Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
FETÖ’den gözaltına alınan Yavaş’ın kuzeni olsaydı…
16 Mart 2019
00:12
55 Kez Okundu

Selcan Taşçı

-Allah sağlıklı ömür versin- İsmet Özel’in usanmadan vurguladığı gibi ‘Allah, insanı iddiasından vuruyor’ demek ki;

Günlerdir ekranlarda “temiz siyaset” üzerine mangalda kül bırakmayan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik‘in adına “FETÖ soruşturması” bulaştı.

Çelik‘in, kuzeni ve eşinin Şubat ayında “FETÖ üyelerinin komiserliğe geçiş sınavında kopya çektiği” iddiaları üzerine başlatılan soruşturmada gözaltına alındığı, sonrasında ise emsallerinden farklı olarak jet hızla tahliye edilip yine emsallerinden farklı olarak açığa alınmak yerine Adana’dan Ankara’ya tayin edildikleri ortaya çıktı.

Jet tahliye ve atamanın perde arkasında “Çelik”ten bir siyasi kalkan var mıdır, yok mudur takdirini vicdanınıza bırakıyorum.

Kalkıp da, Çelik’e kuzenine atfedilen bir suçla yüklenecek de değilim; zira yasalarımıza göre “suç şahsidir”. Kimse aile/kan bağından dolayı suçlu ilan edilemez. Bir üyenin işlediği suç bütün ailenin suçlu olduğu anlamına gelmez. Kaldı ki, zaten hakkındaki yargılama sonuçlanıp da hüküm kesinleşene kadar, “suçlanan” kişiye bile peşin peşin “suçlu” muamelesi yapılamaz; masumiyet karinesi bunu gerektirir.

Bu ülkede, yıllardır hak ve hukuk değerlerinin çiğnenmesine karşı çıkıp da, şimdi karşısında olduğum tavrı takınacak değilim. Ömer Çelik elbette kuzeninin yaptıklarından sorumlu tutulamaz.

Ve fakat, şunu da sormadan edemeyeceğim:

“FETÖ”yle ilişkili olarak gözaltına alınan kişi Ömer Çelik‘in değil de Mansur Yavaş‘ın kuzeni olsaydı, medya ve siyaset “suçun şahsiliği” ilkesini işletir miydi? Ömer Çelik, “Mansur Yavaş’ı bağlamaz” mı derdi yoksa seçmen algısında Yavaş’ı da işin içinde gösterecek bir söylemle kafa karıştırmayı mı seçerdi? Medya görmezden mi gelirdi, yanarlı dönerli “son dakika” haberi mi geçerdi?

Sadece Yavaş değil, Kemal Bey’in, Temel Bey’in, Meral Hanım’ın kuzenlerinin başına böyle bir iş gelseydi; meydanlarda bunun etinden, sütünden, derisinden, yününden son zerresine kadar faydalanılmaya çalışılır mıydı, çalışılmaz mıydı?

“Bunlar daha ailelerine sahip çıkamıyorlar, sizin şehirlerinize, memlekete nasıl sahip çıkacaklar” denir miydi, denmez miydi?

Halbuki, bunlar da yani iftiradan, kara propagandadan, karalamadan, çamur at izi kalsından arınmak da dahil değil midir “temiz siyaset”e?

Siz hiç “liberal” olmadınız ki!

İronik biçimde kendisini de “liberal demokrat” olarak tanımlayan Nagehan Alçı‘nın, “liberal düşüncenin hem dünyada hem de Türkiye’de büyük bir mağlubiyet yaşadığını” yazdığını görünce düzeltmeden duramadım;

“Liberal düşünce” Türkiye’de hiç var olmadı ki!

Olmayan şey galip de gelemez, mağlup da olamaz.

***

Türkiye’de “liberal düşünce” diye yutturulan “maskelenmiş faşizm”den başkası değildi!

Kuramsal tartışmalarda boğulmaya gerek yok.

“Toplumca kabul gören her türlü siyasi görüşün uzlaşarak, ulusun çıkarları için her yöne esneyebildiği yönetim politikası” olarak kabul gören liberal demokrasinin Türkiye temsilcilerinin savunduğu “toplumca kabul gören” bir tek görüş söyleyin bana!

Onlar hep “topluma dayatılan” görüşlerin sözcülüğünü yaptılar; tutmadı, tutmaz da.

Uzlaşma ve esneme zeminini “ulusun çıkarları” olarak benimseyen bir tane Türkiyeli liberal gösterin!

Onlar hep, “emperyalizmin kalemşoru” gibi davrandılar; “ulusun çıkarları“nı savunanlara -Okyanus ötesinden aldıkları güçle- savaş açtılar.

Liberal demokrasilerde olması gerektiği gibi “tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğu adil bir sistem” için mücadele eden bir tane Türkiyeli liberal gösterin.

Onlar hep, “kanun“u, “hukuk”u kendilerinden olmayanları hizaya sokma aracı olarak kullandılar yahut böyle kullanılmasına alkış tuttular.

Adil seçim sistemini savunacaklarına, makbuz karşılığı AB’yle iş tutup hükümet değiştirmeye, Soros fonlarıyla sivil darbeye kalkıştılar…

Örnek muhtelif de en neti; baskıcı, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, çatıştırıcı, hak ve hukuk tanımaz bir idare biçimini “ileri demokrasi” diye cilaladılar yıllarca; kendi kuyruklarına basıldığı, kendi çıkarlarına, ayrıcalıklarına dokunulduğu gün başladılar “hukuk devleti“ni anmaya.

***

Alçı‘nın eski köşe, şimdi site komşusu Serdar Turgut, anlatmaya çalıştığım şeyi, yani dışı liberal olanların içinden fışkıran faşizmi tek cümlede çok güzel özetlemişti daha 2009 yılında Akşam‘da:

“Türkiye’de liberal insanlarla ‘yol arkadaşı’ olabilmek ancak onlar gibi düşünmek, giyinmek ve konuşmakla mümkündür.”

SORU-YORUM

Devletin bütün güç ve yetkileri tek elde toplandığına göre, Nagehan Alçı, “Devlet büyüyor ve büyüdükçe ceberrutlaşıyor. Türkiye’de de benzer problemlerle karşı karşıyayız” derken, “aslında” ne demek istiyor acaba?

Yeniçağ

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


+ 4 = 9

FpsAgency