Deniz Kurmay Albay, Ömer Faruk ERDOĞAN’ın savunması

ADALET FIKRA GİBİ OLMAMALI

Kamuoyuna “İzmir Askeri Casusluk ve Fuhuş” davası olarak takdim edilen ve 316’sı asker olmak üzere toplam 357 kişinin sanık olarak yer aldığı davanın duruşmalarına 1-5 Temmuz 2013 tarihleri arasında İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından devam edildi.

Duruşmaların son günü 5 Temmuz 2013 tarihinde, bir yılı aşan süreyle tutukluğu devam eden 50 TSK Mensubunun tutukluluğunun devamına veya tahliyelerine karar verilecekti. Sanık Avukatları, müvekkillerinden 30 TSK mensubunun halen tutuklulukta geçirmiş oldukları sürenin, kendileri için öngörülen cezanın alt sınırlarını geçmiş olduğunu tekrar hatırlattılar.

Geçen ay 05 Haziran 2013 tarihinde yapılan duruşmada da benzer taleplerine karşılık, mahkemenin “ihsası rey” niteliğinde olan ve “tutuklulukta geçirmiş oldukları sürenin henüz kendileri için öngörülen cezanın üst sınırlarına yaklaşılmaması nedeniyle tutukluluk hallerinin devamına” kararı verilmişti.

Böyle bir gerekçe, Anayasasında kendini hukuk devleti olarak tanımlayan bir devletin bağımsız mahkemelerinin almış olduğu bir karara yazılabilir miydi? Evet ne yazık ki yazıldı. Bu gerekçenin, hukuk fakültelerinde verilecek derslerde “olumsuz örnekler, yazılmayacak gerekçeler” arasında yerini alacağına hiç kuşku duymuyorum.

Daha yargılama devam ederken “vereceği cezanın üst limitten olacağını söyleyen bir mahkeme”. O zaman yargılamaya ne gerek vardı ki? Yargılama yapmadan birisi cezayı keserse hiç olmazsa, “olmayan adalet” hızlandırılırdı.

İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 05 Haziran 2013 tarihli kararına yapılan itirazları inceleyen Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesi, “tutuklulukta geçirilen sürenin öngörülen cezanın üst sınırlarına yaklaşmamış olması” gerekçesinin hukuki ve yasal olmadığını düşünmüş olmalı ki, 12 Haziran 2013 tarihli kararında bu gerekçeyi kullanmadı.

Bu gerekçe yerine vermiş olduğu red kararında; “sanıkların üzerlerine atılı eylemlere istinaden iddianamede gösterilen suç vasıflarının değişebileceği, dolayısıyla sanıkların eylemlerinin iddianamede gösterilen sevk maddelerinden daha ağır bir cezayı gerektiren suç haline dönüşme ihtimalinin bulunması” gerekçesini kullandı.

Yeni bir gerekçe gibi ama, çok farklı da değil, önceki yaklaşımın değişik bir versiyonu.

İddianameler, Cumhuriyet Savcılıkları tarafından hazırlanıyor ve ilgili mahkemeler de bunları inceledikten sonra onaylıyor ve yargılamaya başlanıyor. Bu süreçte başka hiçbir birimin tesiri söz konusu değil. Dolayısıyla “İzmir Askeri Casusluk ve Fuhuş” davası iddianamesi de, 8 aylık bir sürede hazırlandı, sanıkların suçlandıkları sevk maddelerini de içeren bu iddianame, İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 Ocak 2013 tarihinde onaylandı ve 16 Nisan 2013 tarihinde de duruşmalara başlandı.

16 Nisan 2013 tarihinden bu yana savunma yapan general/amiraller, kurmay albaylar, mühendis ve profesör albaylar ile diğer subaylar/astsubaylar tarafından somut deliller ortaya konularak iddianame adeta çökertildi. Bu süreçte savunmalarını yapan sanıklara, ne savcılar, ne de mahkeme heyeti tarafından, tek bir soru dahi sorulmadığı gibi, dava dosyasına da sanıkların savunmalarında sundukları deliller dışında tek bir delil dahi girmedi.

İddianameyi, kişilerin üzerine atılı suçları içeren sevk maddeleriyle birlikte hazırlayan İzmir Cumhuriyet Savcılığı, bunu inceleyip onaylayan İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi. Dosyaya sanıkların savunmaları dışında hiçbir delil girmediğine ve ek iddianame de olmadığına göre bunun açıklaması ne olabilir?

– Yeni bir dalga ile yine bir kısım Atatürkçü Subayların evine atılacak dijital materyaller ile yeni suçlar mı üretilecek?

– Veya tutsak alınan subaylar için başlangıçta öngörülen cezalar, Türkiye’nin küçültülmesi ve şekillendirilmesine ilişkin stratejik yol haritasındaki değişikliğe uyumlu hale mi getirilmek isteniyor?

İşte tam da bu noktada Av.Murat Ergün’ün savcılara hitaben mahkeme salonunda anlatmış olduğu fıkra bu duruma “cuk” diye oturuyor.

Ormanda, Aslan ve Tilki her gün Tavşanı niye şapka giymedin diye pataklayıp duruyorlar. Bunu o kadar çok yapıyorlar ki, sıkıldıklarından artık bir değişiklik yapalım diye düşünüyorlar.

Tilki bir öneride bulunuyor; “Tavşanı bakkala sigara almaya gönderelim, kısa sigara aldığı zaman, niye uzun almadın diye, uzun aldığında da niye kısa almadın diye dövelim” diyor.

Aslan öneriyi kabul ediyor ve hemen uygulamaya başlıyorlar.

Tavşan yakınlarından geçerken çağırıyorlar ve Tilki “al şu parayı git bakkaldan bize bir sigara al” diyor.

Tavşan soruyor “kısa mı olsun uzun mu?”

Aslan ve Tilki şaşırıp birbirlerine bakıyorlar.

Şaşkınlığı bir süre sonra geçen Tilki “ulan sen niye şapka giymiyorsun” diyor ve Aslan’la birlikte Tavşanı bir güzel yine pataklıyorlar.

Saygılarla

İzmir Askeri Casusluk Davası Tutukluları

Şirinyer Askeri Cezaevi

Şirinyer- İZMİR

***

İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin Sayın Başkanı ve üyeleri,

Değerli Cumhuriyet Savcıları,

Sözlerime başlamadan önce tüm heyeti ve salonda bulunanları saygıyla

selamlıyorum.

Ben Ömer Faruk ERDOĞAN, Kamuoyuna “İzmir Casusluk Davası” olarak yansıtılan davanın 11 aylık tutuklusu olarak huzurlarınızda bulunuyorum. Daha önce Savcılıkta ve nöbetçi mahkemede verdiğim ifadeleri doğruluyorum.

Sayın Başkanım bildiğiniz gibi ben Deniz Kurmay Albay rütbesinde bir subayım, etmiş olduğum yemine istinaden büyük bir şeref ve gururla 32 yıldır üzerimde taşıdığım bu üniformayı son olarak giydiğim gün, yani gözaltına alındığımda, Deniz Kuvvetlerinin konuşlanan birlikler bakımından ikinci büyük üssü olan Foça Deniz Üssünün Komutanı idim.

Casusluk suçlamasıyla kendimi cezaevinde bulmamı sağlayan bu süreç nasıl gelişti? Önce bunun kısa bir özetini yapıp bilahare iddianamede hakkımda yer alan suçlamalar ile bu suçlamalara karşılık savunma açıklamalarını delilleri ile birlikte ortaya koyarak savunmamı yapacağım.

Bu süreç; ilginç bir şekilde yabancı bir ülkenin sunucularından beslenen ve Türkçe yayım yapan, ismiyle son derece uyumlu “kirli oyunlar” adındaki bir internet sitesinden 17 Ocak 2012 tarihinde yayımlanan iftiralarla başlamıştır.

Burada yayımlanan “Deniz Kuvvetlerinde Ermeni Paşa Gerçeği” başlıklı iftira metninde;

“Ömer Faruk” olan ismimin alevi olduğumu gizleyebilmem için maksatlı olarak konulduğu,

– Dini inançlarımın zayıf ve bu nedenle ateist olduğum,

– Yurtdışı görevlerinde personelimi Hıristiyan ayinlerine katılması için teşvik ettiğim ve birçok yakınım gibi Hıristiyan olduğum,

– Çok küçük bir araştırma yapılırsa Ermeni olduğumun kolaylıkla ortaya çıkacağı,şeklinde kendi içinde bile tutarlı olmayan, iddianamedeki fişlemelere benzerliği ile dikkati çeken, iftira ve karalamalar yapılmıştır.

Şahsıma yönelik iftiralarla başlayan yayımlara,yansılardaki örneklerle Foça Deniz Üssünün güvenliğine ilişkingizlilik dereceli konuların çarpıtılarak verilmesiyle devam edilmiştir.

Gözaltına alındığım 13 Haziran 2012 tarihinden bir gün önce, 12 Haziran’da yayımlanan son iftira metni ise şöyle bitiyordu;

“Dz.Kur.Alb. Ömer Faruk ERDOĞAN’ı son kez uyarıyoruz”.

Belki gerçekten bu bir “son uyarıydıveya her şey “büyük bir tesadüf eseri” bu kadar “paralel koordinasyon içerisinde ve eşgüdümle” gerçekleşmişti.

Nitekim 13 Haziran 2012 tarihinde evim ve işyerim arandı ve gözaltına alındım. Ev ve işyerimde arama yapılması ve gözaltına alınmamı emreden belgede şunlar yazıyordu;

“Fuhuş, İnsan Ticareti, Fuhuşa Aracılık, Şantaj, Tehdit, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etme, Kişisel Verileri Kayıt Altına Alma, Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etme”

Ben, Deniz Kurmay Albay rütbesinde bir subay olarak bu suçlamaların neresinde olduğumu gereksiz yere tutulduğum dört günlük gözaltı süresinin sonunda öğrenebildim.

