Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Fırat Köprüsü ve/veya Yeni bir gazete’ye ihtiyaç var mı?!
13 Ağustos 2019
13:47
263 Kez Okundu

hamahmut

DURUM ANALİZ
Yazı şu:
Fehmi Koru: Yeni bir gazeteye ihtiyaç var mı? Hürriyet-Milliyet’te ne oluyor? Dün ve bugün üzerine düşünceler…
İşsiz ve gazetesiz kalan bir gazeteci rüyasında ne görür? Evet bildiniz; işsiz gazeteci rüyasında kendi gazetesini çıkardığını görür. Bu mesleğin büyükleri, devr-i zamanlarında, patrona kızar, işten atılır, kendisine ait bir gazetede daha mutlu olacağını düşünür, artık her ne sebepleyse, evini ipotek ederek yeni bir gazete çıkarırdı.
Hürriyet bile biraz öyle çıkmış (1948) bir gazetedir. Milliyet kesinlikle öyledir (1950).
Pek çok yeni gazete teşebbüsü daha önceki dönemlerde başarısız olmuşsa da, Hürriyet ve Milliyet o anlamda birer başarı öyküsüdür.
Konu bugün neden aklıma geldi?
İki sebepten: Bayram tebriği için arayan bazı meslektaşlar “Yeni bir gazete çıkıyormuş, hayırlı olsun” dileğinde bulundular; ilk sebep bu. İkincisi de, tam bayrama girilirken Hürriyet-Milliyet, Kanal-D ve CNN-Türk’ün içinde yer aldığı grupta yönetim taşları yerinden oynayıverdi.
Bazen şimdilerde ‘medeni ölü’ ilan edilmiş bazı meslektaşlarla bir araya geliyoruz. Muhabbet siyasetle başlasa bile söz kesinlikle medyaya da uğruyor ve “Mutlaka yeni bir gazete çıkmalı, içerisinde bir TV kanalı da bulunan medya grubu için yeni bir sermaye bulunmalı” temennisiyle bitiyor. Birilerimiz “Tamam, ben filancayla konuşayım” diye görev üstlense de bir sonraki buluşmada herhangi bir olumlu gelişmeden söz edenimiz çıkmıyor.
Görüşülenlerden büyük sermayesi olmayan konuyu gözünde büyütüyor, yeterli sermayesi olan ise onu kaybetmekten korkuyor.
Durum bu.
Meslektaşların çoğu yabancı medya gruplarının Türkiye’ye dönük girişimlerinde görev alarak medar-ı maişet motorunu yürütme çabası içerisine girdi; onlara ve etrafa gözdağı vermek için derhal haklarında fişleme yapılıp bir raporla kamuoyuna duyuruldu.
Zor bir durum.
‘Huzur verici’ kadro Hürriyet’e geçince…
Vaktiyle Türkiye gazetesi ile TGRT kanalında çalışmış o grubun önemli isimleri Erdoğan Demirören’in sahibi olması sonrasında önce Milliyet’te yönetim kadrolarına geldiler, Hürriyet ve Doğan Medya’nın diğer unsurları da Demirören grubuna katılınca aynı kadro bu defa oraya kaydı.
[Onların Türkiye-TGRT içerisinde bulunduğu dönemde grubun sloganı ‘huzur veren gazete’ ve ‘huzur veren televizyon’ idi; şimdi Türkiye ve TGRT-Haber huzur kaçırıcı yayınlar yapabiliyor. Onların yeni geçtikleri gazete ve kanallar ise ‘huzur verici’ birer yayın organı oldular.]
Demirören medya grubu içerisinde yer alan ne varsa başında Türkiye-TGRT kökenli biri var.
Buna şimdi “Vardı” demek gerekiyor; bayram öncesi grup kadro üzerinde büyük bir tasfiyeye girişmiş bulunuyor da ondan.
En tepede bulunan ve galiba bizim basın tarihimizde bir ilk olarak iki gazetede birden (hem Milliyet’te hem de Hürriyet’te) kendi adıyla köşe sahibi olan Mehmet Soysal bu hakimiyetini kaybetmiş görünüyor. Sorulduğunda “Kendim ayrıldım, ama Hürriyet’te yazmaya devam edeceğim” diye açıklama yapmış Mehmet Soysal.
