Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
BOP’ta, her şeyi elde etmiş varsıl bir’ine, onu şaşırtacak, ne hediye -special- edilebilir ki?!
14 Ağustos 2019
08:04
311 Kez Okundu

hamahmut

SÖYLEMMETRE
Haber şu:
Sadece bir kedicik değil bir boksörüm de
Rus Dışişleri Sözcüsü Zaharova, üstüne su yeşili kısa bir elbise, ellerine de kırmızı boks eldivenleri giydiği bir fotoğrafını paylaştı. Instagram hesabındaki fotoğraflı paylaşımında “Hadi gelin bakalım” diye yazan Zaharova, Facebook’taki iletisineyse şu ifadeleri iliştirdi:
“Çok yakınımda durmayın. Sadece bir kedicik değil bir boksörüm de.”
Sputnik’in haberine göre bunun yanında Rus Dışişleri Sözcüsü’nün boks eldivenli bu fotoğraf, yeni bir projenin parçası mı ya da kişisel bir çekim mi, net olarak bilinmiyor.
Ancak söz konusu paylaşımları sosyal medyada dakikalar içerisinde binlerce beğeni aldı. Kimileri paylaşım altına yaptıkları yorumlarda Rus Dışişleri Sözcüsü’nün ‘çetin ceviz oluşuna’ ve ‘düzgün fiziğine’ iltifat etti.
https://odatv.com/sadece-bir-kedicik-degil-bir-boksorum-de-11081919.html
(…)
Yorum şu:
“Güvenli bölge” üzerinden iade-i mesaj adres’e teslim.
BOP’un final’inde “kum torbası”na dönmüş, dönüştürülmüş başt’Ankara enstantanesini yumruk’layan yumruk’layana.
Ya da rahmetli Kayahan’ın şarkısında söylediği gibi bir aslan miyav dedi, minik fare kükredi, yine yeniden…
Nokta.

DURUM
Yazı şu:
Fehmi Koru: Dışişleri bakanı “Yeniden Asya” dedi.. Dedi de iyi mi yaptı? AK Parti’nin 18 yılına bu gözle bakalım…
Bakmayın adının ‘dış politika’ konulmasına; aslında bir ülkenin dış politikası o ülkenin içerisini en fazla etkileyen tercihlerini yansıtır. En kalıcı politik çizgi de hep o alanda yaşanır; iktidarlar gelir geçer, ülkelerin dışa dönük politikalarında büyük çapta bir değişiklik olmaz. Dış politikayı daha fazla ciddiye alan iktidarlar olur ve bu yüzden sıkıntılar da yaşanabilir; ancak dış politikayı hafife alan iktidarlar da fazla uzun ömürlü olamıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin geleneksel dış politikası, yerine kurulduğu Osmanlı İmparatorluğu’nun nihayetine doğru yaşanan sarsıntıların etkisini üzerinde taşıyor. Bu durum, bizim ülke olarak hem şansımız, hem de en ciddi sorunumuzdur. Savaşlardan kaçınırız ülke olarak, başka ülkelerin iç işleriyle fazla ilgilenmeyiz, yönümüzü Batı’ya çevirmişizdir. Ülkemiz sınırları dışında yaşayan aynı ırk, din, hatta ülküye sahip unsurlara sahip çıkmaktan da, içeride de kendilerine farklı bakan ve öyle bakılmasını isteyen vatandaşlara kulak vermekten de kaçınırız.
‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sloganı bunu ifade eder.
Cumhuriyet’in bir asra yaklaşan tarihinde izlenen dış politik çizgisinde esas, yukarıdaki paragrafta özetlenen genel bakıştır. Bu genel bakışa ters düşen yaklaşımları deneyen ya da denemeye çalışan iktidarlar olmuştur, ancak onların bu yoldaki çabalarının kalıcılık kazandığı söylenemez. Kimi zaman bizim hareket kabiliyetimizin sınırlı oluşu, kimi zaman da hedeflenen yeni dostlar ve düşman bellediklerimizin verdikleri tepkiler yüzünden istenen sonuçlar alınamamıştır.
