Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Suriye’nin Modeli Olacaktı… Türkiye’yi “Kandırma” Modeli Oldu!..
09 Ağustos 2019
18:03
87 Kez Okundu

myildiz

Erdoğan 26 Temmuz’da Fırat’ın doğusunda terör koridorunun oluşmasına izin vermeyeceklerini tekrarlayıp, “ABD ile Suriye sınırları boyunca güvenli bölge oluşturmaya yönelik görüşmeler ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, Fırat’ın doğusundaki terör koridorunu paramparça etmekte kararlıyız” deyince, herkes “Bir gece ansızın” Suriye’ye girilmesine ramak kaldığını düşündü.

ABD’den ilk grup heyetler geldi. Görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerin ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, şunları söyledi:

“Bütün görüşlerimizi, tekliflerimizi gelen heyete ilettik. Bunları inceleyip cevaplarını derhal vermelerini bekliyoruz. Bir gecikmeye tahammülümüz olmadığını, gerekirse inisiyatif kullanacağımızı kendilerine bir defa daha vurguladık.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise daha önce Erdoğan’ın harekât ile ilgili talimat verdiğini, ancak Trump’ın ricası üzerine harekâtın durdurulduğunu açıklayarak, şöyle rest çekti:

“ABD’nin getirdiği yeni öneriler bizi tatmin eder düzeyde değil. Burada adeta Münbiç gibi bir oyalama sürecine gitmek istedikleri izlenimini edindik. Tehdit artıyor, bizim artık sabrımız kalmadı. Arzumuz, bir an önce güvenli bölgeyle ilgili mutabakata varıp, uygulamaya geçmek. Aksi takdirde biz Türkiye olarak gereğini kendimiz yapacağız. Bu konuda kararlıyız.”

Akar, 29 Temmuz’da ABD’nin yeni Savunma Bakanı Mark Esper’e tebrik telefonu açtı. Milli Savunma Bakanlığı görüşmede Akar’ın, “ABD ile ortak bir noktada buluşulmaması durumunda güvenli bölgeyi Türkiye’nin tek başına oluşturacağını” söylediğini duyurdu. Akar’ın, ABD’li mevkidaşından şunları istediği de vurgulandı:

“YPG/PKK’nın tüm silahlarının toplanması… Terör örgütünün güvenli bölgeden tamamen çıkarılması… Güvenli bölgenin 30-40 kilometre derinliğinde olması… YPG/PKK’nın bölgede yaptığı tüm tünel, mevzi ve tahkimatların imha edilmesi… Güvenli bölgenin ABD ile koordineli bir şekilde Türkiye tarafından kontrol edilmesi kriterlerine göre oluşturulması…”

Ankara’dan bu açıklamalar gelirken, ABD cephesinde değişen bir şey yoktu.

O görüşmeleri yapan Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, YPG/PKK’nın IŞİD’e karşı savaştığını savunup, “Bizimle birlikte savaşanların zarar görmemesi, herhangi bir tarafın saldırısına hedef olmaması sözüne bağlıyız. Başkan da bunu açıkça söyledi” dedi.

Aynı günlerde ABD, çoğunluğunu YPG/PKK’lıların oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne 300 TIR’lık yeni sevkiyat gerçekleştirdi.

Keza Savunma Bakanlığı Başmüfettişliği tarafından Kongre’ye sunulan raporda, IŞİD sonrası dönem için ABD’nin SDG dahil işbirliği yaptığı “Ortak güçlerin” sayısının 100 binden 110 bine çıkarılması istendi.

ABD ÜÇÜNCÜ KEZ ENGELLEMİŞ OLDU

Erdoğan, 4 Ağustos’ta, İstanbul-İzmir Otoyolu’nun açılışında, “Biz Afrin’e girdik, Cerablus’a da girdik, biz El Bab’a da girdik. Şimdi de Fırat’ın doğusuna gireceğiz. Biz bunu Rusya’yla da paylaştık, Amerika’yla da paylaştık. Çünkü oralardan bize bu taciz atışları devam ettikçe bizim sessiz kalmamız mümkün değildir” diye konuştu.

Bunun üzerine önce ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Morgan Ortagus, “Suriye’nin kuzeyinde planlanan bu tür tek taraflı askeri eylemler, özellikle ABD’li askerlerin harekât bölgesinin yakınında bulunma olasılığı, ABD’nin ve yerel Suriyeli partnerlerin IŞİD karşıtı operasyonlarının sürmesi nedeniyle ciddi endişe yaratıyor. Bu tür eylemleri kabul edilemez buluyoruz” karşılığını verdi.

Ardından Savunma Bakanı Mark Esper, “ABD, Türkiye ve SDG’nin paylaştığı ortak çıkarları bozacak tek yanlı harekâtları engelleyeceklerini” söyledi.

