)”

“BENİM GİTMEM GEREK”

Sonra ne mi oldu?

Cem Çakmak ailesini toparladı, daireden çıkardı. O sırada eşi nöbette olduğu için bebeğiyle yalnız depreme yakalanan üsteğmen eşini de aldı, apartmandan dışarıya çıkardı.

Dışarıya çıktığında gördüğü manzara korkunçtu.

O’nun için her daim önce vatandı.

Belki de taparcasına sevdiği ailesinden bile önce…

Ailesini hemen evin önünde bıraktı. ”Benim gitmem lazım“ diyerek.

Saat 03:30 civarı.

Donanma’da devir teslim yeni olmuş, Gemi komutanı izinde. Kendisi Binbaşı ve ikinci komutan.

Gemi de tersanede havuzda. Gemiyi denize indirmek için yeterli mürettebat yok. Bir avuç subay.

Fakat insanlar an itibariyle depremzede, mağdur. Öyle ya da böyle, bir şeyler yapılmalı.

Ki zaten Cem Çakmak’ı Cem Çakmak yapan, kriz anlarındaki cesareti ve akılcılıktan asla kopmadan sorumluluk alabilmesi.

“BEN YAPARIM”

Yapılan 2-3 görüşme. Aldığı yanıt: “Yapamazsın çok riskli.”

Verdiği yanıt onu tanıyanların tahmin edeceği üzere ondan beklendiği gibi:

“Ben yaparım” 

Çünkü yapılması gerektiğini, insanların durumunu görmesi, bilmesi.

Tersaneye gitmesi, gemiyi TÜPRAŞ açıklarında denize indirmesi, sonrasında da Yalova açıklarındaki diğer gemilerin yanına götürmesi.

Birçok insanın bu gemi sayesinde barınacak yer bulması, karnının doyması.

***

Sonrasında depremin mağdurlarından da olan eşi Sevgi Ablaya (Çakmak) sordum, ne zaman geri yanınıza geldi diye, yanıtı inanılır gibi değildi:

“4 gün sonra!”

Cem Çakmak onları bırakıp gidince, onlar da başka bir gemiye binmişler. Cem Çakmak Geminin komutanından ailesinin durumunu sormuş. Telsizden onların iyi olduğu yanıtını alınca da kendi yarattığı göreve devam etmiş. 4 gün boyunca aile ile Cem Aziz Çakmak arasındaki tek ve “dolaylı” iletişim bu.

***

Peki ya şimdi?

Depremin üzerinden 20 yıl geçti.

O depremde halka kol-kanat geren Donanma, halka kol-kanat gerdiği Gölcük’te kumpasa uğradı.

17 Ağustos’taki üstün hizmetlerinden ötürü Cem Aziz Çakmak’a “Cesaret ve Feragat ödülü” veren Deniz Kuvvetleri ve Genelkurmay bile kahraman Türk subaylarına sahip çıkmadı.

Cem Çakmak tutsak bulunduğu zindanda kanser oldu, sırf “fırsatçılık” sayarlar diye uzun süre hastaneye gitmeyi bile kabul etmedi. Yaklaşık 1,5 yıl direndi. Son günlerinde ateşi yükseldiği için birçok kıyafetini çıkarması gerektiğinde dahi çıkarmadığı şey ise cevşeniydi.