AK Parti geleneği esnetebildi
AK Parti’nin neredeyse 18 yılı bulan uzun iktidar süresinde dış politik çizginin sınırlarını esnetmek, ilgi alanını genişletmek için özel bir çaba gösterdiği söylenebilir. Daha önce uzak durulan yakın coğrafya ile samimi ilişkiler kurulmaya, Batı’ya dönük -neredeyse bağımlı- tek boyutlu tercihe yeni boyutlar kazandırılmaya çalışıldı bu süre içerisinde. Bunun yararı da pek çok alanda görüldü. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliğine, Türkiye, 192 üye ülkeden 151’inin oyunu alarak seçildi (2008); bu BM tarihinin rekorudur. Türkiye’nin gösterdiği aday (Ekmeleddin İhsanoğlu), İslam İşbirliği Teşkilatı’nda en uzun süreyle genel sekreterlik yapan kişi oldu.
Çeşitlendirilmiş dış politikanın kazandırdığı itibarın ekonomide de yararlarını gördü ülkemiz; son birkaç yılı dışarıda bırakacak olursak, tarihimizin en sıcak yabancı ilgisini, ekonomimiz, ondan önceki 10 küsur yıl boyunca gördü.
Gelişmelerin sağladığı özgüvenle ülkemiz kronik hal almış sorunlarını çözme yolunda adımlar da atabildi.
‘Komşularla sıfır sorun’ o dönemin temel ölçüsü haline geldi.
Ve Türkiye bütün bunları Batı ile arayı bozmadan gerçekleştirebildi. Aynı dönemde Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerinin başlaması da bunu gösteriyor zaten.
Bugün ise farklı bir noktadayız.
Esnetilen ve bir çok alanda yararı da görülen dış politikaya kazandırılmış yeni boyutlardan en önemlileri işlemez durumda. Yakın çevremiz kadar uzak coğrafyamızdaki sorunlar da içinden çıkılmaz işaretleri veren birer yumağa dönüştü. Aramızın iyi olduğu ülkelerin sayısı parmakla gösterilebilecek kadar azaldı. (2014 yılında ülkemiz yeniden BMGK geçici üyeliğine aday oldu; üçüncü turda Türkiye ancak 60 oy alabilirken 121 oy alan İspanya o görev için tercih edilmiş oldu.)
Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden siyasiler bir aralar zamanlarının neredeyse yarısını Batılı başkentleri ziyarete ayırırken, şimdilerde o tür ziyaretler pek olmuyor. Doğu’da da davetine mazhar olunan ülkelerin sayısı giderek azaldı.
‘Yeniden Asya’ ne demek?
Konuyu üzerinde düşünmeye değer bulmamın sebebi, Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, bayramın hemen öncesinde, “Yeniden Asya” şiarını gündeme taşıması oldu. İktidar partisinin galiba köklü tercihini yansıtan bir ibare bu. Bu sloganla kast edilenin, yakın komşumuz Rusya ve uzak coğrafyadan Çin ile ilişkilerimizi artırma niyeti olduğu aşikar.
Elbette Rusya ve Çin dış politikada önemleri ihmal edilemeyecek iki ülke. Türkiye’nin de bu ülkelerle daha yakın ilgilenmesinde hiçbir mahzur yok. Ancak, AK Parti’nin iktidarının ilk bölümünde -hiç değilse 2012’ye kadar- geleneksel dış politik çizgiyi esneterek ülkemize kazandırdığı çok boyutluluk, bu açıklama ile, yeniden tek boyuta indirgenme yolunda olduğumuz anlamına geliyor.
Tek boyutun ‘Batı’ olması kadar ‘Doğu’ haline gelmesi de doğru değildir. Tek boyutlu dış politika doğru değildir. Ülkemiz geçmişte yaşadığı sıkıntıların -hatta daha fazlasını- bu tercih istikametinde oluşacak yeni dış politika çizgisinde bulunurken yaşayabilir. Doğru olan, ‘çok boyutlu’ ve ‘barışçı’ dış politika çizgisidir.
