Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Ekran “Düello”su nedir ne değildir?!
12 Haziran 2019
14:31
174 Kez Okundu

hamahmut

“Abi, amca, dayı” diyerek vasat’ın şampiyon olduğu ortamda, “vaziyet”i idare etmek mümkün de, bıçak’sırtı tartışma’yı yönetmek ne kadar mümkün?!
Elma’nın denenmesi yenmesidir.
Neticede “1 oy” kavgası bu!
İsmail Küçükkaya daha işin ciddiyeti’ne ayıkmış değil!

Bu çerçeve’de ilk soru:
İmamoğlu ya da Yıldırım soru’ları önceden görse, bilse ne değişir, görmese ne fark eder?!

El cevap:
Bu tür tv program’larında sorulması muhtemel soru kalıp’ları bellidir.
Kaldı ki, günümüz medya’sı dün’den çok farklı.
Yani?!
En sert, en hazımsız soru’yu sorsanız dahi, muhatap’ın “Yorum yok” diye cevap verme hakkı var.

Bu nokta’da, soru’yu soran gazeteci’nin görevi, misyon’u polemik’e girmek değil.
Eksik bilgi varsa tamamlayabilir ya da belge var ise sunabilir, yalan varsa kibarca düzeltebilir, hepsi bu.
Burada önemli olan, soru’lan soru’lara cevap almaktan ziyade, kamu menfaati adına, gazeteci’nin o soru’yu “Başkan” olmak isteyen aday’a yöneltmesidir.
Verilen cevap ne kadar doğru, ne kadar samimi kısmını ise program’ı sunan değil, sade vatandaş ya da seçmen ve/veya izleyici ölçecek’tir.
Neticede partili vatandaş’ın, izleyici’nin tercih’i ön’den belli.
Yani?!
Bu “düello”, görüş’ü belli, net olanlar için yapılmıyor.
Her şey “Kararsız” seçmen için.

Nüans?!
‘Soruşturmacı gazetecilik’in ruhu gereği de, ortada netameli bir durum var ise medya araştıracak, verilen cevap’lar doğru değil ise kamuoyu ile paylaşılacak.
Burada, Uğur Dündar, Nedim Şener, Barış Terkoğlu vb isimler devreye girebilir.
Ne var ki, bunlar ertesi gün’e dair.
O gece sadece soru’lar ve cevap’lar var.

Geçmişte bu manada birçok ekran buluşması yaşandı.
Bu “düello”ların birinde, Mesut Yılmaz’ın bisküvit yediği vb detay’lar, Çiller’i destakleyen Sabah Gazetesi’in ön sayfasında haber oldu.
Yani?!
Eleştirmek isteyen her türlü eleştirir, burada önemli olan seçmen’in kararı!

Örneğin dün gece NTV, Star ortak yayınında Ekrem İmamoğlu vardı.
Beylikdüzü Belediye Başkanlık dönemi’nin de öncesine ait bir mesele yüzünden, yani iş yaptığı döneme dair ‘ağır ceza’da görülmekte olan bir dava’yla ilgili kendisine soru soruldu.
Soru’yu soran da, Sabah’ın Ankara Temsilcisi.
İmamoğlu detay’a girmedi, konu siyasi dedi ve cevap’ı kısa kesti.
Programda soru soran haber’ciler, bu soru’ya neden az ya da çok cevap verdiniz diye de konu’yu uzatmadı.
Kaldı ki, iktidar’a yakın medya’nın Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu, İmamoğlu’na soru sorarken, nezaketsizlik etmedi, tuzak kurmadı, sadece soru sordu.
İmamoğlu da, soru’yu soran gazeteci’nin çalıştığı medya ve İktidar arasındaki ilişkiye atıf yaptı, bunda da ters bir şey yok.
Yani?!
Bu da doğru!
Ne var ki, İmamoğlu kendisine soru soran gazeteci’ye önyargılı davrandığı için ekran’da kendisini izleyenler ne düşünmüştür?!
Ya da muhalifi, iktidar’ı fark etmez, aynı matematiksel değer içinde yayın yapan medya’nın temsilcileri dün geceki ekran buluşması hakkında ne düşünüyor?!
Elcevap: ?!