Savcılıkta, yasadışı bir örgüte kazandırdığım iddia edilen dijital belgelerin çıktılarını ifadem alınmadan önce 10 dakika inceleyebildim ve bu belgelerin içeriğini;

– 2006-2008 yılları arasında Deniz Kuvvetleri karargâhındaki görevim esnasında hazırladığımı,

– Son kayıt tarihindeki görev yerim itibariyle erişim yetkimin bulunmadığını,

– Dolayısıyla benim tarafımdan sızdırılmasının mümkün olmadığını,

– Dz.Kuvvetleri bilgi sistemlerinde yapılacak incelemeyle belge sızdıranların tespit edilebileceğini,

– Ayrıca belgelerin niteliği itibariyle de gizlilik derecesinin olmadığını, ifade ettim.

Ancak savcılık tarafından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildim.

İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinde yapmış olduğum açıklamalar sayın hâkim tarafından onaylanmış gözükmesine rağmen,

“Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma (Md.220/2)”,

“Devletin güvenliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin etme (Md.327/1)” suçlamasıyla 17 Haziran 2012 tarihinde tutuklandım.

Benim tutuklanmama neden olan deliller nelerdi? Sapanca’da hiç tanımadığım bir işadamının çiftlik evinde bulunan bir hard disk içerisindeki bir takım dijital belgeler, ismim ve TC Kimlik numaram kullanılarak kaydedilmişti.

Ancak, ne bu belgelerle ne de örgüt üyesi olduğu iddia edilen şahıslarla benim aramda herhangi bir ilişkiyi açıklayacak nitelikte e-posta, teknik/ fiziki takip vb. bir iletişime ait herhangi bir delil gösterilememişti.

Temel düzeyde MS Windows ve Office programı kullanabilen herkes tarafından, ismi ve TC kimlik numarasıbilinen bir kimse aleyhine kolayca üretilebilecek dijital dosyalar esas alınarak;

İnsanlar 4 gün gözaltında tutulabilir miydi?

– Bu dijital belgelerden kuvvetli suç şüphesi yaratılarak tutuklamalar yapılabilir miydi?

Evet, bunların hepsi kolayca gerçekleşmiştir.

İsmim ve TC Kimlik Numaram ile kaydedilen ve tanımadığım bir şahsın evinde bulunan dijital belgelerden yola çıkılarak kamuoyunda casus olarak damgalanmamısağlayan süreçte, hemen akla gelmesi gereken sorular;hadisenin bir iftira veya komployla ilişkili olup/ olmadığı, şantaja maruz kalıp/kalmadığım gibi bir soru dahi sorulmamıştır.

Tutuklanmamdan yaklaşık 2 ay sonra, 13 Ağustos 2012 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Genelkurmay Bşk.lığına yazı yazılarak sözde suç örgütünden ele geçirilen belgelerin niteliği ve gizlilik derecesinin tespiti istenmiştir.

Ne yazık ki sayın savcılık, bu yazısını yazmadan iki ay önce yani, 17 Haziran 2012 tarihinde belgelerin gizliliği konusunda yeterli bilgiye sahip olmaksızın tutuklanmamı talep etmiş, 8. Ağır Ceza Mahkemesi de aynı yetersiz bilgiye rağmen kuvvetli suç şüphesi ile tutuklanmama karar vermiştir.

Genelkurmay Bşk.lığı 21 Eylül 2012 tarihli cevabi yazısı ile Cumhuriyet Savcılığı tarafından talep edilen bilgileri savcılığa göndermiştir.

Bu yazıya göre tutuklanmama neden olan 3 belgeden 2 adedi açık kaynaktan temin edilebilecek bilgiler olarak değerlendirilirken, diğerinin ise artık güncelliğini kaybettiği ve ticari gizliliğinin dahi olmadığı, Savcılığın ve Mahkemenin öngördüğü TCK Md. 327 şöyle dursun, TCK 334 kapsamında bir içeriğe bile sahip olmadığı bildirilmiştir.

Genelkurmay Bşk.lığının 21 Eylül 2012 tarihli “belgelerin gizlilik değeri bulunmamaktadır” değerlendirmesine rağmen, masum olabileceğime ilişkin en ufak bir ihtimal dahi görülmemiş ve suçlu olduğuma ilişkin kuvvetli önyargı ile tutukluluğumun devamına karar verilmiştir.

Diğer taraftan, yansıda da görüldüğü gibi, tamamen aynı delil durumunda, benimle aynı veya benden daha ağır cezalar ile suçlanan kişiler tutuksuz yargılanırken, hatta sivil bürokratlar şüpheli bile değilken, benim tutuklu olarak yargılanmamın hukuki bir açıklaması olabilir mi?

Sayın Başkanım, Değerli Üyeler

Tutuklanmamdan yaklaşık 7 ay sonra, 6 Ocak 2013 tarihinde yayımlanan İddianamede, şahsıma isnat edilen suçlamalar yansıda sunulmuştur;

TCK Md. 220/2 – Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak,

TCK Md. 135/1 – Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek,

TCK Md. 43 (Bir suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi)

TCK Md. 334/1 – Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin etmek,

TCK Md. 43 (Bir suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi)

Bu suçlamaların hiç birisini kabul etmiyorum.

Atılı suçlamaların tamamışimdi arz edeceğim nedenlerden dolayıgerçek dışıdır.

Bunlardan; TCK 220/2 – Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak – suçuna yönelik iddianamede ortaya konulan 2 husus bulunmaktadır.

Birinci husus: Pandora Veri tabanı içerisinde veri_1 bölümünde yer aldığı bildirilen “ÖMER FARUK ERDOĞAN İzmir’deki görev dağılımını sağlıyor”ifadesi ile Safiye KÖTEN’den elde edilen dijital materyaller içerisinde bulunduğu iddia edilen “GÖREV DAĞILIMI.doc” isimli dijital word belgesidir.

Dijital Belgenin “X” isimli bir bilgisayarda yansıda sunulan tarih ve zamanlarda “kulasadık” isimli kullanıcı tarafından oluşturulduğu ve “ömer_faruk_erdoğan”isimli kullanıcı tarafından da son kez kaydedildiği iddia edilmektedir.

Oluşturulduğu tarih: 15/09/2010 23:02:00

Son kayıt tarihi 21/09/2010 21:37:00

Dosya boyutu 32768

Dosyanın yolu \C\DOĞAN ŞAHİN\_AMİR\ÖMER FARUK ERDOĞAN\GÖREV DAĞILIMI.doc

Dijital belgeye yönelik, talebim üzerine Dz.K.K.lığı tarafından gönderilen ve yansıda sunulan 5 Mart 2013 tarihli resmi yazıya göre Dz.K.K.lığı bilgi sistemlerinde yapılan incelemede;

– Belgenin hazırlandığı iddia edilen “X” adlı bir bilgisayara,

– “GÖREV DAĞILIMI.doc” dosyasına,

– “ömer_faruk_erdoğan” ve “kulasadık” kullanıcı isimlerine, rastlanmadığı bildirilmiştir.

“GÖREV DAĞILIMI.doc” isimli dijital belgenin içeriğine baktığımızda; 12 kişinin isimleri hizasında, 1-2 kelime ile sözde görevler tanımlanmaktadır.

Şimdi sizlere soruyorum;

Yasa dışı bir örgüt, basit bir görev dağılımı için neden böyle bir word belgesi oluştursun? Yöntem bu olabilir mi?

– Mademki belge oluşturuldu, görev verilen kişilere tebliğ edilmesi gerekmez miydi?

– Neden benim ve diğer şahısların bilgisayarlarında bu belgeye rastlanmamıştır.

Bu dijital belge şahıslara gönderilmek maksadıyla yapılmadıysa ve belgede adı geçenlerin bilgisayarlarından dahi çıkmadıysa, bu belgeyi kim, ne maksatla yapmış olabilir?

– Pandora kutusuna koyup örgütün varlığına yönelik bir dijital delil yaratmak için mi?

– Hazırlık aşamasında öncelikle bu soruların cevaplarının bulunması gerekmez miydi?

Sayın Başkanım,

Tekrar dijital belgenin içeriğine dönecek olursak, burada ismi geçen 12 kişiden sadece 5 kişiyi Foça Deniz Üs K.lığı görevim nedeniyle tanırım. Diğer 7 kişiyle hiçbir tanışıklığım bulunmamaktadır.

Tanıdığım isimlerden ikisiyle ilgili arz edeceğim hususların, bu belgenin gerçekliği konusunda sizlere yeterli fikri vereceğini düşünüyorum.

Görevim nedeniyle yakın mesaide bulunduğum Faruk ÇELİKER, bağlı olduğum üst komutanlığın Loj. Şube Müdürü idi. Listede Albay olarak yer almıştır.

Oysa anılan personel hiçbir zaman Albay rütbesine sahip olmamış, 2012 yılı Mart ayında Yarbay rütbesinde iken, benim de katıldığım bir törenle emekli olmuştur.

Doğan ŞAHİN ise, Foça Deniz Üs K.lığı karargahında Loj.Ş.Md. olarak görev yaparken, özensiz çalışmalarından dolayı, 25 Kasım 2010 tarihinde tarafımdan disiplin cezası uygulanmış ve müteakiben 2011 yılı Mayıs atamaları ile Karadeniz Ereğli’ye atandırılmıştır.

Bahse konu cezai işlemin resmi belgeleri yansıda sunulmuştur.