Hatırlatmak istedim.
(…)
Yorum şu:
15 Temmuz’un dibacesi’nde yazan, ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sözü’ne atıf yapılmış.
Velev ki öyle değil, Koru da Atatürkçü oldu diyelim.
2007 Silivri kumpas süreç’indeki performans’ı ortada.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun “Yeniden Asya” beyanının tercümesine gelince:
Meteo: 28 Şubat.
Yani?!
Erdoğan yol’un sonunda.
Nüans?!
Rusya, bir süredir sarsılıyor.
Çin ise kendi nasır’larıyla hemhal.
Hasılı:
“Yeniden Asya” denilse de, şark sofrasındaki durum çok net.
NATO’dan çıkmamış, AB, GB süreç’ini sonlandırmamış bir Ankara ile her şey olması gerektiği mesafe’de.
Mursi’yken Sisi oldu, Rusya’nın Mısır’la ilişki röntgen’i ortada.
Çin vb.
İsrail / İran makas’ı çerçevesinde, dün “dün”de kaldı.
Köprü ülke Anadolu’nun böyle çekiştirtilmesi halinde, hikayenin final’i; Yugoslavya, Ukrayna, Çekoslavakya vb.
Ezcümle:
Neo Führer Trump.
Boris Londra’nın baş’ında!
Brezilya.
İsrail’de seçim var.
Vs vs vs.
Nokta.

NEDİR NE DEĞİLDİR
Haber şu:
Aralarında reşit olmayan kız çocuklarının da bulunduğu çok sayıda kişiye cinsel tacizde bulunmak ve seks amaçlı insan kaçakçılığı yapmakla suçlanan Amerikalı milyarder Jeffrey Epstein’in, cumartesi günü hücresinde ölü bulunması, komplo teorilerini de beraberinde getirdi.
Aralarında ABD Başkanı Donald Trump, Prens Andrew ve eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın da bulunduğu çok sayıda nüfuzlu kişiyle yakın ilişkisi olduğu belirtilen Epstein’in New York’taki hücresinde kendini asarak intihar ettiği açıklanmıştı.
BBC Türkçe, 66 yaşındaki Epstein’le ilgili dava sürecini ve bundan sonra yaşanabilecek gelişmeleri derledi.
NEDEN HAPSE GİRDİ
New York’taki federal savcılar 2002-2005 yılları arasında New York’taki evi ve Florida’daki malikanesinde aralarında 14 yaşındaki kız çocuklarının da bulunduğu reşit olmayan kişilerle para karşılığı cinsel ilişkiye girdiğine dair suçlamalar içeren iddianameyi geçen ay yeniden gündeme getirdi.
Epstein’e 2007′de de benzer suçlamalar yöneltilmişti. Savcılıkla anlaşan ve fuhuş suçlamasını kabul eden Epstein, olası bir ömür hapis cezası yerine 13 ay hapse mahkum olmuştu.
Amerikan medyasına göre 6 Temmuz’da Epstein’ın malikanesinde yapılan aramada yüklü miktarda nakit, çok sayıda pırlanta, adına düzenlenmiş, ikamet yeri olarak Suudi Arabistan’ın göründüğü günü geçmiş bir sahte pasaport ile yüzlerce genç kadının cinsel içerikli fotoğrafları bulunmuştu.
Yeni suçlamaların ardından Epstein New York’taki evinde göz hapsinde tutulmayı talep etti. Yargıç bu talebi reddetti ve Epstein, Temmuz başında hapse girdi.
İNTİHAR GÖZETİMİ
Epstein, 23 Temmuz’da boynunda izler bulununca intihar gözetimine alınmıştı. İzlerin intihar girişiminden mi yoksa saldırıya uğradığı için mi oluştuğu anlaşılamamıştı. Epstein yetkililere, hapishanede pedofil olmakla suçlanarak dövüldüğünü söyledi.
Yapılan psikolojik değerlendirme sonrası Temmuz sonunda Epstein’in intihar gözetiminden çıkarıldığı açıklandı.