Erdoğan’ın Esper’e cevabı ise şu oldu:

“60 yılı aşkın NATO üyeliğimizi güvenlik politikamızın ana sütunu olarak görüyoruz. NATO müttefikimiz ve stratejik ortağımız ABD’den de bu çerçevede gerçek bir müttefike yaraşır adımlar atmasını bekliyoruz. Angajman ve diyalogda ısrarcı olduk. Türkiye müttefikleri olmadan milli bekasına yönelik her türlü tehdidi bertaraf etme hakkına sahiptir. Güney sınırımızda adeta kanser hücresi gibi büyüyen, müttefiklerimizin ağır silahları ile büyütülen yapı ortadan kalkmadıkça, Türkiye kendini emniyette hissedemez. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla başlattığımız süreci inşallah çok yakında farklı bir aşamaya geçireceğiz. S-400′lerin NATO’ya ve F-35′lere zarar vereceğine dair hiçbir somut veri yoktur. Kimse kimseyi aldatmasın. Amerika’dan, gerek FETÖ elebaşlarının ülkemize iadesi, gerek PKK/YPG terör örgütünün silahlandırılmasına son verilmesi konularında net adımlar bekliyoruz.”

İki ülke arasındaki bu “söz düellosu” devam ederken, ABD’den Ankara’ya ikinci bir askeri heyet geldi. Milli Savunma Bakanı Akar, daha önce Esper’e ilettiği taleplerimizi tekrarladı.

Ancak görüşmeler sonucunda bilindiği gibi, şu konularda uzlaşma sağlandığı açıklandı:

“Türkiye’nin güvenlik endişelerinin giderilmesi için alınacak ilk tedbirleri hızla uygulaması… Güvenli bölgenin tesisinin birlikte koordine edilmesi ve yönetilmesi amacıyla Türkiye’de ortak operasyon merkezinin mümkün olan en kısa sürede kurulması… Güvenli bölgenin bir barış koridoru olması ve yerlerinden edilmiş Suriyelilerin ülkelerine dönebilmeleri için her çabanın gösterilmesi.”

Türkiye’nin özellikle terör örgütüyle ilgili talepleri konusunda tek bir somut adım, söz var mı? Yok! Tek “somut” şey ne; Erdoğan’dan dinleyelim:

“Tarih vermeyeceğim şimdi, Amerikalılarla birlikte bir harekât merkezinin kurulmasının kararı verildi. Bu harekât merkezini kurmak suretiyle buradaki süreç başlatılacaktır. Dolayısıyla adım atıldı mı, atılmadı mı, bu soru cevabını buluyor. Demek ki, adım birlikte atılıyor. Burada asıl olan Fırat’ın doğusunda bir adımın atılması meselesiydi. Bu da şimdi Amerikalılarla birlikte gerçekleştiriliyor.”

SAHADAKİ KOMUTANIN YORUMU

Bunun anlamı nedir; Sahadaki bir komutandan, geçen hafta YAŞ toplantısında emekli edilmesi kararlaştırılan Müşterek Özel Görev Kuvvet Komutanı Tuğgeneral Erdal Şener’in, bugün Cumhuriyet’ten Ali Açar’a yaptığı açıklamadan öğrenelim. Türkiye’nin, Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon için ABD ile bir yıldır görüştüğünü vurgulayan Şener’in değerlendirmeleri özetle şöyle:

“Amerika, PKK/PYD’ye 10-15 bin TIR silah, mühimmat ve askeri malzeme verdi. Onları orada bir ordu haline getirdi. Hem bizimle görüşüp, hem PKK/PYD’yi güçlendirdi. Bizimkiler ise ‘Askeri güçle ele geçirir, kendi kuyruğumuzu kendimiz keseriz’ diyerek bölgeye Türkiye tarafından 5-10 komando tugayı yığıldı. Karşı tarafa da ‘Ben hazırım’ mesajı verildi. Aralık ayından bu yana da yığınak yapıldı. Bu arada görüşmeler sürerken önceki gün güvenli bölge anlaşması yapıldı. Bu açıklamadan Türkiye’nin askeri harekât yapmasına izin verilmediğini anlıyoruz. Kamuoyunun tansiyonunu düşürmek için de böyle bir açıklama yapıldı. Askeri güç kullanmaya ABD müsede etmedi, çünkü orada PKK/PYD üzerinden yürüttüğü varlığının yok edilmesini göze alamaz… Türkiye’nin orada askeri operasyon yapma yetkisi yok. Oyalama taktiği ile karargâh kurup, iş yapıyormuş gibi davranacaklar. Bu anlaşma Türkiye’nin değil, ABD’nin çıkarına oldu. Bekle gör politikası uygulanacak. Ortak harekât ve devriyeden bahsediliyor. Ben Fırat’ın batısında PKK/PYD’nin elinde tek olan Münbiç’te Amerikalılarla devriye yaptım. Bir gün Münbiç’e girmedik. Dostlar alışverişte görsün devriyesi oldu. Şimdi 30-40 km. derinlikten bahsediliyor. Tamamen hayal. O bölgeye Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı gibi müdahale olmadan PKK/PYD’yi söküp atamazsın. PKK/PYD’ye ve Kürt devletine yol açılmıştır… Mevcut dış politika ve basiretsiz adamların bilinçaltındaki düşüncelerle bu işlerin düzelmesi zor.”

