Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Fırat Köprüsü’nden geçmek ya da geçememek ve/veya “The End”in siyasal İslam’daki meal’i nedir?!
14 Ağustos 2019
08:03
228 Kez Okundu

hamahmut

DURUM
(Hangi) Güvenli bölge?!
Arap Baharı’nda ne yaşandığı malum.
Büyük Ermeni Kürt devleti procesi, hayal’di gerçek oluyor.
“Mermer çatlağı” almış yürümüş, dört devlet’in sınırları içinde dolaşmakta.
Hal böyleyken…
BOP’un takke’li Alice’leri için yol’un sonu.
Son Durak.
Yukarı tükürseler bıyık, aşağı tükürseler sakal.
Isparmaça.
“Son Durak” ve/veya ertelenen Azrail’le son randevu kapsamında tik’tak.
Erdoğan ile Putin arasında yapılan “Soçi Antantı” çerçeve’sinde, iddia edildiği gibi “ABD battı” ise “Güvenli bölge” Asya.
Yeni Dünya’yı, Ankara, Putin kuruyor.
Yok, hikaye anlatıldığı gibi değil ise makas’lar ortada.
İsrail / İran.
ABD / Rusya.
NATO / ŞİÖ.
AB / Brexit.
Nüans?!
Türkiye dahil, küre’nin hiçbir yeri onlar için “güvenli bölge” değil.
Neticede, her ne yaşanıyor ise 2007 öncesinde verilen “Bu adamı delik’e süpürmeyin İran’la savaş’ta kullanın” sözü’nün kelebek etkisi’nden kaynaklı yaşanıyor.
Dün’e kadar “İran’la savaş çıkmaz” diyenler, bugün neden sessiz!
kaldı ki, “savaş”ı da düz, ezber üzerinden okumamak elzem.
Neo II. Dünya Savaşı’na akan süreç bağlamında, “şipşak analiz” budur.
AB / Brexit makas’ı.
Ankara, hem eksen’i kaydırıyor hem de eksen’ler arasında ciddi güvenlik açığı üretiyor.
NATO, Erdoğan Ankara’sının içinden çıkıyor, ŞİÖ ise “NATO’dan boşan da gel” diyor.
Vs vs vs.
Nokta.

NEDİR NE DEĞİLDİR
Enstantane 1:
Irak’ın kuzeyindeki bölgesel Kürt yönetimi Başkanı Barzani’ye yakınlığıyla bilinen Rudaw’da dikkat çeken bir haber yayımlandı. ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon), Rudaw Washington muhabiri Roj Ali Zalla’nın “Güvenli Bölge” hakkındaki sorusuna yazılı yanıt verildiği söylenen haberde, Türkiye-ABD arasında Suriye’nin kuzeyi ile ilgili varılan mutabakata ilişkin de dikkat çeken ifadeler yer aldı.
Pantagon’un “Mutabakat, Kuzey Doğu Suriye’nin güvenliğini sağlayarak IŞİD’in tekrar geri dönmesine engel olacaktır” şeklindeki ifadesi, Rudaw tarafından şöyle yorumlandı;
“Pentagon, Rojava sınırı boyunca müşterek harekat merkezi kurulması konusunda Ankara ile ön mutabakata varıldığını, bu mutabakatın Türkiye’nin güvenlik endişelerini gidereceği gibi DSG’nin de kendilerine yönelik olası bir saldırıyı düşünmekten çok bölgenin güvenliğine yoğunlaşmasını sağlayacağını açıkladı.”
Terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’nin omurgasını oluşturduğu DSG’ye herhangi bir saldırının olmayacağı ABD tarafından güvenceye alındığının iddia edildiği haber metninde, “Ancak Pentagon yanıtında, bu mutabakat kapsamında 90 Amerikan askerinin Türkiye’ye gittiği şeklindeki bilgiyi teyit etmedi” şeklinde ifadeler yer aldı.
Rudaw’ın kendilerine Pentagon’dan tarafından gönderildiğini ifade ettiği açıklama şöyle:
“Geçtiğimiz hafta Ankara’da gerçekleşen askeri görüşmelerde, Türkiye ile sınırları boyunca müşterek harekat merkezi kurulması konusunda ön mutabakata varıldı. Bu da Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderecektir. Aynı zamanda Kuzey Doğu Suriye’nin güvenliğini sağlayarak IŞİD’in tekrar geri dönmesine engel olacaktır.
Öte yandan koalisyon ortaklarımızın asıl amaçları olan IŞİD’i tamaman bitirmeye yoğunlaştıracaktır. Bu mutabakat ABD ile Türkiye arasında Türkiye’de ortak harekat merkezi kurulmasını da kapsıyor. Biz, NATO müttefiğimiz ve IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun bir parçası olan Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarını ciddiye alıyoruz ve ortak çalışma kararlarına bağlıyız.”