Hayat memat nüans’lı soru:
Aday’ın verdiği cevap’lar ne kadar tatmin edici!?
Yani?!
İmamoğlu medya konusunda önyargılı!
Medya’nın tamamının kendisini desteklemek ya da haber’lerine yer vermek zorunda olduğunu zannediyor.
Oysaki, konu adalet ise diğer aday’lara ne kadar adil davranılıyor!
SP adayı ya da diğer aday’lar medya’da İmamoğlu kadar yer buluyor mu?!
İktidar olduğu için Ak Parti adayı’nın diğer aday’lardan daha fazla medya’da yer alması iyi bir şey mi?!
Ekran’a içi boş içerik ile çıkıyorsanız, yüz de eskir, mesaj’ın içi de boşalır, özgül ağırlık da azalır.
İletişim danışmanları bu işi çok iyi bilir.
Pembe haber ya da PR haber’i belediye ya da şirket gazetelerinde olur.
Havadis başka, gazete’nin soruşturmaya dayalı habercilik’i başka mana’ya gelir.

Oysaki..
Kim sorarsa sorsun, Başkan aday’ının, soru’lara, önyargısız cevap vermesi gerekiyor ki, oy’una talip olduğu kararsız seçmen kendisine oy versin.
İmamoğlu, Tayyip’in genç’i.
Bu sebep’ten, Erdoğan geçmişte ne dedi ise hangi hataları yaptı ise aynı hataları tekrar ederek politika yapıyor.
Aynı soru’yu Fatih Portakal ya da İsmail Küçükkaya sormuş olsa İmamoğlu’nun cevap’ı farklı olur muydu, o vakit telaşa mahal yok.
Aynı durum Yıldırım için de geçerli diyeceğim ama o en baş’tan muhalif kesim’den gazeteci istedi.
“Önyargısız”ım mesajı verdi.
Samimi ya da değil, ona vatandaş, kararsız seçmen not verecek!

Sözün özü:
Ekran düellosu’nun Batı’daki format’ları malum.
ABD’deki dört raunt.
Türkiye’deki en az’ından iki raunt olmak zorunda ki, aday’lar da seyirci de fazla gerilmesin.
Kaldı ki, geçmişte, Türkiye’de yapılan ekran düello’larının birçok örnek’i arşiv’de saklı!
Köprü’yü sattırırım / sattırmam atışması da aday’ların soru’ya verdikleri cevap’ın içinden çıktı.
Yani?!
Soru saklamak ya da soru’ları aday’ların önceden görmesi değil mesele!
Herkes’in aklındaki soru’ların sorulması, verilen cevap’ların da soru’yu soran’ı değil, ekran’da izleyen milyon’ları tatmin etmesi.

Netice:
Lüzumsuz gizem yaratma’nın bir manası yok!
3 Y’den mülhem 4 Y’nin iktidar olduğu ortamda, “Yolsuzluk, israf” vb başlık’lar yükselecek ise yükseltecek olan aday’lar.
Soru’yu soran değil!
“Efendim eşiniz ile haftada kaç defa halvet oluyorsunuz?” diye de bir soru sorulmayacağına göre, ki sorulsa cevap ‘sana ne, size ne”dir, o gece için sorulması gereken soru’lar, şimdiden beş aşağı beş yukarı belli!
Soru’ların format’ını şekillendirecek olan da yine sosyal medya’da yayınlanan soru içerikleri.

Hasılı:
Kıdemli ekran haber anlatıcısı Uğur Dündar dahi “sosyal medya” hesap’larından çekinip, geri adım attı ise hayat memat nüans ortada:
Sosyal medya hesapları üzerinden sorulan, cevap’ı merak edilen soru’lar sorulmadığı, cevap’ları alınmadığı sürece, sorular önceden aday’lara gösterilmiş gösterilmemiş fark etmez, tv ekranı üzerinden canlı yapılan “düello” ya da “atışma” beklenen geri dönüş’ü sağlamaz, izleyici’nin dimağ’ında kurmaca ve/veya “sahte” tad bırakır.

Ezcümle:
“Köprüyü satarım, sattırmam” atışmasında olduğu gibi aday’lardan biri diğerine “hırsız” ya da “gaspçı” vb diyecek ise diyecek, demeyecek ise demeyecek.
Aday’ların ekran stratejisi’ne müdahale etmek sunucu’nun görevi değil.
Program’ı sunan ya da soru’ları soran’ın yek görevi var, sormak ve de süre’yi yönetmek.
Bundan ötesi program’a katılan aday’ların üslup’una ve de izleyici’ye kalmış(tır).
Nokta.
.
12 Haziran 2019
Hayrullah Mahmud

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


7 − 3 =

FpsAgency