CNN Televizyonu’na konuşan Jack Danson adlı bir hapishane psikoloğu, intihar gözetiminin normalde bir-iki gün sürdüğünü belirterek “meslek hayatım boyunca bir haftadan fazla süren intihar gözetimi görmedim. Bu uygulamada sekizer saatlik üç mesai halinde, tutuklu kişi 24 saat boyunca izleniyor. Bu yüzden Epstein’in intihar gözetimindeyken intihar ettiği iddiaları gerçekçi değil” dedi.
İntihar gözetimi, tutuklunun kendine zarar vermeyeceğine kanaat getirilince kaldırılıyor. Ancak hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler, “Epstein’in intiharı önlenebilirdi” diyor.
Trump’ın avukatlarından eski New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani “Epstein’in intihar gözetiminden çıkarılması çok saçma” diye konuştu.
Demokrat Parti’nin başkan aday adaylarından senatör Kirsten Gillibrand ve Elizabeth Warren, bu konuda soruşturma başlatılmasını istedi. Senatör Ben Cardin de “Neden intihar gözetiminde olmadığını anlamak güç” diyerek soruşturmanın sonuçlarının kamuoyuna açıklanmasını talep etti.
KOMPLO TEORİLERİ
Epstein’in ölümünden sonra komplo teorileri ortaya atıldı. Sosyal medyada Epstein’in başka ünlü kişilerin adlarının ortaya çıkmasının engellenmesi için öldürüldüğü, hatta ölümümün bile düzmece olduğu öne sürüldü.
Hapishane yetkililerine göre Epstein Cumartesi sabahı 06.30′da hücresinde cansız halde bulundu. Hapishane görevlileri Epstein’i hayata döndürmeye çalıştı ancak hastaneye kaldırılan Epstein’in öldüğü açıklandı.
Yetkililer, Epstein’in intihar ettiğini düşündüklerini söylerken resmi ölüm raporu henüz açıklanmadı.
Trump, Twitter’da muhafazakâr komedyen Terrence Williams’ın, Epstein’in ölümünden eski Başkan Bill Clinton ve eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ı sorumlu tuttuğu videoyu paylaştı. Trump mesajında Epstein’in intihar gözetimindeyken öldüğünü öne sürdü.
EPSTEIN’İN SERVETİ
Epstein hakkındaki federal dava kapandı. Ancak Epstein’e tazminat davası açmak hala mümkün olabilecek. Epstein’in ne kadar serveti olduğu bilinmiyor. Savcılar bile, Epstein’in ne kadar mal varlığı olduğunu kestiremediklerini söylüyor.
Mahkeme kayıtlarına göre fon yöneticisi Epstein’in Manhattan, Palm Beach, New Mexico ve Paris’te evleri, Karayipler’de adası, en az 15 arabası ve özel uçağı var.
“YAPTIKLARININ SONUÇLARIYLA YÜZLEŞEMEYECEK”
Jannifer Araoz adlı bir kadın, 15 yaşındayken Epstein’in kendisine tecavüz ettiğini iddia ederek dava açmıştı.
Aroaz, Epstein’in ölümünden sonra yaptığı açıklamada, “Epstein’in kurbanlarıyla mahkemede yüzleşemeyeceği için öfkeli ve üzgün olduklarını” belirterek “Bizler hayatlarımızın sonuna kadar bu travmayla yaşamak zorundayız. Ama Epstein işlediği suçların ve onca insane yaşattığı acıların sonuçlarıyla asla yüzleşmeyecek” dedi.
Savcıların, soruşturma kapsamında Epstein’in yardımcıları ve çalışanlarına da dava açabileceği söyleniyor.
Temmuz’da yeniden işleme konan iddianamede sadece Epstein’a suçlama yöneltiliyor. Ancak mahkeme kayıtlarında Epstein’e “masaj yapan kadınları ayarlayan” üç çalışandan söz ediliyor.