Özensiz çalışmaları nedeniyle disiplin cezası uyguladığım bir şahsı sekreter olarak belirlemem ve çok yakın mesaide bulunduğum yarbay rütbesinde emekli olan bir şahsı da albay rütbesindeymiş gibi görevlendirme listesine yazmamın mümkün olmayacağı açıktır.

Ayrıca, sözde görev dağılımında adı geçen 12 kişiden hiç birisiyle herhangi bir iletişimim yoktur. Hiç bir iletişim olmaksızın görev dağılımını sağlamanın mümkün olamayacağı da aşikârdır.

Tüm bu hususlar belgenin gerçek olmadığının ve sadece benimle ilişkili olarak gösterilmeye çalışıldığının açık kanıtlarıdır.

Denilebilir ki, buradaki hatalar savunmada kullanmak maksadıyla profesyonelce yapılmış hatalardır.

O zaman hemen şu sorular akla gelmelidir.

– Aynı profesyonelliğin çok daha azı, her türlü örgütsel faaliyetin dijital belgelere yazılmasında neden gösterilmemiştir?

– Gerçek suç örgütlerinin yaptığının aksine, dijital belgeler, neden gerçek isim ve TC Kimlik Numaraları kullanılarak kaydedilmiştir?

Eğer, sözde örgüte kazandırdığım iddia edilen belgeler, ismim ve TC Kimlik Numaram kullanılarak kaydedilmemiş olsaydı şimdi bu salonda olur muydum?

Bunun cevabı kuşkusuz olumsuzdur, çünkü ismim ve TC Kimlik Numaramın dijital belgelerde kullanılması dışında benimle bir ilişki kurulamamaktadır.

İddianamede, örgüt üyeliğine yönelik delil niteliğinde sunulan ikinci husus ise; sözde örgütsel faaliyetler kapsamında telefon irtibatında olduğum belirtilen toplam 5 şahıstır.

Bu 5 şahsın tamamı, görev ilişkisi içerisinde bulunduğum üst düzey asker kişilerdir. Bu durumu açıklayan Dz.K.K.lığının 26 Şubat 2013 tarihli delil niteliğindeki resmi yazısı yansıda sunulmuştur.

Anılan şahıslardan;

– Atilla KAYA ve Ali KİBAR, Deniz Harp Okulundan aynı dönemde mezun olduğum Deniz Kurmay Albay rütbesinde, 32 yıllık arkadaşlarımdır.

– Celalettin AKÇİL ve Sadık KULA Komutanı olduğum Foça Deniz Üssünde konuşlu yüzer birliklerde Komodor olarak görev yapan Deniz Kurmay Albay rütbesinde birlik komutanlarıdır.

– Veysel KÖSELE ise, Koramiral rütbesinde bir subaydır. Amfibi Görev Grup Komutanı olduğu dönemde, Foça Deniz Üs Komutanı olarak emrinde görev yaptım.

Burada sosyal ilişkiler veya görev çerçevesinde yapılan iletişimin suç kavramı içerisinde gösterilmesi hukuki olamaz. Böyle bir iletişim içeriğinin örgüt faaliyetleri kapsamında olduğu iddia ediliyorsa, bunun tapelerinin ortaya konularak ispat edilmesi gerekirdi.

Sayın Başkanım,

Örgüt Üyeliğine ilişkin bir diğer husus ise, “sözde örgüt yöneticisi Safiye KÖTEN’e bağlı olarak sözde örgüt adına faaliyette bulunduğuma” ilişkin iddiadır. Ancak iddianamede bu ifadeyi destekleyecek hiç bir delil bulunmamaktadır.

Bu ifadenin aksine iddianamede “Şüpheli Safiye Köten’in TSK Mensubu İrtibatları” başlığı altında toplam 33 kişinin ad-soyadı ile telefon ve adres bilgileri bulunurken; (Syf:67 ila 74)

Safiye KÖTEN’e bağlı olarak faaliyette bulunduğu iddia edilen şahsıma ait herhangi bir kayıt bulunmamaktadır,

– Üçüncü şahıslar aracılığı ile dahi bir irtibat kurmak mümkün değildir.

Çünkü kendisiyle hiçbir şekilde irtibatım olmamıştır.

Diğer taraftan Şüpheli Safiye Köten’in “TSK Mensubu İrtibatları” olarak ismi geçen toplam 33 kişiden sadece 1 kişi, iddianamede şüpheli olarak yer almıştır.

Yine aynı şekilde, “Örgütsel Faaliyet Kapsamındaki Buluşmalar Ve Tespitler” başlığı altında ve Ek Klasörlerde Safiye KÖTEN’le iletişimi bulunan şahısların telefon ve mesaj tapelerine, fiziki takip kayıtlarına yüzlerce sayfa ayrılmış olmasına rağmen, ona bağlı olarak faaliyette bulunduğu iddia edilen şahsıma ait neden herhangi bir kayıt konulamamıştır.

Çünkü kendisiyle irtibatım Yoktur.

Sayın Başkanım, Değerli üyeler,

Örgüt kavramına yönelik yerleşik Yargıtay Daireleri ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007 tarihli kararı dikkate alındığında, örgütün oluşabilmesi için, yansıda arz edilen niteliklere sahip olması gerekli görülmektedir.

– Üyeleri arasında soyut bir birleşme değil, gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması,

– Suç işlenmese bile suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşmenin olması, niteliği itibariyle devamlılık göstermesi,

– Kendilerine veya başkalarına mali veya diğer bir çıkar elde etmek amacını taşıması,

– Örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması,

Kararda yer alan nitelikler çerçevesinde iddianamede ortaya konulan örgüt oluşumunu incelediğimizde;

Sözde Örgütün üyeleriyle birleşimi ve varlığının somut olarak ortaya konulamadığı, sadece dijital belgelerde var olan örgüt hiyerarşik yapısının da sorgulanmaya muhtaç olduğu açıkça görülmektedir.

Sözde örgütün çoğunlukla asker şahıslardan oluştuğu ve askerlerin sivil yaşamlarında dahi davranışlarını kıdem esasına göre düzenledikleri gerçeği göz önüne alındığında, sözde örgüt hiyerarşik yapısının buna aykırı olması, ancak soyut olarak tasarlanması ile açıklanabilir.

Benzer şekilde, sözde örgütle olan ilişkim, dijital alemde yazılan birkaç cümle vasıtasıyla soyut olarak ifade edilmiş, tek bir delil ortaya konulamamıştır.

İddianamede örgütün amacı “Bütün çıkar amaçlı suç örgütlerinde olduğu gibi, temel amacı çıkar elde etmek” olarak ifade edilmiş ancak ;

– benimle ilgili elde edilen veya edilecek çıkarın ne olduğu veya ne olacağı ortaya konulmamış,

şu ana kadar böyle bir soru da sorulmamıştır.

Devamlılık göstermesi konusunda ise, var olmayan örgütle ilişkim ortaya konulamazken “devamlılığından” söz edilmesi hiçbir şekilde mümkün görülmemektedir.

İddianamedeki sözde örgütü gerçek var saydığımızda bile;

– örgütün yapısı,

– üye sayısının çokluğu,

– birkaç taşınabilir hard disk ve flash bellekten oluşan araç-gerecini siyah poşetler içerisinde gelişigüzel yerlere bırakması,

– tüm safahatını, yönetici ve üye kimliklerini, yaptıklarını-yapacaklarını, duyduklarını, hissettiklerini ve hatta düşündüklerini, velhasıl her şeyini en ince detaylarıyla taşınabilir harddisk ve flash belleklere kaydetmesi,

– ve bunların nasıl ve nerede saklanacağını bir türlü becerememesi, sözde örgütün amaçlanan suçları işlemeye elverişli olmaktan çok uzak olduğunu göstermektedir.

Arz ettiğim hususlar göz önüne alındığında; iddianamedeki örgüt, Yargıtay Genel Kurulu Kararlarındaki örgüt niteliklerinden hiç birini taşımamaktadır.

Sözde Örgütün varlığı ve yapısının gerçek hayatla alakası olmadığı gibi, bir roman kurgusu seviyesinde bile tasarlanamadığı görülmektedir.

Sayın Başkanım, Değerli üyeler,

İddianamede tarafıma yöneltilen bir diğer suçlama;

TCK 135 / 1 – Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek ve TCK 43 – Bir suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi olarak belirtilmiştir.

İddianamede, şüpheli Sunay AKKAYA’dan elde edilen dijital materyaller içerisinde bulunduğu öne sürülen “Nuri Üstünere.doc” isimli dijital belgenin;

“özel” isimli bir bilgisayarda,

ömer_faruk_erdoğan isimli kullanıcı tarafından, yansıda sunulan tarih ve zamanlarda oluşturulduğu ve son kez kaydedildiği iddia edilmektedir.

Oluşturulduğu tarih 11/09/10 01:02:00AM

Son kayıt tarihi 11/09/10 01:19:00AM

Dosyanın yolu \C\CENGİZ CAN EROL\NURİ ÜSTÜNERE\Nuri Üstünere.doc

(+) Dijital word belgesinin içeriğine bakıldığında;

“Video kullanılsın gösterilsin. Uygun yerleri kesip foto olarakta gönderebilirsiniz.”

ifadesinin yer aldığı, 9 kelimeden ibaret bir dosya olduğu görülmekte ve “Nuri Üstüner” adlı kişinin dosya içeriğine göre işlem yapması gerektiği anlaşılmaktadır.

Sayın heyet,

Bu belge ile ortaya konulan iletişim yöntemine dikkat çekmek istiyorum,

Açıkçası kim böyle bir iletişim yöntemine ihtiyaç duyar? çok merak ediyorum!.