[İki farklı gazetede yazma konusunda benim de bir sabıkam var. Zaman’da yazarken, Dinç Bilgin’den gelen taleple onun Yeni Asır gazetesinde iki yıla yakın bir süre haftada üç gün yazılarım çıkmıştı. Ancak kendi adımla değil, Faruk Yeni adıyla. Zaman’dan ayrıldığımda, Dinç Bey ısrarla Takvim gazetesinin başına geçmemi, o olmazsa Sabah’ta yazmaya başlamamı istemişti de, ben Yeni Şafak’ı tercih etmiştim. Sabah TMSF’ye geçtiğinde bir kez daha "Sabah’ta yaz” teklifi gelmişti ve ben bulunduğum yerde kalmayı yeğlemiştim. Ne günlerdi.]
Reha Muhtar’ın 8 Ağustos tarihli Twit’i..
Vatan gazetesi Demirörenler tarafından henüz kapatılmamışken orada yazan Reha Muhtar kendisinin gazeteden kopmasına yol açan süreçle ilgili birkaç Twit attı. Ayrılmasına yol açan süreçte Mehmet Soysal başrolü oynamış, öyle diyordu Reha Muhtar. Bu arada, onun Türkiye-TGRT grubunda yöneticilik yaptığı 28 Şubat günlerinde sonradan darbecilikle yargılanmış bir generalle olan yakınlığını da dile getiriyordu.
“Acaba onun bu hatırlatması tasfiyede rol oynamış mıdır?” Dün bu soruya da muhatap oldum.
Milliyet de kapanır mı?
Şimdi üzerinde fikir yürütülen yeni soru bu: “Milliyet de kapatılır mı?” Haklı bir soru. Haklı, çünkü her sabah ‘seçilmiş yazılar’ için Milliyet’in yazarlar bölümüne göz attığımda, bölümün giderek zayıfladığını müşahede ediyorum. Yazar sayısı azaldı Milliyet’te. Daha önce Türkiye-TGRT grubunda kendisiyle birlikte çalışmış bazı isimler Mehmet Sosyal tarafından Milliyet’e yazar olarak alınmıştı; Hürriyet aynı gruba geçince onlar da köşelerini ve konumlarını yeni gazete ve TV’lere taşıdılar. Medya camiasında, onların bu geçişleri, “Galiba Milliyet de Vatan’ın akıbetine uğrayacak, kapatılacak” beklentisine yol açtı.
Kapatılırsa yazık olacak bir gazetedir Milliyet.
[Erdoğan Demirören Milliyet’i aldıktan kısa süre sonra beni aramış, "Görüşeceğiz” demişti. O görüşme gerçekleşmedi. Ancak gazetenin yöneticisi "Birlikte olabiliriz” dediğinde, kendisine Milliyet’in hedef kitlesini memnun edecek çizgisini bozmaması tavsiyesinde bulunmuştum. CHP’li kitlenin en güvenilir saydığı gazeteydi Milliyet. Kapanırsa o temsiliyet bütünüyle kaybolduğu ve bu yüzden okur sayısı çok azaldığı için kapanır.]p>
Yeni gazete çıkar mı? Bu yolda bir hazırlık var mı?
Bu iki soruya benim cevabım, “Evet çıkar ve çıkmalı da; hayır böyle bir hazırlıktan haberdar değilim” oluyor.
Yeni bir gazeteye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.
????

(…)
Yorum şu:
Koru’nun satır’larına ek olarak:
Aydın Doğan, Erdoğan’a destek verdiği için kenar’a çekildi ise Demirören’in saf’ı nedir ne değildir?!
El cevap:
Meteo: 28 Şubat.
Ağar.
AB / Brexit makas’ı.
Acem Harp sözü verenler İsrail / İran makas’ında ya da Sırat Köprü’sünden mülhem “Fırat köprüsü”.
Nüans?!
BOP’ta, Türkiye’de neler yaşandığını -çürüme’yi- bilen güç merkez’leri, bu sebep’ten “Yolsuzluk” üzerinden süreç’i örmüyor.
Neden, niçin, niye?!
Çünkü, zemin balçık gibi, batık’ın derin’liği ölçülemiyor, kendileri de içinde kaybolabilir vs.
Bu sebep’ten “Yasaklar” üzerinden yeni süreç’i (Erdoğan Baharı’nı) yükseltmeye çalışıyor(lar).
Medya’da yaşanan sıkıntının öz’ü budur.
“Yasaklar” diye kabare yapsalar, ki vakti zamanında Zeki Alasya & Metin Akpınar yaptı, çok da güzel oldu.
Her şey yasaktı (!) “Yasaklar” kabaresi hariç.