Ceza davasında mağdurlardan birinin avukatı olan Robbie Kaplan “Epstein ve suç ortaklarının kurbanları umutlarını yitirmemeli. Var gücümüzle adaletin yerini bulması için çaba harcamakla kalmayıp işlenen tüm suçların dünyaya duyurulmasını sağlayacağız. Genç kızlarımızın ya da erkeklerimizin bir daha bu tür şeyler yaşamaması için bu suçları ifşa etmek zorundayız” dedi.
Odatv
(…)
Yazı şu:
E Özkök: AH AHH BUGÜN ABD’DE GAZETECİ OLMAK VARDI
Cezaevinde “intihar eden” Jeffrey Epstein olayı öylesine büyüyor ki…
Adamın ilişkileri bir yandan Trump’a değiyor, öteki yandan Clinton’a…
Adam 2008’de de aynı delillerle içeri atılmış ama bir savcı o delilleri hiç dikkate almayarak, onu kurtaracak bir anlaşma yapmış.
Adam 13 ay hapisle yırtmış, onun da haftada 6 gününün 12’şer saatini kendi ofisinde geçirmiş.
Peki kim bu savcı? Sonradan Trump’ın bakanlarından biri olmuş.
Bu arada İngiltere Prensi Andrew da onun seks âlemlerine katılmış.
Bu arada ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Harvard ve MIT’nin adı da bu olaya karışmış.
Veee… Düşünün adam daha önce yine intihara teşebbüs etmiş ve intihar gözetimine alınmış…
Yine düşünün ki 9 gün gözetimden sonra çıkarılmış ve nasıl olmuşsa olmuş, kendini asacak bir ip bulmuş…
Veya eline vermişler…
(…)
Yorum şu:
Özkök’ün bu satır’larını okuyunca tebessüm ettim.
Gören de diyecek ki, vs vs.
İsmet Paşa’nın deyişinden apartma bir cümle ile söyleyecek olursak; Türkiye’de yaptıkları gazetecilik ne ise ABD’de yapacakları da odur!
Nüans?!
ABD’nin son Başkan’larını tanıyan ve de servet’i ölçülemediği iddia edilen “varsıl” öldü ise süreç’i doğru okumak elzem.
ABD’den Çin’e, Rusya’dan Türkiye’ye; “mesaj” BOP’un yeni zengin’lerine.
Vs vs.
Nokta.

VAZİYET
Haber 1:
Muğla’nın ilk ‘Sakin Kent’ unvanlı Akyaka Mahallesi’nin nüfusu Kurban Bayramı dolayısıyla 25 katına çıktı.
Kurban Bayramı tatilinin ikinci ve üçüncü günü de akın akın Muğla’ya gelen tatilcilerin araçları karayolunda uzun kuyruklar oluştururken günübirlik tatilcilerin gözdesi Ula’nın Akyaka Mahallesi’nin hem sahili, hem de sokakları tatilciler ile dolup taşıyor.
Muğla’nın ilk ‘Sakin Kent’ unvanlı Akyaka Mahallesi’nin yerleşik nüfusu 4 bin kişiyken, yaz aylarında özellikle hafta sonları 40-50 binlere varıyor. Kurban Bayramı tatilinde Akyaka’nın nüfusu yerleşik nüfusun 25 katı olan 100 bin kişiye dayandı.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/akyakaya-turist-akini-nufus-patladi-araba-koyacak-yer-kalmadi-41300997
(…)
Haber 2:
Hürriyet’in haberine göre Jennifer Lopez’in 2 saat’lük konser için kendi cebine koyduğu rakam tam 1 milyon dolar.
https://www.sabah.com.tr/galeri/magazin/iste-jennifer-lopezin-konserden-kazandigi-para-dudak-ucuklatti
(…)
Haber 3:
Barış Soydan / Kriz raporu: Bankalar hasarlı, Koç idare ediyor, BİM mutlu
Turizmin coştuğu bir dönemde THY’nin kârında yaşanan sert düşüş, en hafif kelimeyle tuhaf
İkinci çeyrek (Nisan, Mayıs, Haziran) bilançolarının açıklanması vesilesiyle bugün ekonomiye lokomotiflik yapan şirketlerin durumuna bir göz atalım…
Ekonomiyi yakından izleyen okurlar, kamu bankalarının yerel seçimlerin yapıldığı ilk çeyrekte piyasayı canlandırmak için kredilerde gaza bastığını hatırlayacaktır. İkinci çeyrekte bu durum değişmiş ve Halkbank, Nisan, Mayıs, Haziran’da kredilerde acı fren yapmış. Halkbank’ın bilançosundan: Ocak-Şubat-Mart’ta yüzde 10.7 olan TL kredi büyümesi, seçim bittikten sonra, yani Nisan, Mayıs, Haziran’da yüzde 1.9’a düşmüş.