(…)
Enstantane 2:
Nejat Eslen: 6 Amerikalı geldi bile ama ABD’ye güvenmemeyi artık öğrenin
Günümüzün en önemli haberine göre, müşterek (ortak) harekat merkezinin tesisi için altı Amerikalı asker bölgeye gelmiş.
PKK-YPG’yi potansiyel bir beka sorunu olarak gören Türkiye ile İsral’in güvenlik çıkarları için Suriye’yi parçalamak ve Fırat’ın doğusunda PKK-YPG devleti kurmak isteyen ABD, müşterek harekat merkezi kurarak Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda kurulması düşünülen güvenlikli bölgeyi (barış koridorunu) koordine edecek.(!)
Bir süre güncel ayrıntıları bir tarafa bırakalım ve büyük resme bakalım.
Tek kutuplu dünya düzeni içinde, rakipsiz olmayı fırsata dönüştüren ABD, genişletilmiş Ortadoğu coğrafyasını İsrail’in ve kendisinin çıkarlarına göre yeniden şekillendirmek amacı ile büyük çaplı bir projeyi önce Afganistan’da başlattı, bu süreç Irak’ın işgali ile devam etti.
Askeri gücünün yetersizliğinin anlaşılması ve çok kutuplu dünya düzenine yol açan yeni jeopolitik güç merkezlerinin ortaya çıkmaya başlaması ile birlikte ABD, stratejik konseptini değiştirerek, Arap Baharı adı altında iç çatışmalarla hedef ülkeleri parçalamayı esas alan girişimlerini başlattı.
İşte bu sürece ve ABD’nin büyük Kürdistan projesi ile uyumlu olarak, 20 Mart 2005 tarihinde, KCK Sözleşmesi adı ile KCK-PKK’nın anayasası yayınlandı. ABD’nin cesaretlendirmesi ile hazırlanan KCK sözleşmesi, Türkiye, Suriye, Irak ve İran’dan koparılacak topraklar üzerinde, demokratik federalizm adı altında kurulacak devlet yapısının, yönetim, yargı ve yasama organlarının nasıl organize edileceğini ve çalıştırılacağını açıklar.
KCK Sözleşmesindeki ifadeye göre, “İran’da, Türkiye’de, Suriye’de ve hatta Irak’ta oluşacak bir Kürt yapılanmasında tüm Kürtler bir araya gelerek kendi federasyonlarını, birleşerek de üst konfederalizmi oluştururlar” deniliyor.
Bu siyasi yapının kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’dır. Kongra Gel (Kürdistan Halk Meclisi) her iki yılda bir Kürt halkı tarafından seçilen üç yüz üyeden oluşur ve en yüksek yasama organıdır.
Yürütme Konseyi, Kongra-Gel tarafından iki yılda bir seçilen bir başkan ile otuz üyeden oluşur.
Halk meclisleri ise söz konusu Kürdistan parçalarında halkın karar organıdır ve 150-250 üyenin seçilmesi ile teşkil edilirler. Ayrıca, Kürdistan’ın her parçasında eyalet-bölge, şehir, kasaba ve mahalle örgütleri kurulur.
Yüksek Adalet Divanı, KCK Sözleşmesine göre en üst yargı organıdır. İdari Mahkemeler ve Halk Mahkemeleri diğer yargı kurumlarıdır.
PKK ve Halk Savunma Güçleri KCK örgütlenmesinin içinde yer alırlar.
YPG-PYD ise KCK organizasyonunun Suriye uzantılarıdır.
KCK Sözleşmesi bizim, Suriye’den, Türkiye’den, İran’dan ve Irak’tan koparılacak topraklarda, ABD’nin desteği ile kurulması planlanan Büyük Kürdistan’ı anlamamız kolaylaştırmaktadır.
İşte bu nedenle de Suriye’deki PKK-YPG, bizim için potansiyel beka tehdidi oluşturmaktadır.
Tarihi süreç içinde Türkiye, PKK ile bu projenin öncelikli hedefi olmuştur.
2011 yılında sözde Arap Baharı’nın Suriye’yi vurması ve bu ülkenin parçalanma olasılığının ortaya çıkması ile Suriye öncelikli hedefe dönüşmüştür.
Türkiye’nin Suriye stratejisi ile Suriye’deki rejim yönetimini hedef seçmesi, rejim yönetiminin zayıflamasına, bu ülkede PKK-YPG’nin güçlenmesine, bize yönelebilecek potansiyel beka tehdidinin büyümesine katkı sağlamıştır.
