Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Yılın ikinci yarısı
21 Mart 2019
07:13
61 Kez Okundu

Ege Cansen

Türkiye’nin ekonomik krizleri (milli gelir düşmesi ve işsizliğin artması) genellikle bir yıldan kısa sürede sona ermiştir. “Tarih tekerrürden ibarettir” diye bir deyimimiz de var. Bu yüzden 2018′in ikinci yarısında başlayan ekonomik krizden, 2019′un ikinci yarısında çıkılır önermesi fazlaca irdelenmeden benimseniyor. “Peki, nasıl olacak bu çıkış” sorusuna “bir şekilde” kalıbıyla yanıt veriliyor. Bu “bir şekilde” ibaresinin anlamı şudur: Nasıl olacağını bilmiyorum; ama içimdeki ses bana, bu kriz böyle gitmez, gidemez, mutlaka birileri bir şeyler yapar, makûs talihimiz değişir, demektir. Zaten Namık Kemal de Osmanlı Devleti beka sorunu yaşarken aklına hiçbir kurtuluş çaresi gelmeyince “Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini” diye haykırmamış mıydı? Atatürk de “elbette bulunur” diye bu bedbin soruya cevap vermemiş miydi?  Sonun da mader kurtulmadı mı?

EKONOMİNİN BAĞRINA DÜŞMAN DAYAMIŞ DOLARINI

1923-1946 arasında Rusya’dan alınan yardımlar hariç, Türkiye, kendi yağıyla kavrulmuş ve nispeten kavruk bir ekonomiye sahipti.  Zaten o dönemde öncelikle 1. Dünya Savaşı’nın yaraları sarılmış, tam işler yoluna girecekken 1929′da Büyük Buhran çıkmış, 1939′da Büyük Buhran biterken 2. Dünya Savaşı patlamıştı. Cumhuriyeti kuranlar, namerdin dövizine muhtaç olmamak için “Türk Parasının Kıymetini Koruma”ya karar vermişti. Yürürlüğe konan mevzuat “daha çok döviz kazanma değil, daha az döviz harcama” ana fikri üzerine inşa edilmişti. Bu dönemde dövizin “piyasa fiyatı” değil, hep “resmi fiyatı” olmuştur. Döviz fiyatı pahalılığı (enflasyonu) frenlemek için sürekli düşük tutulmaya çalışılmış ve döviz arz-talep denkliği bu yüzden kurulamamıştır. Türkiye’nin tüm ekonomik krizlerinin tek sebebi vardır: O da yapay bir şeklide değerli tutulan TL’nin aniden değer kaybetmesidir. Enflasyonu dizginlemek için döviz fiyatını baskılama AKP iktidarında zirve yapmıştır. Dövizde nakit dengesini sağlamak için kabaca 600 milyar dolar yükümlülük yaratılmıştır. Bu yüzden “yapımız” dış-borç-kolik olmuştur. “Yapısal reform” bu bağımlılıktan kurtulmaktır.

BULUNUR ELBET EKONOMİYİ KURTARACAK BİR BABAYİĞİT

Türkiye’deki siyasilerin, iş insanlarının, bankacıların, bürokratların tüm bunlardan daha vahim ve elim olarak iktisatçıların yüzde 99′u, ekonomimizin çarklarının, dış borç alınmadan dönmeyeceğine iman etmiştir. Yönetenler böyle düşününce, yönetilenlerin “milli iradesi” de böyle tecelli etmektedir. Yılın ikinci yarısından itibaren “bir şekilde” büyümeye tekrar geçileceğini söyleyenler, aslında Türkiye’ye sıcak-soğuk döviz girişinin “bir şekilde” artacağından emindir. Bu dövizin, yabancılara ev ve vatandaşlık satışından, Çin’den, Japonya’dan, Katar’dan, sıcak paracı Avrupalı finansçılardan ama açıkça söylenmese de esas olarak IMF’den gelmesi beklenmektedir. Hükümetin, şimdiki dayılanmasının aksine, bu konuda U dönüşü yapacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. Peki, ya beklenen döviz yağmuru başlamazsa? O zaman  “yılın ikinci yarısında” beklenen büyüme öngörüsü de tutmaz. Muhtemelen Yunanistan gibi uzun süreli bir durgunluk ve yavaş bir toparlanma dönemine girilir. İnşallah, bu sıkıntılı dönem bittinde ortaya “ihracatla büyüyen” sağlıklı bir Türk ekonomisi çıkar.

Son söz: Vermezse mabut, mecburiyetten reform yapar Mahmut.

Sözcü

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


8 × 8 =

FpsAgency