İkinci çeyrekte özel bankaların kârlarında sert düşüşler var: İş Bankası’nın kârı ilk 6 ayda yüzde 27.8, Akbank’ınki yüzde 18.8, Garanti’ninki yüzde 6.9 geriledi.
Batık kredilerde durum ne? En büyük özel bankanın, İş Bankası’nın takipteki krediler oranı Nisan, Mayıs, Haziran’da çok hafif artarak yüzde 5.8’e çıktı. Makul bir oran. Ama asıl haber, “yakın izlemedeki”, yani batığa dönme ihtimali bulunan kredilerde.
“Grup 2” olarak adlandırılan bu kredilerin oranı İş Bankası’nda Nisan, Mayıs, Haziran’da yüzde 13.5’e dayandı. Bir başka özel bankada, Yapı Kredi’de yüzde 11.2′ye yükseldi.
Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş kısa süre önce beyin ölümü aslında çoktan gerçekleşmiş ama zorla yüzdürülen “Zombi şirketler”den yakınarak “Ekonomik nedeni yoksa illa da zombi firmaları canlı tutmaya çalışmak ekonomiye zarar verir” demişti. Sakın yakın izlemedeki krediler, “Zombi şirketlere” ait olmasın? Eğer böyleyse er veya geç batıklara eklenmeleri kaçınılmaz demektir.
Suratların asık olduğu bankacılıktan yüzlerin güldüğü ucuzcu marketlere geçelim… Beklenen gelişme: Vatandaş krizde ayakta kalmanın yolunu BİM, Şok’a yüklenmekte bulmuş. Bunun sonucunda Şok’un cirosu Nisan, Mayıs, Haziran döneminde geçen yıla göre yüzde 38 artmış. Enflasyon bu dönemde yüzde 16 civarında olduğuna göre Şok’un krizin ortasında reel olarak yüzde 22 büyüdüğünü söyleyebiliriz. BİM’de de durum farklı değil. Nisan-Mayıs-Haziran’da BİM’in cirosu bir önceki yıla göre 31 artmış.
Maşallah mı desek, ne desek… Türkiye’de ucuz segmente oynayanlar her zaman kazanıyor. İstanbul’da 2-3 liraya bir tabak yemek satan Balkan Lokantası’nın önünde öğlenleri uzayıp giden kuyruklar bunun göstergesi değil mi?
Lüks veya hadi lüks demeyelim, “temel ihtiyaç maddesi satmayanların” durumu ise pek iyi değil. Bunlardan biri: Teknoloji marketleri. Teknosa’nın cirosu Nisan, Mayıs, Haziran döneminde yüzde 12 artmış. Enflasyon yüzde 16 civarında olduğuna göre bu oran şirketin reel olarak küçüldüğü anlamına geliyor.
Nitekim Teknosa ikinci çeyrekte 42 milyon TL zarar açıkladı. Aslında şirket uzun zamandır zarar yazıyor. Sabancı Holding bir ara Teknosa’nın satışı için Mediamarkt ile masadaydı. Ama o görüşmelerden bir şey çıkmadı…
Geçelim holdinglere… Otomobil satışlarında yaşanan büyük düşüş Tofaş ve Ford’u sıkıntıya sokmasına rağmen Koç Holding kafayı suyun üzerinde tutmakta başarılı görünüyor. Holding’in kombine gelirleri Nisan, Mayıs, Haziran aylarında bir önceki yıla göre yüzde 17 arttı. Enflasyon yaklaşık yüzde 16 olduğuna göre Koç krizde ne uzamış ama ne de kısalmış.