Şimdi Amerikalı askerler geldi, müşterek harekat merkezi kurulacak. Müşterek harekat merkezinde; Güvenlikli bölgenin eni boyu ne olacak? Bölge kimin sorumluluğunda olacak? PKK-YPG’nin ağır silahları toplanacak mı? PKK-YPG  kaç kilometre güneye çekilecek, bunlar konuşulacak.
Varsayalım ki güvenlikli bölge ile ilgili bizim bütün taleplerimiz karşılandı. O zaman  şu sorulara cevaplar arayalım:
- Güvenlikli bölgenin bizim taleplerimize göre tesis edilmesi; Suriye’de PKK-YPG varlığını sona erdirecek mi? PKK-YPG den kaynaklanan potansiyel beka sorunu sona erecek mi?
- Suriye’den Türkiye’ye yönelen beka sorunun asıl kaynağı PKK-YPG mi? Yoksa onu silahlandıran, Suriye’yi parçalamaya çalışan, Büyük Kürdistan projesini destekleyen ABD mi?
- Eğer asıl potansiyel tehdit kaynağı ABD ise müşterek harekat merkezi neden kurulacak ki? Orada ne konuşulacak ki?
- Türkiye, güvenlikli bölge tesisi ile PKK-YPG’den ve onu destekleyen ABD’den kaynaklanan beka tehdidini bertaraf etmek mi yoksa, göçmenlere ve ÖSÖ’ye yer açmak mı istemektedir?
SON SÖZ:
Yetkililere;
- Müşterek harekat merkezi ve güvenlikli bölge için Türkiye’ye gelen Amerikalılara önce KCK Sözleşmesini okutun ve ne düşündüklerini sorun, belki koordine edilecek hiç bir şey yoktur.
- General Rogers’tan bu yana ABD, verdiği sözlerin hangisini yerine getirdi ki, bir düşünün. En son Menbiç örneğini düşünün ve ABD’ye güvenmemeyi artık öğrenin.
(…)
Enstantane 3:
Ahmet Kılıçaslan Aytar: Erdoğan, Türkiye’nin enerji alanında ekonomik bağımsızlığını;
1-  Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattına, Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru hattına ve Türk Akımı projesine,
2-  Kuzey Irak Kürt Yönetimi sahasında ekonomik ilişkilerden örgütlediği Kürtlerin Türkiye ekonomik ve siyasi kontaklarına bağlılılığından faydalanmaya,
3-  Pençe Operasyonları arka planında Musul ve Kerkük demografisinin  Türkmen ve  Arap nufusuyla değiştirilmesine,
4-  Hakeza Kuzey Suriye’de Sünni Arapların oluşturacağı  bir koridor üzerinde yeni sakinlerle kurulacak  ekonomik ve siyasi kontaklara,
5-  Kıbrıs karasularındaki münhasır ekonomik bölgesindeki keşiflere bağlıyor.
Dün bir diğer toplantı Yunanistan, İsrail, Kıbrıs Cumhuriyeti  Enerji bakanları ile  ABD Enerji Kaynaklarından sorumlu Bakan yardımcısı arasında yapıldı
Konu, Akdeniz’in doğusundan Avrupa’ya uzanması planlanan EastMed  doğalgaz boru hattı projesiydi..
Bu işbirliğinin jeopolitik arka planını;
Son yıllarda İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin kötüleşmesi, söz konusu üç ülke arasındaki yakınlaşmanın tetiklenmesi oluşturdu.
Bakanlar, Avrupa Birliği’nin Rus gazına muhtaç olmamak gibi bir gayesi olduğuna da dikkat çektiler.
Nitekim Rus doğal gazının Baltık Denizi’nden Almanya’ya taşıması planlanan Kuzey Akım 2 projesi çeşitli tartışmalara neden oluyor.
Polonya ve Baltık ülkeleri, güzergahı kendileri için bir güvenlik tehdidi olarak görürken,
Amerikan Senatosu Kuzey Akım 2 projesinde yer alan şirketlere yönelik yaptırım uygulamak için bir yasa tasarısını görüşüyor.
ABD’nin hedefinin, Avrupalılara pahalı kaya gazı ve likit gaz satmak için Kuzey Akım 2 projesini engellemektir.
Bu durum İsrail açıklarında tespit edilen zengin rezervlerden elde edilecek doğal gazın,
EastMed projesiyle Kıbrıs-Girit-Yunanistan üzerinden İtalya’ya getilmesinin önemini gösteriyor.
ABD koalisyonu destekli Kürt liderliğinde Suriye Demokratik Güçleri (SDF);
2014 sonbaharında İslam Devleti’nin (İŞİD) Kobane kuşatmasını kırmış,
Ekim 2017′de İŞİD’ten Rakka’yı  ardından kuzeydoğu Suriye’yi tümüyle ele geçirmiş,
Nihayet Doğu Suriye’de Baghouz kentini aldıktan sonra 23 Mart’ta zafer kazandığını ilan etmiştir.