Yöntem şöyle;

-Telefon, e-posta, SMS ve diğer yöntemlerle veya yüz yüze konuşarak aktarabileceğiniz 9 kelimelik bir mesaj için önce bir word dosyası oluşturacaksınız.

-Sonra bu dosyayı muhatabının adını vererek kaydedeceksiniz. “Nuri

ÜSTÜNERe.doc” örneğindeki gibi.

-Ve Nuri ÜSTÜNER’in bu dosyayı kaydettiğiniz harddisk nerdeyse, oraya kadar gidip, dosyayı açıp okumasını ve işlem yapmasını bekleyeceksiniz.

Örgüt böyle çalışıyor….. Peki;

Bu dosyanın kaydedildiği bilgisayar veya hard disk nerededir?

– Nuri ÜSTÜNER bu dosyanın varlığından nasıl haberdar olacaktır?

– Ne zaman gelip o hard diskten dosyayı açacak, içindeki direktifi görecek ve ona göre işlem yapacak?

Sayın heyet; Böyle bir iletişim yöntemi olabilir mi?

– Yoksa bu dosya sadece delil teşkil etmesi amacıyla mı oluşturulmuştur?

Bu konuyu, örgüt tasarımcısının yeteneği bakımından takdirlerinize sunuyorum.

9 kelimeden oluşan Word dosyasındaki “Video kullanılsın gösterilsin” ifadesi ile kastedilen vidyonun “09/15/11” tarihinde kimin tarafından oluşturulduğu ve kaydedildiği belli olmayan “serpil üstüner.avi” isimli,küçük resimleri yansıda sunulan vidyo olduğunu değerlendiriyorum.

İddianamede “serpil üstüner.avi” isimli vidyo dosyasıyla ilgili; “bir bayan şahısla birkaç erkek şahsın gece sokakta bira içerken çekilmiş video” ifadesi yer almaktadır.

Serpil Üstüner, Nuri Üstüner in eşidir, kendilerini tanırım.

Resimde görünen kişiler ile bir ilgileri olduğunu da sanmıyorum, ancak bu 9 kelimelik word metni ile vidyo arasında iddianamede kurulmak istenen bağlantının mantığını da anlayabilmiş değilim.

Diğer husus ise; NuriÜstünere.doc isimli word belgesinin oluşturulduğu ve son kaydedildiği 11/09/10 tarihinde, henüz var olmayan bir vidyo dosyası, yaklaşık 1 sene önceden varmış gibi düşünülerek “Video kullanılsın gösterilsin. Uygun yerleri kesip foto olarakta gönderebilirsiniz” diye direktif verilmesidir.

Bahse konu belgelere yönelik talebim üzerine, yansıda sunulan resmi yazı ile Dz.K.K.lığı Bilgi sistemlerinde yapılan incelemede;

– Belgenin hazırlandığı iddia edilen “özel” adlı bir bilgisayara,

“NuriÜstünere.doc ve serpil üstüner.avi” dosyalarına,

“ömer_faruk_erdoğan” kullanıcı ismine, rastlanmadığı bildirilmiştir.

Dijital belgelerin elde edildiği iddia edilen Sunay AKKAYA ile belgelerin kaydedildiği dosya yolunda adı geçen Cengiz Can EROL ile tanışıklığım yoktur ve hiçbir şekilde iletişimim de olmamıştır.

İddianamede ismimle ilişkilendirilmiş tek belge olmasına, bu belgenin içeriğinde ise kişisel veriyi ihtiva eden hiçbir unsur bulunmamasına rağmen, benimle ilgili sevk maddelerinde TCK Md. 135/1 ve Md.43’e yer verilmesi mantıki olmadığı gibi hukuki dayanaktan da yoksundur.

Arz ettiğim hususlar çerçevesinde ortaya çıkan gerçek şudur; “vidyo kullanılsın” direktifi ile ona bağlı vidyo dosyası sahtecilik yapılarak üretilmiş dijital dosyalardır. Bunların veri yollarında adım kullanılarak benimle ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.

Sayın Başkanım, Değerli üyeler,

İddianamede tarafıma yöneltilen üçüncü ve son suçlama ise;

TCK 334/1 – Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin etmek ve TCK Md.43’tür.

İddianamede, yansıda sunulan 3 dijital belgeyi sözde örgüte kazandırdığım ancak bir adedinin GİZLİ bilgi içermediği ifade edilmektedir.

Bunlardan; “STANAG_1075_EK_B_EN_EN_SON.doc” isimli MS WORD dosyasına ilişkin bilgiler yansıda sunulmuştur.

Anılan dijital word belgesinin; “Turkish Navy” isimli bir bilgisayarda yansıda sunulan tarihlerde, “Preveze War Game Center” isimli kullanıcı tarafından oluşturulduğu ve “TC Kimlik numaram”dan oluşan kullanıcı adı ile son kez kaydedildiğinin, dijital belgenin veri yolu bilgilerinden anlaşıldığı iddia edilmektedir.

Oluşturulduğu tarih 01/09/2006 15:02:00

Son kayıt tarihi 24/06/2010 22:16:00

Dosya boyutu 64512

Dosyanın yolu \PANDORA v.12\Veri1_Ek\ÖMER FARUK ERDOĞAN\ STANAG_1075_

EK_B_EN_EN_SON\STANAG_1075_EK_B_EN_EN_SON.doc

Bahse konu belgeye yönelik talebim üzerine, yansıda sunulan resmi yazı ile Dz.K.K.lığı tarafından;

– Belgenin hazırlandığı iddia edilen “Turkish Navy” adlı bir bilgisayara,

– “Preveze War Game Center” kullanıcı ismine,

“STANAG_1075_ EK_B_EN_EN_SON. doc” isimli dosyaya, rastlanmadığı bildirilmiştir.

Anılan dijital belge niteliği itibariyle; Savcılıktaki ifademde de belirttiğim gibi, NATO’da kullanılan “coastal waters” terimine yönelik Türkiye’nin rezervasyonunu içermekte ve gizliliği bulunmamaktadır. İçeriği, Dz.K.K.lığındaki görevim esnasında tarafımdan oluşturulmuş İngilizce bir dokümandır.

Aynı husus, Genelkurmay Bşk.lığının 21 Eylül 2012 tarihli yazısında Dokümanın gizlilik değeri bulunmamaktadır” denilerek teyit edilmiştir.

Ancak söz konusu dijital belge savcılıkça yapılan ikinci değerlendirme talebine istinaden Genelkurmay Bşk.lığı tarafından gönderilen 12 Kasım 2012 tarihli yazıda “gizliliği incelenmeden”, sadece konusu itibariyle ele alınarak TCK Md. 334-1 olarak değerlendirilmiştir.

Adı geçen belgenin içeriği günceldir, hâlihazır durum itibariyle internetten temin edilebilecek bilgileri içermektedir. Belge içeriğinin temin edilebileceği internet adresi ile indirilen dosyaya ilişkin bilgiler yansıda sunulmuştur.

İnternetten ve açık kaynaklardan elde edilecek bir belgenin iddianamede “gizli” olarak nitelendirilmesi gizli belge kavramına aykırıdır. Suçun maddi unsuru olan “gizli belge” niteliğinin olmadığı, dolayısıyla suç teşkil etmediği açık bir şekilde ortaya konulmuştur.

İddianamede tarafımdan sözde örgüte kazandırıldığı iddia edilen bir diğer dijital belge “06-Türk Tipi Hücumbot PTD.doc” olarak belirtilmiştir.

Anılan dijital word belgesinin; “özel” isimli bir bilgisayarda; yansıda sunulan tarihlerde “ömer_faruk_erdoğan” isimli kullanıcı tarafından oluşturulduğu ve son kez kaydedildiğinin dijital belgenin veri yolu bilgilerinden anlaşıldığı iddia edilmektedir.

Oluşturulduğu tarih: 09/04/2011 12:26:00

Son kayıt tarihi 23/04/2011 22:16:00

Dosya boyutu 200192

Dosyanın yolu \PANDORA v.12\Veri1_Ek\ÖMER FARUK ERDOĞAN\06-Türk Tipi Hücumbot

PTD\ 06-Türk Tipi Hücumbot PTD.doc

Savcılıktaki ifademde de belirttiğim gibi, anılan dijital belge içeriği itibariyle, 2006-2008 yılları arasında Dz.K.K.lığındaki görevim esnasında hazırladığım yaklaşık 150 proje tanımlama dokümanından biridir.

Bahse konu belgeye yönelik talebim üzerine, yansıda sunulan resmi yazı ile Dz.K.K.lığı Bilgi sistemlerinde yapılan incelemede;

– Belgenin hazırlandığı iddia edilen “özel” isimli bir bilgisayara,

– “ömer_faruk_erdoğan” kullanıcı adına,

“06-Türk Tipi Hücumbot PTD.doc” isimli dosyaya, rastlanmadığı bildirilmiştir.

Belgenin niteliğinin değerlendirilmesine yönelik Genelkurmay Bşk.lığının 21 Eylül 2012 tarihli yazısında;

Mayıs 2007 ayında envanterdeki KILIÇ sınıfı Hücumbotların nitelikleri esas

alınarak hazırlanan Türk Tipi Hücumbot Projesine ait Proje Tanımlama Dokümanı’nın 2010 yılından itibaren devam eden güncelleme çalışmaları nedeniyle güncelliğini yitirdiği,

Dokümanın tehdit bölümünün de genel değerlendirmeler içermesi nedeniyle gizlilik değerinin bulunmadığı,

Proje teknik isterlerine ilişkin bilgilerin hâlihazırda ihale aşamasına gelinmemesi ve söz konusu teknik isterlerde değişiklik yapılacak olması nedeniyle ticari bakımdan da gizliliğinin bulunmadığı, belirtilmiştir.

