Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Düğün kimin, şehir kimin ve yol aslında neden bizim?
17 Nisan 2019
07:39
69 Kez Okundu

Mine Söğüt

Demirören ve Kalyoncu ailelerinin Çırağan’daki düğünü sırasında kapatılan yolda trafik tıkanınca otobüsten inmek zorunda kalan kalabalığın içinden “Yol neden kapalı” diye soran ve iddialara göre o sırada Cumhurbaşkanı’na da hakaret eden Avukat Sertuğ Sürenoğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın korumaları tarafından arabaya bindirilerek iki saat boyunca arabada feci şekilde darp edildi.
Bu habere bakalım ve elimizde neler var anlayalım.
Bir, Demirören ailesi. İki, Kalyoncu ailesi. Üç, bir avukat. Dört, korumalar. Beş, Cumhurbaşkanı. Altı, düğün. Yedi, Çırağan Sarayı. Sekiz, otobüs.
Bunları haberden çıkarıp birbirinden bağımsız olarak üzerlerine ayrıca kafa yoralım.
Demirören ailesi ve Kalyoncu ailesi tek başına bize neyi çağrıştırıyor?
Bu ailelerin düğünü bize neyi çağrıştırıyor?
Düğünde Cumhurbaşkanı’nın olması bize neyi çağrıştırıyor?
Kapatılan yollar bize ne çağrıştırıyor?
Cumhurbaşkanı’na hakaret bize neyi çağrıştırıyor?
Bu bahaneyle korumalar tarafından bir arabanın içinde saatlerce dövülen bir avukat bize ne çağrıştırıyor?
Şimdi bu çağrışımları alıp bir kenara koyalım.
Tekrar Çırağan Sarayı’nı düşünelim. Sonra bir otobüs düşünelim.
Otobüsteki insanları ve saraydaki insanları birlikte düşünelim. Otobüsteki insanların suskunluklarını düşünelim. Saraydaki insanların aralarında neler konuştuklarını düşünelim.
Otobüsteki insanların üzerlerindeki giysileri düşünelim. Saraydaki insanların üzerlerindeki giysileri düşünelim.
Otobüsteki insanların kaygılarını düşünelim, saraydaki insanların kaygılarını düşünelim.
O ailelerin yaşadığı, o Cumhurbaşkanı’nın gidip geldiği, o sarayın bulunduğu, o yolun bulunduğu, o otobüsün işlediği, o düğünün yapıldığı şehri düşünelim.
Sonra o şehrin kaderini düşünelim; bir de üzerine o Cumhurbaşkanı’nın kaderini düşünelim.
Şehrin geçmişini ve Cumhurbaşkanı’nın geçmişini hatırlayalım; şehrin geleceğini ve Cumhurbaşkanı’nın geleceğini hayal edelim.
Sonra o avukatın… gözü mosmor edilmiş bir avukatın… otobüsten inen ve korumalara “Yol neden kapalı” diye soran avukatın başına gelene bir daha bakalım.
Kendi başımıza gelene bakalım.
Ülkenin ve şehrin başına gelene, gelmekte olana ve gelecek olana bakalım.
O kadar insan…
O kadar insan bu ülkenin kaderini avcuna almak, avcunda tutmak konusunda iddialı ailelerin politik içerikli düğünü yüzünden kapatılan yolda otobüsten inmenin ve yola yayan devam etmenin sıkıntısını içine atıp, gıkını çıkartmazken, korkarken, susarken, sineye çekerken, boyun eğerken, katlanırken…
Otobüsten inen ve bu eziyetin sorumlularına diklenen bir insanın bir arabanın içine alınıp tekme tokat dövülebilmesine ve sonra da ev hapsine çarptırılmasına olanak veren adaleti, adalet diye pazarlayan iktidarlar tepemizde olduğu sürece…
Biz yol kapalı dendiğinde, otobüsten paşa paşa ineriz.
Bize yol kapalı diyen korumaların neyi kimden koruduğunu hiç düşünmeyiz.
Yolların bizim, sarayların bizim, düğünlerin bizim, cumhurbaşkanlarının bizim, şehrin bizim olduğunu unutur gideriz.
Yol kapalı” dendiğinde “Neden” diye soran nadir insanlar…
Korumaları bu soruyu soranı dövmeyen politikacıları iktidarda görmek isterler.
Ve “Yol kapalı” dendiğinde “Neden” diye sormaya korkan kalabalıklar…
Korumaları bu soruyu soranı döven politikacıları ya oylarıyla ya da suskunluklarıyla cesaretlendirirler.
Şimdi anladık mı biraz?
Düğün kimin, şehir kimin ve yol aslında neden bizim?

Cumhuriyet

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


− 1 = 5

FpsAgency