Şimdi SDF, İŞİD’le yapılan mücadeleden başlayarak ABD koalisyonunun bölgedeki en sadık ve güvenilir gücüdür.
Kürtler, Kuzey Suriye’deki güçlerini gittikçe daha fazla sağlamlaştırırken,
1- ABD ve İsrail’in, Irak Kürdistanı ile Rojava  arasında olası bir barış anlaşması ya da işbirliği mekanizmasına aracılık etme adayıdır.
2- Kürt savaşçıların öncelikli hedefi cihatçıların kalıntılarına karşı savaşmaktır ama Türkiye  ve İran’ın  ”direniş ekseni”ni caydırma  görevi de yapacaklardır.
3- Bunun için ABD ve İsrail  geniş bir Kürt bölgesinde  Iron Dome, David’in Sling, Arrow, THAAD ve Patriot füze sistemlerini konuşlandıracaktır.
4- Böylece Kürtler, İsrail’i İran ve Türkiye’ye karşı korurken, bölgedeki Arap müttefiklerini ve ABD askeri üslerini de koruyacaktır.
(…)
Enstantane 4:
E. Özkök: BİZİ AMERİKA İLE SAVAŞA SOKMAK MI İSTİYORSUNUZ
Sınırdaki güvenli bölge için ABD ile bir anlaşmaya vardık ya…
Hem iktidar hem muhalefet kanadındaki bazı yazarlara bakıyorum…
Bir mutsuzluk, bir şikâyet, bir itiraz…
Neymiş efendim “Amerika bizim düşmanımızmış”, “Böyle bir anlaşma olur muymuş…”
“Bu anlaşma YPG’yi garanti altına alıyormuş…”
Yahu arkadaşlar sizin niyetiniz nedir?
Amaç Türkiye’nin kendi sınırlarındaki güvenliğini sağlamak değil mi…
İşte araya bir koridor giriyor…
Yani Türkiye ille de oraya girip Kürtlersavaşmalı, tabii bu arada Rusya’yı da karşısına almalı…
Hatta İdlib’de de hemen savaşa girmeli…
Bu yani arzunuz…
Buyurun öyleyse, en önden siz girin…
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/yapma-allah-askina-bu-plastik-takke-mi-osmanli-eseri-yani-41300785
(…)
Yorum şu:
Konu ABD olunca herkes’in diyecek bir laf’ı var.
Basit soru:
Türk askeri’nin başına çuval geçirildi ise sebebi nedir?!
Silivri kumpas’ı neden, niçin, niye yaşandı?!
Ya da minimize edilen siyasal kürt hareketi (3 Kasım 2002 sonrasında) nasıl palazlandı, niye palazlandı, kimler palazlandırdı?!
1 Mart Tezkeresi öncesindeki siyasal kürt hareketi’nin durum’u nedir, 1 Mart Tezkeresi’nden sonra süreç nasıl şekillendi?!
Demem o ki:
Sınır’ın ötesinden Ankara’ya tavır koyan harf’ler ortada, pkk, ypg, dsg vb.
Sınır’ın içinden Erdoğan’a, 23 Haziran sandığı üzerinden tavır alan harf’ler malum; HDP vb.
Demem şu ki:
BOP’ta, TSK sanık, pkk, fetö tanık.
Devletleşme sürecine giren yapı’yı ve/veya ‘taşeron kürt ordusu’nu, başt’Ankara kendi elleri ile kurdurdu.
Barzan’ın ordusunu eğitip donatmak ile diğeri arasındaki fark nedir!?
Birini Ankara yaptı, diğerini ABD.
Rusya?!
Hasılı:
TBMM’den geçmeyen, söz verip tutmadıkları “1 Mart Tezkeresi” sonrasında, minimize edilen kürt hareketi, yeniden yükselme sürecine girmedi mi?!
Açılımlar, Habur, Oslo derken, Ankara şimdi pkk / ypg ile eş’konumda, pazarlık masası’ndan dış’arı yansıyan gerçeklik budur.
Ezcümle:
Ankara’ya geçilen mesaj çok açık:
Ya, İran’la savaş için kurulan taşeron kürt ordusu ile yanyana gelir, İran’la savaş sözünü tutar, savaşırsınız ya da…
Uzun lafın hülasası:
Bitti’nin siyasal İslam’daki karşılığı “Allah rahmet eylesin” ve/veya “Allah rahmet etsin” ya da “BOP yol’una gitti Niyazi” ise ölmeden, çakılmadan anlamayanlar için “Sırat Köprüsü”nden mülhem “Fırat Köprüsü” ortada.
Vs vs.
Nokta.
.
13 Ağustos 2019
Hayrullah Mahmud

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


5 × 8 =

FpsAgency