Ancak savcılıkça yapılan ikinci değerlendirme talebine istinaden Genelkurmay’ın 12 Kasım 2012 tarihli yazısında, belgenin güncel olmadığı belirtilmiş olmasına rağmen “konusu itibariyle” başlığı altında yapılan yüzeysel bir inceleme ile belge TCK Md. 334-1 olarak değerlendirilmiştir.

Bu iki değerlendirmeden hangisi esas alınmalıdır sorusunun cevabı yansıdadır. Esas alınması gereken, içeriğinde yer alan hususların teknik gerekçeleri incelenerek sonuca gidilen, 21 Eylül 2012 tarihli değerlendirmedir.

Tarafımdan sözde örgüte kazandırıldığı iddia edilen bir diğer dijital belge “ATP-31 B Milli uygulama emri.doc” isimli MS WORD dosyasıdır.

Anılan dijital word belgesinin “isimsiz” bir bilgisayarda yansıda sunulan

tarihlerde “IBM” isimli kullanıcı tarafından oluşturulduğu ve “TC Kimlik numaram”’dan oluşan kullanıcı adı ile son kez kaydedildiğinin dijital belgenin veri yolu bilgilerinden anlaşıldığı iddia edilmektedir.

Oluşturulduğu tarih: 02/01/2008 10:11:00

Son kayıt tarihi 24/06/2010 22:12:00

Dosya boyutu 24576

Dosyanın yolu \PANDORA v.12\Veri1_Ek\ÖMER FARUK ERDOĞAN\ATP-31 B Milli uygulama

emri\ATP-31 B Milli uygulama emri.doc

Bahse konu belgeye yönelik talebim üzerine, yansıda sunulan resmi yazı ile Dz.K.K.lığı Bilgi sistemlerinde yapılan incelemede;

– Belgenin hazırlandığı iddia edilen “isimsiz” bir bilgisayara,

– “IBM” olan kullanıcı ismine,

“ATP-31 B Milli uygulama emri.doc” isimli dosyaya rastlanmadığı,

– Ancak, söz konusu belgeye benzer isimde “ATP-31 B Milli uygulama emri v2.doc” isimli dosya, Güney Deniz Saha K.lığı İzmir’de tespit edilmiş, erişim kayıtları incelendiğinde ise; “IBM” ve “TC Kimlik numaram”’dan oluşan kullanıcı ismi ile adı geçen belgeye erişim yapılmadığı, bildirilmiştir.

Genelkurmay Bşk.lığının 21 Eylül 2012 ve 12 Kasım 2012 tarihli yazılarında “belgenin gizlilik değerinin bulunmadığı” belirtilmiştir.

Söz konusu belgenin içeriğine ilişkin bilgilerin internetten indirilebileceği NATO ile ilişkili internet adresi ile indirilen belge yansıda sunulmuştur.

Sayın Başkanım, Değerli üyeler,

İddianamede suç olarak belirtilmemiş olmasına rağmen ismimle ilişkilendirilen birkaç konuya değinmek istiyorum.

Bunlardan birincisi “GELEN.rar” isimli ARŞİV dosyasıdır.

Söz konusu ARŞİV dosyasının Pandora Veri tabanı içerisinde veri_1 bölümünden alındığı, 31 Mart 2012 tarihinde oluşturulduğu, şifresi bilinmediğinden açılamadığı ve çalışmaların devam ettiği.” iddia edilmektedir.

Anılan dosyanın; oluşturma ve son kaydetme işleminin kim tarafından yapıldığına ilişkin bilgiye yer verilmemekle birlikte, dosya yolunda ismimin bulunması nedeniyle benimle ilişkilendirilmektedir.

Oluşturma tarihi 31/03/2012 12:29:43

Dosya boyutu 2596

Dosyanın yolu \PANDORA v.12\Veri1_Ek\ÖMER FARUK ERDOĞAN\ GELEN\GELEN.rar

Bahse konu belgeye yönelik talebim üzerine yansıda sunulan resmi yazı ile, Dz.K.K.lığı Bilgi sistemlerinde “GELEN.rar” isimli dosyaya rastlanmadığı Dz.K.K.lığı tarafından bildirilmiştir.

Evim ve işyerimde yapılan aramalarda; iddianamede benimle ilişkilendirilmeye çalışılan dijital belgelere, bilgisayar isimlerine, kullanıcı adlarına ve başka herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, İzmir Emniyet Müdürlüğü Adli Bilişim Uzmanlarınca hazırlanan ve yansıda sunulan “Bilirkişi İnceleme Raporu” ile tespit edilmiştir.

Arz etmiş olduğum somut deliller ışığında, benimle ilişkilendirilmeye çalışılan dijital belgelerin tarafımdan sızdırılmadığı açıktır.

İddianamede bu yöndeki iddialar hukuki dayanaktan yoksundur, somut bir delile dayanmamaktadır.

Söz konusu dijital belgeler, başkaları tarafından adım ve TC Kimlik Numaram kullanılarak kaydedilmek suretiyle, benimle ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.

Sayın Başkanım, buraya kadar arz etmiş olduğum ve ismimle ilişkilendirilen toplam 5 dijital belgenin “üst veri yollarını” incelediğimizde karşımıza çıkan husus oldukça dikkat çekicidir.

Yansıda da görüleceği üzere bu beş belgeden ikisinin son kaydetme zamanları saniyesine kadar aynı iken, tamamının oluşturma ve son kaydetme zamanlarındaki saniyelerin hepsi “sıfır sıfır”dır.

Bunun olabilirliğine yönelik yapılan hesaplamada karşımıza çıkan olasılık değeri, yansıda da arz edildiği gibi neredeyse imkansızı ifade eden sıfıra yakın bir değerdir.

Bu husus, bir çok konuşmacı tarafından da ifade edildiği gibi, dijital belgelerin üst veri yollarının manipülasyona uğradığının önemli bir işaretidir.

İşte bu noktada, dijital delillerin güvenilirliğine ilişkin, Emniyet Genel Md.lüğü tarafından Emniyet Teşkilatı bünyesinde düzenlenen “Akademik Bilişim Konferansı ve 2. Polis Sempozyumun”da sunulan bildiride yer alan hususların bizim için aydınlatıcı olacağını düşünüyorum.

Bildiride özet olarak şöyle deniyor;

“Dijital deliller yapı itibariyle çok hassas olup, kolay bir şekilde değiştirilmeye veya bozulmaya müsait verilerdir.

Bu yüzden delillerin tespiti, toplanması, taşınması, analiz edilmesi gibi konularda belirli prosedür ve metotlar izlenmeli ve aynı zamanda dijital delillerin mahkeme esnasında mutlak delil özelliği gösterebilmeleri için toplandığı andan itibaren hiçbir şekilde değiştirilmediğinin, bütünlüğünün bozulmadığının, hangi tarihte kimlerden ve kimler tarafından alındığının mutlak surette ispat edilmesi gerekmektedir.”

Dijital delilerin doğrulanması konusuna yönelik;

“Bir kişiyi dijital delillerle birlikte yakaladıktan sonra mahkeme sürecinde o verilerin gerçekten o kişiye ait olduğunun ispatı gerekmektedir.

Fakat delil olarak ele geçirilen verilerin aynısı, herhangi bir kişi tarafından da oluşturulabilir. Hatta sanık bu verilerin daha sonra polis tarafından oluşturulduğunu iddia edebilir” denilmektedir.

Analiz safhasında yapılacaklar konusunda ise;

“Elde edilen dijital delilerin orijinalinin korunmaya alınması ve birebir alınacak dört kopyadan bir tanesi mahkeme, ikincisi analiz, üçüncüsü savcı ve dördüncüsü de savunma için çoğaltılır.

Yapılacak bütün işlem ve analizler önceden planlanmalı, hangi kişinin hangi deliller üzerinde ne gibi işlemler yaptığı mutlaka belgelendirilmelidir” denilmekte olup diğer detayları dosyada sunulmuştur.

Akademik Bilişim Konferansı ve 2. Polis Sempozyumunda sunulan bildiri çerçevesinde; bu davanın yegane delili niteliğindeki dijital materyallerin, delil niteliği taşımadığı açıkça görülmektedir.

Sayın Başkanım savunmamın bu bölümünde İddianamede ismimle ilişkilendirilen diğer hususlara yer vereceğim.

Şüpheli Safiye KÖTEN’den elde edildiği iddia edilen, ancak anılan şüphelinin kendisine ait olmadığını ifade ettiği, “safiye” ismi verilmiş materyal içerisinde yer alan “KOMUTANA TAVSİYELER.doc” isimli dijital belgede;

Ağustos 2011 Yüksek Askeri Şura Amiral terfilerine yönelik komutana önerilerim” başlığı altında 2 amiral ile birlikte 6 albaydan biri olarak ismime yer verilmiş ancak maksat belirtilmediği gibi bir ilişkilendirme de yapılmamıştır.

“\\AHMET KİLİMCİ BEY\KOMUTANA TAVSİYELER\KOMUTANA TAVSİYELER.doc”

Bu dijital belgeyle bir senaryo oluşturmak isteyenlerin, Yüksek Askeri Şûra yapısı, başkanının kim olduğu, üyeleri, işleyişi, kurumsallığı, terfilerin görüşülme yöntemi hakkında en ufak bilgi sahibi olmadıklarından maksatlarını dahi ima etmekten kaçındıkları anlaşılmaktadır.

Yazılı başvurum üzerine böyle bir ifade veya tavsiyenin Yüksek Askeri Şura kapsamında değerlendirilmek üzere Dz.K.K.lığına ulaşmadığı, ulaşmış olsa bile değerlendirmeye alınmayacağına ilişkin Dz.K.K.lığının resmi yazısı, yansıda sunulmuştur.