MÜNBİÇ NASIL BİR MODEL OLDU

Tuğgeneral Şener’in bu önemli sözlerine iktidar cenahı, “Emekli edildiği için böyle konuşuyor” diye tepki gösterebilir.

O halde gelin, bir de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na kulak verelim.

Geçen yıl Haziran’da ABD ile Münbiç anlaşması yapıldığı müjdelendikten sonra Çavuşoğlu, şu iddialı açıklamaları yaptı:

“4 Haziran’da görüşmeleri onayladık. Şimdi uygulama safhasındayız. Dün keşif gücünü gönderdik. YPG/PKK Münbiç’ten çıkacak ve silahlar elinden alınacak. Münbiç bir model. Münbiç modeli Suriye’nin geleceği için de önemli. Yaptığımız çalışmayla bölgemizdeki tehdit ortadan kalkıyor, iki bölgede istikrar sağlanıyor. ABD, müttefikine karşı çok ciddi hatalar yaptı. Münbiç ilişkilerimizin normalleşmesi ve güvenin yeniden tesis edilmesi açısından bir başlangıç. Bu esasen Türkiye’nin diplomasi zaferidir. Türkiye, sahada olduğu kadar masada da güçlüdür. Türkiye, Münbiç’te de bir lokomotiftir.”

Peki, aynı Çavuşoğlu, ABD ile yapılan son anlaşma konusunda ne söyledi; Şunları: 

“Güvenli bölge çalışmasının Münbiç yol haritasına dönüşmesine müsaade etmeyeceğiz. Oyalama sürecine girmesine müsaade etmeyeceğiz. Mutabakatı çok iyi bir başlangıç olarak nitelendirebiliriz.”

Özetle, yine “Aldatıldığımızı”, yani “Münbiç modelinin”, “Aldatma modeline” dönüştüğünü itiraf etti.

Bu yeni süreçte yeni bir “Aldanma ve aldatılma” yaşamayacağımızın garantisi var mı; Elbette ve maalesef yok!

Müyesser YILDIZ
9 Ağustos 2019

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
"Suriye’nin Modeli Olacaktı… Türkiye’yi “Kandırma” Modeli Oldu!.." yazısına 1 yorum yapılmış
  1.  
    Kadir

    Atatürk’ün ölümünden sonra ülkeyi ne yazıkki orta çağ gericiliğine getirdiler.”Aldanma ve aldatılma”yaşamayacağımızın garantisi varmı diye soruyorsunuz.Bildiğiniz üzere orta çağda düşünme işlemi olmadığı için bilim ne yazıkki yoktu.Tanrı ve dini hükümler egemendi.Şu an ülkemizde ulemaya soralım diyen ve bunu benimseyen bir yapı var.Üniversite hocası okumamış cahil kesimin muteber olduğunu söylüyor.Yargı kararlarını yasalara göre değil,sarayın görüşüne göre veriyor.Vali ve kaymakamlar siyasi partinin il temsilcisi gibi davranıyor,hırsızlık,yolsuzluk yapılıyor deniyor halk olarak kılımız kıpırdamıyor.Olsun varsın çalışıyorlar ya diyoruz.Vb. örnekler uzatılabilir.Eğitim,sağlık,trafik,ekonomi,idare,yönetim hiç birini çözemiyoruz.Kafalar bu çağ(akılve bilim)a uygun değil.Bir önceki çağda, hatta M.Ö. Çağında yaşıyoruz.Sokrates,Platon,Aristetelos…vb.filazofların bu gün dahi ne dediklerini 2500 yıl geçmesine rağmen hala anlamıyoruz.Bu günün çağında o eski kafalarla varlığımızı sürdürmemiz mümkün değil.Bu günlere geçmişin mirasını yiyerek geldik.Artık bitti.Üretmeden yaşamak mümkünmü.Çok güzel yazmışsınız dış politika acizliğini,ama biz şu an karnımızı nasıl doyururuz durumuna geldik.İhtiyat akçeside bitmek üzere.200 ünüversite,150 öğretim görevlisi,hocası olan bir ülke neden sorunlarını çözemez.Gerçekten buralar bilim yuvasımı.Bunları sorgulayıp cevabını verebilecek kaç kişi var çok merak ediyorum.Lütfen biliyorsanız meail atıp bildirirseniz sevinirim.

Cevap Yazın


7 × 3 =

FpsAgency