Günümüz dünyası’nda her şey’in odak’ında “medya” var.
Medya üzerinden mesaj vermek, operasyon çekmek en ucuz maliyetli olanı!
Konu haber almaksa, kimin hangi haber’i, mevcut medya ya da sanal ortam üzerinden ne kadar verdiği de ortada.
(Yeni Çağ’da, İzmir – İstanbul otoyolu’nun maliyeti kaba’taslak döküldü. Daha ucuz’a, daha kısa sürede yapardım diye ortaya somut bir iddia koyan var mı?! Vatandaş için yapıldığı iddia edilen yol pahalı ise bu iş’ten hangi vatandaş’ların istifa ettiği ortada.)
Klasik medya zaten göz’den düşmüş, yasak olmasa da içi boşalmış durumda.
Kağıda basılı yayın’larda ise sayfa çok, içerik ise ya bayat ya da maraz.
Medya’nın kendisini yenilemesi elzem, ne var ki, o değişim de denenmiş başarılamamış.
Süreç’in içinden Erdoğan’ı alın, muhalefet yaptığını iddia eden medya ne yazacak?!
En başat olanının da malzemesi Erdoğan.
Merkez medya’da durum böyle de, diğer kurumlar farklı mı?!
Futbol kulüpleri’nden başlayıp, banka, holding, bakanlıklar, oda’lar, meslek dernekleri vb ne varsa içine bakmak mümkün.
Rap müzik yükselişte ise “Varoş’larda isyan” diye başlık açmak da mümkün.
Ya da “atar’a atar, gider’e gider” söylemi üzerinden stok’lanmış “öfke patlaması” ve/veya sıkışan metan gazı sahne alıyor vb.
Demem o ki:
Neo Lale Devri’nin kanlı final’i çerçevesi’nde oryaya atılan yeni soru:
“Yeni bir gazete’ye ihtiyaç var mı?”
El cevap: Yok.
“Var mı?” diyerek, bu soru üzerinden yine “cambaz’a bak”tırılmak isteniyor.
Medya’nın sahip’i Erdoğan vb.
Oysaki, bu düşünce doğru ise Erdoğan’a rağmen yeni bir gazete ya da tv kurmak ne derece mümkün?!
Ya da Erdoğan’ı desteklediği için Aydın Doğan tasfiye edildi ise yerine Demirören geldi ise değişen nedir?!
El cevap:
16 Nisan referandum’undan bu yana Erdoğan adım adım “Neo Enver” ve/veya Neo Saddam ya da Batı’ya meydan okuyan Neo Kaddafi.
Mursi, El Beşir, Menderes vb.
Demem şu ki:
“Yasaklar” üzerinden Erdoğan’ı köşe’ye sıkıştırıyorlar.
Orantısız sövgü hangi kapı’ya çıkar ise orantısız övgü de benzer hikaye.
Yani?!
Yol’un sonu.
Kaldı ki, Fehmi Koru, yeni’den medya’ya patron olarak dönmek için kapı’ları zorlayan Dinç Bilgin’in adının altını üstünü çizmiş.
“Mesafeli dursak da, bizdendir”, not’unu düş(ür)müş.
Londra ise hangi Londra ve/veya ‘Siyon kelebek’in kanat etkisinden mülhem bu Londra başka Londra.
Hülasa:
Medya güç’ünü kullanarak iktidar olmak mümkün, zengin, şöhret vb olmak da.
Yalnız, “gerçek işlev”ini görmesine engel olunan “medya” üzerinden ayak’ta kalmak, varlık’ını korumak mümkün değil.
İmkansız!
Başka türlüsü mümkün olsaydı, bir dönem’in ünlü basın patron’u -Maxwel- kayıp edilmezdi, hala işinde gücünde oldurdu, değil mi?!
Öte yandan; Türkiye’deki gazete, tv, internet sitesi, radyo vb sayısı, birçok Avrupa ülkesindekinden de yüksek.
Kaldı ki mevcut sayının yüzde 70 ve hatta yüzde 90′ı batık.
Geçmişte yaşanan bankalar krizi gibi medya krizi ile karşı karşıyayız, dökme suyla değirmen ne kadar döner ise…
Bu noktada önemli olan; “kaç sattığı, kaç defa tıklandığı” değil, o işlerin de hilesi bol, “kaç kişi neyi ne kadar anladı!”
Kişi’den kasıt, büyük sermaye.