İddianamede ismimle ilişkilendirilen son husus ise;

Şüpheli Safiye KÖTEN’in adresinde 9 Mayıs 2012 günü yapılan aramada ele geçirilen ancak anılan şüphelinin kendisine ait olmadığını ifade ettiği bir sağlık çantası içerisinde bulunan 10 adet kırmızı kapaklı “boş tıbbi veri alma tüpü” dür.

İddianamede söz konusu boş tıbbi veri alma tüplerinin sperm örnekleri için olduğu ifade edilerek, üzerine benim ismimle birlikte toplam 10 kişinin isminin el yazısı ile yazılı olarak bulunduğu belirtilmektedir.

Bununla birlikte; çanta ve boş tüpler üzerindeki parmak izleri ile el yazısı karakterlerinin analizi yapılarak bu malzemelerin kim veya kimlerce hazırlandığının tespitine yönelik bir inceleme, şüphelinin talebine rağmen yapılmamıştır.

İddianamede boş veri alma tüplerinin ne maksatla hazırlandığına yer verilmezken belirli görsel ve yazılı basında bu maksadın detaylı olarak yer alması dikkat çeken bir husustur.

Basında bir itibarsızlaştırma kampanyasına malzeme yapılan bu konu ne yazık ki hazırlık aşamasında gerektiği gibi araştırılmamıştır.

Böyle bir hazırlık kapsamında;

– Mağduru olabileceğim bu konuda savcılıkta veya başka bir yerde tarafıma herhangi bir soru sorulmamıştır.

– Sözde örgütün üyesi olduğum varsayıldığında, bana bu şekilde şantaj girişiminde bulunmak için planlama yapılmasındaki tutarsızlık üzerinde durulmamıştır?

– İddianamede düşünüldüğü gibi şantaj sonucu benden bilgi sızdırılıyorsa, o zaman örgüt üyesi değilim demektir!

Bu durumda iddianamede örgüt üyeliği nedeniyle suçlanmamın mantıkla bağdaşmadığı göz ardı edilmiştir.

Sayın Başkanım burada ilave bir hususu belirtmeden geçemeyeceğim.

Tutuklanmamdan yaklaşık 2 ay sonra 9 Ağustos 2012 tarihinde, Foça Deniz Üs K.lığı servis aracına düzenlenen terörist saldırı sonucu ne yazık ki 2 personelim şehit olmuş ve 12’si yaralanmıştır.

Şehitlerimizi bu vesileyle, saygı ve rahmetle anıyorum.

Terörist saldırıya uğrayan ve 2 şehit veren birliğin tutuklu komutanı olarak, bu elim olayıbasında kullanarak bundan faydalanmayı hiçbir şekilde düşünmedim.

Durum böyleyken, 29 Aralık 2012 tarihinde bazı gazetelerimizin birinci sayfadan iri puntolarla verdiği ”Foça Saldırısı Pandora’dan Çıktı” başlıklı haberleriyle, sözde casusluk örgütünün bu saldırıyı yaptığı iftirası saçılmıştır.

Silah arkadaşlarım ile onların yakınları, hatta eşim ve çocuklarım tarafından kullanılan servis aracına yönelik yapılan bu alçak saldırının, Üs Komutanı olarak benim de üye olduğum iddia edilen sözde örgüt tarafından yapıldığı öne sürülebilmiştir.

Bunu, yapıla gelen itibarsızlaştırma ve karalama faaliyetlerindeki insafsızlık ve zalimliğin varmış olduğu seviyenin göstergesi olarak Sayın Mahkemenin takdirlerine sunuyorum.

Sayın Başkanım, Değerli Üyeler,

İddianamede şahsıma yönelik isnat edilen suçlar;

– Gerçekte var olmayan bir örgüte üye olmak ve

– Bir takım belgeleri Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bilgi sistemlerinden sızdırmak olarak ifade edilmiştir.

Böylesi ciddi suçlamaların hukuki dayanaklara sahip olması gerekirken, iddianamenin bunlardan yoksun olduğu görülmektedir.

Kim tarafından yapılırsa yapılsın, bir kişi hakkında iddia edilen bir suçun maddi unsuru, nedenselliği ve hareketini içeren somut hukuki dayanaklarının, iddia sahibi tarafından ortaya konulması zorunluluğu, ünlü Babil Kralı Hamurrabi döneminden beri, yaklaşık 3800 yıldır uygulanan bir kuraldır.

Benzer kural bizim kanunlarımızda da olmasına rağmen, iddia sahibi böyle bir zorunluluktan muaf tutulmuştur. Buna mukabil benim suçsuzluğumun ispatını yapabilmem için verilen ilk fırsat ancak 11 ayı aşan tutukluluktan sonra olabilmiştir.

Şimdi bu çerçevede, iddianamede karşılığı olması gereken ancak olmayan birkaç soru soracağım, cevaplarını ise yine ben vereceğim.

Suç örgütüne Neden Üye Olayım? Üyeliğimin maksadı nedir?

İddianamede, Suç örgütünün temel amacının çıkar elde etmek olduğu belirtilmiş ancak bu maksada uygun olarak, sızdırdığım iddia edilen belgelerin bir çıkar karşılığında verilip/ verilmediği belirtilmemiştir.

Askerlik haysiyet ve şerefim ile neredeyse tüm yaşamımı kapsayan mesleki kariyerimi, amiralliğe terfi sırasında bulunan bir kurmay subay olarak neden riske edeyim?

Almış olduğum bu büyük riskin karşılığı sizce ne olabilir?

Bu belgeleri mali veya diğer bir çıkar karşılığı olarak sızdırmış olabilir miyim?

Hiç kuşku yok ki, bu sorulara verilecek cevabım Hayır olacaktır.

Nitekim Savcılık ve Mahkemedeki sorgularımda böyle bir ihtimal düşünülmediğinden olsa gerek, bu ihtimali içeren bir soru dahi sorulmamıştır.

Şu anda böyle bir ihtimalin değerlendirilmesine yönelik banka hesaplarım ve varlıklarıma ilişkin son 10 yılı kapsayan mal beyanlarım dosyada sunulmuştur.

Peki, Anılan belgeleri şantaj karşılığında sızdırmış olabilir miyim?

Hayır, bütün yaşamım boyunca hiçbir şekilde bana şantaj yapılmadı.

Savcılık ve Mahkemedeki sorgularımda bana şantaj yapılıp/yapılmadığı dahi sorulmadı.

Böyle bir ihtimal senaryoda da göz ardı edilmiş olmalı.

Şantaj ve maddi bir karşılık yoksa bu belgelerin tarafımdan sızdırılmasının bir gerçekliği veya manası olabilir mi?

Olamaz, zaten iddianamede bu husus açıklanamıyor, çünkü gerçek olmayan bir şeyin somut dayanağı da olamaz.

Bu belgeleri ne zaman ve nasıl almışım, aldıktan sonra nerde hangi bilgisayara kaydederek muhafaza etmişim, kime, ne şekilde, hangi vasıtayla ve ne zaman vermişim?

İddianamede bu soruların da cevapları yok, ve hiçbir zamanda olamayacaktır.

Son soru, Öyleyse tüm bu tutarsızlıkların açıklaması nedir?

– Olmayan bir suçu yaratmaya ve

– benim haklarımı ortadan kaldırmaya yönelik bir eylemdir ve bunun adı iftiradır.

– Eğer bu iftira, organize bir şekilde yapılmışsa, bu bir komplodur.

Film seyrederek, gazete haberi veya roman okuyarak casusluk faaliyetleriyle ilgilenenler dahi, belge sızdırma işinin günümüzde nasıl yapıldığı konusunda fikir sahibidir.

Günümüzde bu tür faaliyetler iddianamede ortaya konulan yöntemlerle değil de, personeli riske etmeyen daha teknik, ucuz, fakat çok daha etkili siber savaş veya siber casusluk teknikleri kullanılarak yapılmaktadır.

Çeşitli ülkelere karşı tatbik edilmiş gazetelere yansıyan belge sızdırma faaliyetlerinin örnekleri yansıda sunulmuştur.

MS Office uygulamaları yardımıyla Alman Hükümeti ve Silahlı Kuvvetlerinden belge sızdırılması,

Mini Duke isimli casus virüsle NATO üyesi 20 ülkeden belge sızdırılması,

Conficker, Stuxnet Duqu ve Flame isimli virüslerin İran ve diğer ülkelere karşı geniş kapsamlı kullanımı,

Wikileaks, Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 69 ülkenin kamu, askeri birim ve elçiliklerden yüz binlerce belgenin sızdırılması,

Rocra isimli casus virüsle Çinli ve Rus hacker’lar tarafından 60 devlet ve çeşitli firmalardan belge sızdırılması.

Belge sızdırma kurgusunu hazırlayanlar, örneklerde kullanılan teknik usulleri bilmiyor olabilir, ancak iddianamede belge sızdırdığı iddia edilen kişiler, casusluk ve espiyonaj konularında dünyanın en amatörleri dahi olsalar, “sızdırdıkları bir belgeyi kendi ad ve soyadları ile hatta bu yetmiyormuş gibi TC Kimlik Numaralarını” kullanarak kaydetmeleri asla beklenemez.

Kolluk kuvvetleri böyle bir durumla karşılaştığında ise, akla ilk gelen hususlardan birisi şu olmalıdır.

“Bu hardiskte, ismi ve TC Kimlik Numaraları kullanılarak belge kaydedilen kişilere yönelik pekte zekice olmayan bir komplo düzenlenmiştir.”

Bundan sonra yapılacaklar ise Genelkurmay Bşk.lığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı ile koordine edilerek bu belgelere erişen, çalan ve bu komployu düzenleyenlerin izinin sürülmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.