Lakin kârlılıkta durum farklı. Koç’un kârı Nisan, Mayıs, Haziran’da sadece yüzde 6 artmış. Yani reel olarak daralmış. Yine de fakat, bu rakam aslında bir düzelmeye işaret ediyor.  2019’un ilk üç ayında Koç’un net kârı yüzde 32 düşmüştü. Yani ikinci çeyrek kârı aslında biraz toparlandı. Bunda Koç şirketleri Tüpraş, Yapı Kredi, Aygaz ve Otokar’ın ikinci çeyrekte beklentilerin üzerinde kâr açıklamalarının payı büyük.
Sabancı’da ise işler biraz daha kötü. Nisan, Mayıs, Haziran döneminde Sabancı’nın net kârı bir önceki yıla göre 23 düştü. Bunun nedeni, grup bankası Akbank ile çimento şirketlerinin kârlılıklarında yaşanan sert daralma…
Bitirmeden bir de THY’deki ilginç bir gelişmeye değinelim. THY’nin kârı Nisan, Mayıs, Haziran döneminde bir önceki yıla göre yüzde 70 azaldı. Sert düşüşün sebebi, Şeker Yatırım’a göre baz etkisi (Yani geçen yılın aynı döneminde yüksek oranlı bir artış gerçekleşmiş olması) ile şirketin yaptığı büyük bir varlık satışı. Vakıf Yatırım’a göre ise başta personel harcamaları olmak üzere giderlerde yaşanan yüksek oranlı artış ile kur farkı gelirlerinin beklenenin çok altında kalması.
Şu ya da bu, turizmin coştuğu bir dönemde THY’nin kârında yaşanan sert düşüş, en hafif kelimeyle tuhaf. Yakından izlemekte fayda var.
https://t24.com.tr/yazarlar/baris-soydan/kriz-raporu-bankalar-hasarli-koc-idare-ediyor-bim-mutlu,23408
(…)
Yorum şu:
Vatandaş, J. Lopez’in dudak uçuklatan bilet fiyatı’nı “nakit” ödeyip, Antalya’daki konser’inde ayak’ta dikilerek izleyebiliyor ise “ne ka”dar sağlık’lıyız sorusu gereksiz.
Üstüne üstlük, eski Roma’nın gladyatör dövüşlerinde olduğu gibi loca’dan, Arap Şeyhler’i gibi o fiyata konser izlendi ise ne ala ne ala!
İsviçre ne ki!?
Orada ne o fiyat’a konser izleyen çıkar, ne bizdeki köprü, otoyol.
Lüks’te, şatafat’ta, Katar’la en baş’a güreş’iyoruz.
Ayran’ımız yok içmeye, vs vs.
“İsraf” haram ise bir konser’e bu kadar para’yı ödeyenler kim’ler, hangi sistem’in zengin’leri (bebe’leri).
Ülke bataktayken, savaş’tayken, dört bir yandan sıkıştırılırken, gelir’ini normal yoldan eden hangi aile, hem de 50 yaşındaki bir kadın’ın “popo”sunu seyretmek için o kadar para’yı bir bilet’e verir!?
Nüans?!
Medya vatandaş’ı yanlış yönlendiriyor desek, bu hikaye’de tutmuyor.
Bir kısım vatandaş şakül’ü kaydırmış ve/veya Neo Lale Devri’nin ruhu’na uygun olarak Rubicon’u geçmiş desek…
Mümkün.
Kaldı ki, dün’e kadar “Milyon TL’ye verilen aylık faiz”in kırıntısı ile o konser’i loca’dan izlemek mümkün.
Bu sistem’in ürettiği maraz’lar bir değil, bin değil.
(Game) Oyun filmi’nin ünlü replik’i üzerinden söyleyecek olursak:
BOP’ta her şey’i denk olan birine, “huni” dışında ne hediye -special- edilebilir ki?!
Vs vs.
Nokta.
.
13 Ağustos 2019
Hayrullah Mahmud

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


5 + = 8

FpsAgency