İlanverenler neyi, hangi süreç’i destekliyor ya da finanse ediyor.
Yani?!
Çok okunduğunu iddia edenleri okuyanlar, neyin ne kadar farkında?!
Ya da çok okunan (!) yazarlar, büyük resim’deki gerçeklik’in ne kadar ayırdında!?
Ufkun ötesini görmek hayat memat mesele.
Bugün kendi rüzgar’ına kapılanlar, 2007 Silivri süreç’inde ne yazdı, ne yaptı vs.
“Algı körlüğü” desek, yersiz, tablo ortada.
“İşletme maliyeti”; yeni / eski fark etmez, medya iş’kolunda ortak gider kalem’i.
Bu gider’i düşürmeden ya da karlı hale getirmeden yapılan her hamle kısırdöngü’ye girer.
Kaldı ki, kurulacak “yeni medya” operasyonel olacak ise BOP’ta “sosyal medya” da büyük iş gördü.
Büyük ego’lar için plaza’larda büyük oda dönemi çoktan bitti, metrekare fiyatları ortada ve/veya “Neo Lale Devri Medyası”nın geriye bıraktığı enkaz’ın fatura’sı malum.
İşdünyası gidişat’tan rahatsız ise yerde sürünen laik bir çizgi ayak’a kalkmak için “İMECE” katkı bekliyor ve/veya mevcut’u dönüştürmek için konjonktür her yön’e müsait.
Sabah, Dalan, Erdoğan, Doğan, Uzan.
Hürriyet, Ağar, Gül, Gökçek, Çiçek, Çekirge vb.
(Kaldı ki, star, Akşam, Güneş Grubu da atılım yapmak için yeni patron (finansman) bekliyor.)
(Kaldı ki, Fransız nişanı alan Ferit Şahenk ve/veya Doğuş “Medya”da devam edecek ise bir gazete’ye ihtiyaç’ı var, Milliyet’i öldürmek yerine NTV’nin yanına gazete olarak verilebilir. Donanımı Milliyet’i taşımak, forse etmek için uygun.)
Ezcümle:
Bir zamanlar matbaa’ya sahip olmak, dağıtım şirketi sahibi vb olmak mühim mesele idi.
Yarış’ta öne geçiren artı’lardı.
Gazete bayi ya da stant’larında şimdi, dağıtım şirketi’nin sahibi olan medya grubu’nun yayın organı SABAH’ı en tepe’ye koyuyorlar, kaç satıyor.
Ya da şöyle soralım, Akit’i, Yeni Şafak’ı en tepe’ye koysalar ne değişir ve/veya Hürriyet, Milliyet, Posta?!
Sözcü bir gıdım daha fazla satar mı?!
Doğan’dan alıp Demirören’e medya’yı vermek, “Meteo: 28 Şubat”ın bir başka adı ya da “Acem Harp” sözü kapsamında açılan vade’nin dolduğunun bir başka kilometretaş’ı diye okumak mümkün.
Sermayesi “Erdoğan” olan medya üzerinden “YASAKLAR”ın altı çizilmek isteniyor ise ince mesaj’ları doğru okumak elzem:
Ecevit’ti, Erdoğan oldu.
Erbakan’dı, Tayyip.
Irak’tı, Suriye üzerinden Türkiye / İran kafa kafa’ya.
Ex’cümle:
Hürriyet ya da Sabah grup’larını bir kenara bıraktık, sanal medya’da kim ne kadar hakikat’in altını çiziyor!
Saflar; İmamoğlu / Yıldırım diye ayrıştırıldığında, oradaki durum’u da görmedik mi ve/veya takke düştü vs.
Parmak diyorum parmak bir şeyi işaret ederken parmak’a bakanlardan olmamak gerekir.
Değişim kaçınılmaz ise zamanı geldiğinde, Çin atasözünde olduğu gibi, hiçbir şey bilmeyen budala görünümlü bir çılgın -Türk- çıkagelir, şaşmayın değişim’i o’nlar gerçekleştirir.
Mustafa Kemal, “süngü tak” komutunu verdiğinde, “İmkansız”ın Türkçe bir kelime olmadığını tarih’e kazımıştı(k).
Ayinesi iştir kişinin laf’a bakılmaz.
Milyon’da 1′iz.
Atatürk’ün emanet’ine sahip çıkan Milyon’lardan 1′isiyiz.
Nokta.
.
13 Ağustos 2019
Hayrullah Mahmud
yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


2 × = 18

FpsAgency