Sayın Başkanım,

Şimdi, birde madalyonun diğer yüzüne, yani, olmayan örgüt, olmayan suç, olmayan fiil ile buna bağlı olarak tutuklanmam ve yargılanmam nedeniyle, olanlara bakmak gerekir.

Neler olmuştur?

Ağustos 2012 ayı başında icra edilecek Yüksek Askeri Şura toplantısından bir buçuk ay önce tutuklanmam nedeniyle amiralliğe terfiim görüşülmemiştir,

Bir daha görüşülme ihtimali de asla ve asla olmayacaktır.

Yani mesleki kariyerim sonlandırılmıştır.

Bin yıllık tarihe sahip Türk Deniz Kuvvetlerinde; Filo, Üs, Bölge ve Boğaz Komutanlarının ismi diğer birçok komutanla birlikte fuhuş, şantaj ve casusluk kelimeleriyle birlikte anılmıştır.

Kurumsal ve kişisel olarak itibarsızlaştırmaya maruz kalınmıştır.

Kısaca planlayanlar açısından bu komplo, kendisinden beklenen asıl işlevlerini yerine getirmiştir.

Ben inanıyorum ki, bu davanın müteakip aşamalarında, yurtsever kolluk kuvveti ve savcılarımız, bu komployu planlayan ve hukuku hiçe sayarak uygulayan, bir kısmının da kamu görevlisi olduğunu tahmin ettiğim, gerçek çeteyi ortaya çıkaracaklardır.

İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin Sayın Başkanı ve üyeleri,

Deniz Kuvvetlerinin 2’inci büyük Deniz Üssünün Komutanı iken, kişisel iftiralarla birlikte, Üs güvenliği ile ilgili gizlilik dereceli bilgilerin çarpıtılarak “kirli oyunlar” isimli internet sitesinde, 17 Ocak 2012 tarihinde yayımlanmasıyla başlatılan kampanya, 12 Haziran 2012 tarihinde “sizi son kez uyarıyoruz” tehdidi ile son bulmuştur.

Bu ikazdan bir gün sonra 13 Haziran 2012 tarihinde gözaltına alınıp yaklaşık 11 ay tutuklu kaldıktan sonra Yüce Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan mahkemenizin huzurunda açıkça belirtmeliyim ki; İddianamede benimle ilgili somut ve gerçek olan sadece üç husus yer almaktadır.

Bunlar;

Adım Soyadım,

TC Kimlik Numaram,

Telefon irtibatım olan 5 üst düzey asker kişidir.

Bunların dışındaki hususların tamamı iftiradan ibarettir ve organize bir komplodur.

Her mağdur gibi, atılan iftiraya ve kurulan komploya karşı haklarımın korunmasını, haklarımın iadesiyle mağduriyetimin giderilmesini isteyebileceğim tek makam olan Sayın Mahkemeden adalet istiyor kısaca, hukuka sığınıyorum.

Bu hukukun bugün, bugün olmazsa yarın ama mutlaka, ve mutlaka tecelli edeceğine inanıyorum.

Bugün benim hak ve hukukumu koruyanlar hukuk tarihine adaletin temsilcileri olarak geçeceklerdir. Adaletin tecellisini engelleyerek mağduriyetimin devamını sağlayanlar ise hukuk tarihinde adaleti engelleyenler olarak anılacaklardır.

Ben sayın mahkemenin, Türkiye Cumhuriyetinin temelinde var olan adaleti sarsmadan, onun temsilcileri olarak hukuk tarihindeki yerlerini alacaklarına olan kuvvetli inancımı vurgularken tahliyemi ve beraatımı talep ediyor, tüm heyete saygılarımı sunuyorum.

Ayrıca savunmamı yazılı olarak bir dosya halinde arz ediyorum.

Belgelerde kullanılan tarih ve zamanlara dikkat edildiğinde formatının, Türkiye’de ve Avrupa’da kullanılan gün/ay/yıl tarih formatı yerine, sadece ABD’de kullanılan ay/ gün/ yıl tarih formatı ve AM-PM kısaltmalarıyla kullanılması dikkat çekicidir.

Sayın Başkanım, Değerli üyeler,

İddianamede tarafıma isnat edilen suç, TCK 334/1 md. kapsamında olduğu belirtilen 2 adet dijital belgeyi, yani yasaklanan bilgileri temin ederek sözde örgüte kazandırdığımdır.

Bu dijital belgeleri sözde örgüte kazandırma suçunun varlığını sağlayan maddi unsur, hareket veya fiil iddianame kapsamında yer almamaktadır. Çünkü böyle bir fiil yada hareket var olmamıştır.

TCK Md. 334’ün gerekçesinde “yetkili makamlarca kanun veya düzenleyici işlemlerin verdiği yetkiye dayanarak, açıklanması yasaklanan ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgilerin “temin” edilmesini cezalandırmaktadır.” ifadesi yer almaktadır. Bu kanun maddesinin suçlamaya esas ana fiili “temin” sözcüğüdür.

Temin etmek, “sağlamak, elde etmek, tedarik etmek” anlamına gelmektedir.

Kanunun gerekçesinde, “temin kelimesi gizli kalması gereken bilgilerin öğrenilmesi için çaba gösterme, bu hususta vasıtalara başvurma gereğini ifade eder” denilmektedir.

Buradan da anlaşılacağı üzere, eğer “temin” eylemi yok ise, bu suçta oluşmayacaktır.

Savcılıktaki, ifademde de belirttiğim gibi bu belgelerin tamamı 2006-2008 yılları arasında Dz.K.K.lığındaki görevim esnasında tarafımdan oluşturulmuş belgelerdir.

Dolayısıyla zaten benim tarafımdan üretilmiş olan bu belgelerin yine benim tarafımdan çaba gösterilerek temininin söz konusu olamayacağı açıktır.

Kanunun gerekçesinden almış olduğum bu açıklamalar çerçevesinde böyle bir suçun varlığından söz etmek hukuken mümkün görülmemektedir. O belgelerdeki bilgiler ile bunlardan çok daha fazlası ve gerçekten gizlilik içerenleri benim beynimdeki varlığını korumaktadır.

Ömer Faruk ERDOĞAN

Deniz Kurmay Albay,

32 yıldır üniformalı,

Deniz Kuvvetlerinin 2’inci büyük üssü Foça Deniz Üs Komutanı

………….

(Yurduma Can Feda – 12 Temmuz 2013)

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

This Post Has 13 Comments

  1. Tonguc

    Su sirada Balyoz davasinin yargitay asamasindayiz. Fettos cetesinin savci kiligindaki s.refsizlerinin yazdigi, daha dogrusu yigdigi iddianamenin yargitay önünde paramparca edilisini ve esasen tayyip/fettos/cia cetesinin ortak kapikulu olan, balyoz mahkemesinin yargiclarinin da esasen meslek hayatlarinin sonuna taniklik ediyoruz. Bunlarin bir daha asla hukuk ile ilgili hic bir sekilde hic bir görevde bulunanamamalari gerekir, velev ki senet imzalamak olsun. Bunlara her türlü mesleki kisitlama ve yasak getirilmeli, hatta kendi adlarina dilekce yazmalari bile engellenmelidir.
    5 Agustos Silivri!

    Hayyy hakkk!

  2. HakimiyetiMilliye

    Sevgili, degerli Abim, gurur duydugum kuzenim Dz.Kur.Alb Ömer Faruk Erdoğan, bu günler gececek ve o yüzündeki cok sevdigim gülümsemeyi tekrar görecegim. Biliyorum sen analitik kabiliyeti doruk noktada (sohbetlerimizde bunu agzim acik kalacak ve beynimde simsekler caktiracak sekilde cok yasattin bana) olan rütbesini katiyla hak eden serefli onurlu bir asker ve vatanseversin. Onun icindir ki bu hain, kani bozuk, ermeni tohumlari senin önünü kesmek icin bu oyunu oynadilar sana.
    Sen icerdesin ama merak etme biz disardayiz ve sen tekrar yengeme ve cocuklarina kavusana kadar mücadele edecegiz,…VE HEPSININ HESABI SORULACAK; ER YADA GEC!!!

  3. 06 anka

    Değerli Tonguç geçmiş olsun.
    Belgelerin seçilmesi ve ulaştırılmasında içerden,senaryo ve internet sitesi için dışarıdan yardım almışlar.İmalat ise yerli.O kadar yerli ki,Ergenekon davasında yapılan aptalca hatalar aynen tekrarlanmış,kafaları bu kadar basıyor! Mantık yok ama itibarsızlaştırma isteği had safhada!
    Bir taşlama hatırlıyorum,’Bir adamı asmak veya evlendirmek için iki şahit yeter!’ der.Yaşadığımız süreçte bu taşlamayı değiştirerek,düzmece iki dijital belge insanların hayatını karartmaya yeter diyebiliriz.
    Dz.Kur.Alb Ömer Faruk Erdoğan ve diğer yurtseverlerin nasıl bir komplo ile karşı karşıya olduklarını biliyoruz. Gerçekler er ya da geç ortaya çıkarılacak ve sorumluları hesabını verecektir,buna yürekten inanıyorum. Uğranılan haksızlıklar ve terfi engellemeleri de bir kaç maddelik bir yasa ile telafi edilir.Bu karanlık sonsuza kadar sürmez,yeter ki umutlar kırılmasın.

