Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Ölmüşüz de üstümüzü örten olmamış!
16 Mart 2019
09:06
64 Kez Okundu

Yazgülü Aldoğan

Nihayet fırsat bulup Barış’ların kitabını okumaya başladım. Birçoğunu bildiğimiz, tahmin ettiğimiz, fısıltı halinde konuştuğumuz gerçekleri, olayları, isim isim, tarih tarih, takır takır yazmışlar! Biz, sokaktaki tesettürlü kadınların sayısının artmasına kafayı takmış, gencecik kızlarımızın okullarda tek tip başörtüsüyle eğitim görmelerine üzülür, meczup tiplerin kadın dövme teknikleri üzerine ekranlarda vaaz vermelerine sinirlenirken asıl tehlike kravatlı erkeklerde, yardıma çağırdığımız poliste, devlet memurlarında, karşısına çıkıp yargılandığımız adalet sisteminde, sağlığımızı emanet ettiğimiz hastanelerde, dahası tabii ülkeyi yönetenlerdeymiş! Biliyorduk da bu kadar ayan beyan olduğunu bilmiyorduk, belki de inanmak, kabullenmek, bunun içinde, hükümranlığında yaşamak istemiyorduk. Çıkar çıkmaz en çok satılan ve köşelere konu edilen kitaplar arasına girmesi, konuşulması şaşırtıcı değil. FETÖ’nün kumpasıyla Silivri’de uzun bir tutukluluk geçiren Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nun kitaplarına METASTAZ adını vermesi de! Çünkü kendi evlerinin içine de uzandığı için ortaklığı bozup terör örgütü, düşman ilan ettikleri, “paralel devlet yapılanması” dedikleri, FETÖ, Fethullah Gülen’in hareketi, metastaz yapmış. Kanserli hücreler devletin bütün damarlarına yayılmış.

Gariban içeride, güçlüler dışarıda
FETÖ’yle mücadelenin en alttaki gariban takımı vurduğunu, Bank Asya’ya kira yatıranın içeride yatarken damatların, işadamlarının nasıl girip çıktığını ve tabii asıl iktidar partisinin içindeki siyasilere hiç dokunulmayıp üst görevlere taşındığını biliyorduk. Ama hangi şantajlar, rüşvetlerle olduğunu bu ayrıntılarıyla bilmiyorduk. FETÖ operasyonu yapan hâkimlerin sürüldüğünü duyuyorduk da isim isim bilmiyorduk. Rüşvet alırken yakalanan hâkim ve avukatların polise “Ben Robin Hood gibiyim, zenginden alıp fakire veriyorum. Bunları hep dağıtıyorum” dediğini de duymamıştık! Tabii asıl acıklısı devlette FETÖ’den boşalan koltuklara hangi tarikatın nasıl yerleştiğini kabullenmek istemiyorduk?

Hüsn-ü şehadet neymiş…
Yıllarca FETÖ ile mücadele etmiş ve Fethullah Gülen’e en ağır yazıları yazmış gazetecilerin, “örgüt üyesi olmamakla birlikte yardım etmiş olduklarından” ağır cezada yargılandıkları bir ortamda, örgüt üyesi olan polislerin, bürokratların işadamlarının mahkemede “Ben FETÖ’cü değilim, çünkü başka bir cemaate üyeyim” diyerek “Hüsn-ü şehadet”le kurtulduğunu, yani cemaatin hocalarının savcıya, hâkime “bizdendir” diye kefil olmasıyla dosyalarının kapatıldığını da tahmin edemezdik. Bu satırları yazarken Sözcü gazetesinin karar duruşması başlamak üzere. Gazetenin FETÖ’yle ilgisi alakası olmadığını herkesin bildiği ünlü yazarlarından yöneticilerine ağır cezalar bile alabilirler. Belki akıl ve mantık galip gelir, beraat ederler, dava kapatılır. İddianameyi hazırlayan savcının kimliğini de gazetemiz Cumhuriyet deşifre etmişti. Ama hani insanın “keşke birer Hüsn-ü şehadet alıverselerdi, keşke birer zikir fotoğrafı çektiriverseler de FETÖ’cü olmadıklarını ispat etselerdi” diyesi geliyor!

Hangileri nerede güçlü?
Asker, polis, yargı, yani devlet, siyaset, hangi cemaat, tarikat ve örgütlenmelerin elinde? Barış’ların dosyalardan, tanıklıklardan, arşivlerden ve iddialardan topladıkları bilgilere göre yargıda Hakyolcular güçlü. FETÖ’cü olmakla suçlanan hâkim ve savcılar, “Ben Hakyolcuyum” diye savunma yapıyorlarmış. Öyle sıradan hâkim, savcılar da değil, en yukarıdan, Yargıtay’dan, Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor. Etkin pişmanlıktan yararlanan hâkimlerin ifadelerinden bunlar. Biz de bu hâkimlerin karşısında, laik ve Atatürkçü kimliğimizle yargılanırken adalet bekliyoruz! Sağlık Bakanlığı çok eskiden bilindiği gibi Menzilcilerin elinde. Uzun yıllar sağlık bakanlığı yapan çocuk doktoru Recep Akdağ’ın Menzil Cemaati şeyhi Abdülbaki Erol’dan toplu bebek ölümlerine dair “istihareye yatması ricası” ise gece rüyama girdi! O dosyanın doktorlar hakkında soruşturma izni verilmediği için kapatıldığını da hatırlarsınız değil mi, artık şeyhin rüyasına ne girdiyse?
Kitabı size baştan sona anlatacak değilim, laik Cumhuriyete inanan herkesin okuması ve ne yapabiliriz diye düşünmesi gerek. Onlar yazmaya cesaret etmiş, biz okumaya edelim. Size başka bir kitap daha tavsiye edeceğim. Ders kitapları ve Diyanet’in fetvalarındaki kutuplaştırıcı ifadeleri tarayıp, cımbızlayıp çıkaran araştırmacı yazar Mustafa Solak’ın yeni kitabı “Diyanet’in Fetvaları”, Cumhuriyet, kadın, milli birlik karşıtı ifadeleri içeriyor. Erkeğe dörde kadar çokeşli olma hakkından mirastan kız çocuklarına erkeğin yarısı kadar paya, medeni yasamıza aykırı ifadeler Diyanet’in fetvalarından. Zaten 3 Mart’ta kutladığımız Devrim yasalarından geriye ne kaldı ki? Diyanet, kaldırılan şeriat bakanlığı gibi davranıyor, eğitimde birlik ilkesi imam hatip liseleri ve müfredatla çoktan lağvedildi. Bir tek hilafeti geri getirmediğimiz kaldı, ama zaten bakın yapılan muameleye, o da zaten var galiba!

Cumhuriyet

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


− 3 = 6

FpsAgency