Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Deliliğe övgü-desiderıus erasmus
01 Haziran 2019
23:11
125 Kez Okundu

kabalcı yayınevi, humanitas dizisi,stultitıae laus-deliliğe övgü, sayfa 51.

…..”evet, artık adımı biliyorsunuz-delilik; eyyyy dostlar, peki ben size nasıl hitap edeceğim? en deliler diyeceğim tabi, başka ne? delilik tanrıçası kendi erenlerine bundan daha onurlu başka bir lâkap takabilir mi? şimdi musaların yardımıyla, hangi soydan geldiğimi açıklamaya çalışacağım, çünkü birçoğunuz bunu bilmiyorsunuz.
benim babam ne chaos, ne saturnus ne de lapetus ya da bu türden köhnemiş ve kokuşmuş bir tanrı.benim babam plutus’tur. hesiodus, homerus, hatta luppiter bile kızarsa kızsın, insanların ve tanrıların biricik babasıdır kendisi.başını bir sallasa, eskiden olduğu gibi bugün de kutsal olsun olmasın herşey altüst olur, birbirine girer.savaşlar, barışlar, iktidarlar, müzakereler, yargılar, meclisler, evlilikler, antlaşmalar, ittifaklar, kanunlar, sanatlar, şakalar, ciddilikler -hay soluğum kesildi- yani kısaca insanların bireysel ya da toplumsal her tür işi onun bir kararına bakar. onun yardımı olmasa, şairlerin yarattığı tanrı gûruhu ve -cüret edip söyleyeceğim- şu seçkin tanrılar bile ya toptan yok olurdu ya da evlerinde buldukları yiyecekle tatsız tuzsuz yaşayıp giderdi. plutus’un gazabına uğradı mı birisi, pallas bile yardımına koşsa inan yetmez. ama lûtfuna ermeye görsün birisi, yüce luppiter’e bile al yıldımını, git kendini as diyebilir. işte böyle bir babanın oğlu olmak bana müthiş gurur veriyor. üstelik o beni kafasından doğurmadı, luppiter’in şu somurtkan, acımasız pallas’ı doğurduğu gibi; ben neotes’ten doğdum, perilerin en sevimlisi o, aynı zamanda en neşelisi. ayrıca babamla aralarında kasvetli bir evlilik de olmadı, hani şu topal demircinin (vulcanıcus) doğduğu evlilik gibi; aksine az biraz tatlı değildi bu evlilik, homerus’umuzun dediği gibi, aşkla birleşmişlerdi.
ama yanlış anlaşılmasın diye söylüyorum, benim babam aristophanes’in anlattığı plutus değildi, yani yaşlılıktan artık beli büküimüş, yarı körleşmiş bir plutus; benim babam zamanında sapasağlamdı, gençlikten kanı kaynıyordu, sadece gençlikten değil tabi, aynu zamanda fazla nectar’dan, çünkü bir ara tanrıların masasında kana kana ve su katmadan içtikçe içmişti.
belki doğum yerimi de öğrenmek istersiniz, çünkü günümüzde bir bebeğin ilk çığlıklarını attığı yerin özellikle soyluluğunu belirlemede çok büyük etkisi olduğu düşünülüyor; ben ne şu seyyar delos ta (apollo ve diana ‘nın doğduğu önce suda yüzen sonra luppiter’in demirlediği ada) doğdum ne dalgalı denizde (aşk tanrıçası venüs/aphrodit) ne de mağara oyuklarında (theitis), kutlular adasında (sonsuz mutluluğun yaşandığı cennet) doğdum ben, ekilmeden, sürülmeden herşeyin yetiştiği yerde. ne yorgunluk ne yaşlılık vardı orada, ne de tek bir hastalık, ne çirişotu görürsünüz tarlalarında, ne de ebegümeci, soğan, burçak; ne fasulye ne de bunlar gibi tatsız tuzsuz yavan bir bitki (sıradan insanların yediği bitki ve sebzeler). tersine her yandan fışkıran sedefotu, melekotu, öküzdili. mercanköşk, yonca, nilûfer, gül, menekşe, sümbül ve adonisb bahçeleri (rezene ve marul gibi kısa ömürlü bitkilerinbahçeleri) doyurur gözünüzü, aynı zamanda burnunuzu.işte ben bu zevklerin içinde doğdum, öyle ağlayarak da açmadım gözümü hayata, doğar doğmaz anneme tatlı tatlı gülümsedim.
kronos’un yüce oğlunu (luppiter) bir dişi keçi emzirdi diye inan hiç kıskanmıyorum, çünkü bana harikulade iki su perisi meme verdi; biri bacchus’un kızı sarhoşluk, diğeri pan’ın kızı cehalet; işte bakın ikisi de burada, şu diğer yoldaşlarımın ve yandaşlarımın arasında. ama hercules aşkına, hepsinin adını öğrenmek isterseniz, benden sırf yunancalarını işiteceksiniz. işte şurada gördüğünüz, çatık kaşlı olanı kendini beğenmişlik. bakın şuradaki, adeta gözlerinin içi gülen ve ellerini çırpıp duranın adı dalkavukluk. şu gözleri kapanan, uyudu uyuyacak olana unutkanlık denir, şu dirseklerine yaslanmış uzanan, ellerini de birbirine kavuşturmuş olanın adı ise tembellik; şu başında gülden tacıyla her yanı esanslara bulanmış olanınki haz; şu vahşice bakıp gözlerini fırıl fırıl döndüren kaçıklık; şu pırıl pırıl tenli, etine dolgun vûcutlusunun adı ise şehvet. bakın işte tanrıları da görüyorsunuz, kızların arasına karışmışlar; birisine taşkınlık deniyor, diğerine derin uyku. işte bu vefakâr maiyetimin hizmetleri sayesinde bütün dünyayı eğemenliğimin altında tutuyorum, hatta imparatorlara bile hükmediyorum.”…

Fatma Gürman

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


− 8 = 0

FpsAgency