  4. nhizal

    kırk yılda bir konuşan,onuda ne söylediğini bilmeden yapan bir milli savunma bakanımız var.
    neyse onada söz sırası gelmiş ve bakın bu eleman ne yapmış.
    Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen TSK İç Hizmet Kanunu’nda da değişiklik içeren Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelerde hükümet adına bilgi verdi. Yılmaz, konuşma yapmak üzere kürsüye geldiğinde, oruç olduğunu unutarak, kürsüdeki bardaktan su içti. Uyarılar üzerine oruç olduğunu hatırlayan Yılmaz, ağzında kalan suyu geri çıkardı. ığğğğğğğh. iğrenç.
    sonra kalkıp öyle bir şey demişki,gülsemmi ağlasammı karar veremedim.
    Milli Savunma Bakanı Yılmaz: Silahlı kuvvetlerin Türkiye’nin değeri olduğunu ve Türk milletinin en çok güvendiği kurumların başında geldiğini belirtti.
    yahu ismet bey, TSK elbette en güvendiğimiz kurumumuz. ama en güvendiklerimiz içerde.
    sen bir doğru söz ettin ama onuda yanlış söyledin. şu anda ki gkb nından bahsediyorsan ona biz güvenmiyoruz,siz güveniyorsunuz. günü geldiğinde ne o sizi kurtarabilecek ne de siz onu kurtarabileceksiniz.
    içerdeki kahraman subaylarımız var oldukça,dışarda yüzlerce teğmen M.A. Çelebiler gibileri var oldukça elbette TSK yine en güvenilir kurum olmaya devam edecek.
    çünkü Türk ordusu binlerce yıllık geçmişi olan hatta dünyanın ilk düzenli ordusudur.
    aman mehdi halıcı gibiler duymasınlar.şimdi derlerki; tarihte ilk düzenli orduyu da kürtler kurmuşlardır.
    birde onların soytarılığı ile mi uğraşalım. 🙂

    1. zalim

      :))) böyle bir salaktan savunma bakani oluyorsa, O zaman rte nin basbakan, gül’ün cumhurbaskani olmasi gayet dogalmis.

  5. fatma gürman

    değerli tonguç kardeşim, sivil-asker atatürkçü kadroların türk ordusundan dışlanması için yapılan multifaz operasyonlar kapsamında göze batan şerefli türk subaylarından biri olan teyzenizin oğlu ile hepimiz iftihar ediyoruz…karanlık savaşlar döneminin kirli oyunlarının foyaları birer birer ortaya çıkıyor ve daha da çıkacaktır…balta da dönecek sap da hesap da…hepberaber göreceğiz…

  6. Özgürce

    Not aldık bunları, gün ola harman ola… Bir şapka fıkrası da benden…
    Şapka satarak geçinen bir adamın yolu birgün bir ormana düşmüş…
    Bi süre yürüdükten sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış, bir ağacın altına oturmuş,
    Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş, ve uykuya dalmış… Birkaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış.. bir de bakmış ki yanındaki sepet bomboş, şapkalar gitmiş..!!
    Bir de kafasını kaldırıp ağaca bakmış ki, ağacın dallarında bi sürü maymun, herbirinin kafasında adamın şapkaları…. adam düşünmeye başlamış:
    “Ben şimdi napıcam, şapkaları bu maymunlardan nasıl alıcam…?”..
    Düşünceli bi şekilde kafasını kaşırken bi bakmış maymunlarda adamın taklidini yapıyolar kafalarını kaşıyolar… adam ellerini havaya kaldırmış , maymunlar da aynısını yapmışlar.. derken adam napıcağını bulmuş.. kendi başındaki şapkasını çıkartıp yere atmış, tabi maymunlar da kafalarındaki şapkaları hemen yere atmışlar..adam böylece bütün şapkaları toplayıp sepetine koymuş…
    Aradan 50 yıl geçmiş… artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş… günlerden birgün onun da yolu aynı ormana düşmüş. hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş ve uykuya dalmış…. bir saat sonra uyanmış bir de bakmış sepetin içinde şapkalar yok?!?!.. derken tuhaf sesler duymuş bir de kafasını kaldırmış ki ağacın üstünde bi sürü maymun, hepsinin kafasında birer şapka…. adam düşünmüş:
    “Dedem yıllar önce bana bir hikaye anlatmıştı… napıcağımı çok iyi biliyorum….
    “Adam kafasını kaşımaya başlamış, maymunlar da aynısını yapmışlar… adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da ellerini kaldırmış…. ve adam gülümseyerek kendi başındaki şapkayı çıkarmış yere fırlatmış. o anda maymunlardan biri ağaçtan inmiş , adamın yere attığı şapkayı kapmış, adama da bi tokat atmış ve :
    – “Sadece senin mi deden var lan !..??”

  7. nhizal

    Bu albayımız yorumcularımızdan birinin yakınıdır.

    1. Tonguc

      Sitemize bu savunmayi yayimladigi icin cok tesekkürler.
      Burada söz konusu olan albay, benim teyzemin ogludur. Üc amcasi ve iki kardesi sehit, kendisi 12 yili askin nizami askerlik yapmis, gitmedigi savas, carpismadigi cephe kalmamis bir Kuvayi Milliyecinin, Istiklal savasi gazisinin torunu.
      Böyle bir insana bile, hem “alevi oldugunu saklamak icin adini ömer faruk koyduran”, hem “kisa bir arastirmayla bile ermeni oldugu anlasilan” sekilde ifadelerle iftira kampanyasi acan serefsizlere ne denir? http://kirlioyunlar.net/ adresinde yayinlanan yalan ve iftiralara dayanan bir iddianame.

      Beni bilenler biliyor. Bu sitelerde yayinlanan iftiralarin ne kadar alcakca oldugunu da herkes takdir edebilir. Cocukken beraber büyüdük, ayni dedenin, ayni koca kuvayi milliyeci, istiklal madalyali dedenin torunuyuz. Iddianamede dile getirilmiyor ama, iddianamenin temelini olusturan kirlioyunlar sitesindeki rezil akitvari yazilari okuyanlar tiksinir. Ne demek, alevi oldugunu gizlemek icin adini Ömer Faruk koydurmak? Ne demek en kücük arastirmayla Ermeni oldugunu tespit etmek?
      Hayir, ben irkci degilim, biz irkci degiliz. Fakat böylesi adice bir yalan ve iftiraya da direniriz.
      Bu site yorumcularindan en azindan as abi ve Zalim bizi tanidi. Alevi degiliz, ama cok severiz alevileri, soyumuz ise öz be öz Türk soyu.
      Faruk ise (bana göre hala Faruk, kardesim, beraber büyüdügümüz, isterse Amiral olsun), sapina kemalist, Atatürkcü, sapina kadar Türkiye sevdalisi bir asker, askerden öte aydin bir Türk vatandasi. Oturup karsilikli iki laf edebileceginiz, müzikten sanata, edebiyattan tarihe sohbet edilebilecek gercek bir aydin. Ve sapina kadar Türkiye sevdalisi, Bagimsiz Türkiyeci, Türk Deniz Kuvvetlerinin son Turgut Reislerinden, son Piri Reislerinden.

      Ve simdi, fettoscu pisliklerin kumpaslari ile hapiste. Üstelik, casusluk ve fuhus gibi yüzkizartici suclamalar ile. Oysa gercekler cok farkli. Ergenekon olmadi balyoz yapalim, o da tutmadi fuhus ve casusluk yapalim tarzi, igrenc bir tezgah!

      Düsün Türk Milleti. Türk bodun ertin ökün!

    2. nhizal

      sevgili Tonguç,kahraman albayımız saydığın nedenler yüzünden oyuna getirilip iftiralarla içeri tıkıldı. tıpkı diğer yurtseverler gibi.
      bu hukuksuz faşizmin tahammül edemediği özelliklere sahip.
      ne demek kuvayı milliye.onlar ümmetçi,ne demek yurtseverlik ,onlar küresel taşeronlar.onların kitaplarında uşaklık ihanet yazar.bu değerler onları kurdeşen yapar.
      neyse,böylece gelecekte hainleri yrtseverleri bir iyice tanımamıza neden oluyor bu engizisyon yargısı. gerçi yurtseverlerin hayatlarından çalıyorlar,bir çoğunun hayatına mal oldular ve belki dahada olacaklar. ama bazı şeyleri yaşamak gerek. ders almamışız önceki ihanetlerden,rehavete kapılmışız. umarım bu sefer ders alırız.gelecek nesillere bir iyice anlatırız aynı tuzağa düşmasinler diye.
      zaten yeni nesil akıllı mücadeleci bir nesil. herşeyi görüyorlar.
      bu nesil örümcek kafalı değil.bu nesil cani değil.buna rağmen iktidarın dinci kincilerin kabusu oldular. zafer haklı olanındır.onlar g,decekler.T.C. ilelebet payidar kalacaktır.

    3. zalim

      Haklisin Nese abla. Albayimiz, Tonguc’un saydigi nedenlerden dolayi zulümhanede. Bu insanlari Su dan sebeplerden dolayi zulümhanede tutan Mahkeme heyeti, hesap vaktinin hic gelmeyecegini saniyor ama yakinda yanildigini anlayacaklar. o zamanda fikradaki tavsandan beter olurlar.

  8. nhizal

    sokaklar tayyibin katilleri çapulcuları ile doluyken yurtseverler içerde,engizisyon mahkemesinin hukuksuz kararını bekliyorlar. yani taşlar içerde kudurmuş köpekler sokaklarda. aynı yargı bu itleri koruyor kaçma şüphesi yok diye tutuklamıyor ama işe bakınki aynı it fasta alıyor soluğu.
    peki tüm bu hakimler hangi kategorideki canlılardandır?

  9. TCKergin

    Bu uzun ve ilginç yazıyı tekrar tekrar okuyacağım. Şimdilik şo kadarını söyleyeyim: “… öngörülen cezanın üst sınırlarına yaklaşılmaması nedeniyle…” cümlesini öpüp de başlarına koysunlar. Daha neler gelecek neler?..

Yoruma kapalı.