Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Bir Urfa hikayesi “Kötüler”in sarayını kim yıktı?..
13 Ocak 2019
00:36
61 Kez Okundu

Mehmet Faraç

Akreplerin yılanlarla köşe kapmaca oynadığı sıcak yaz günlerinde, betonarme evlerin arkasındaki vadinin manzarası, kaderimiz gibi terk edilmiş duruyordu adeta…

Bir bölümü bağ, bir bölümü ise tarihin bağrında kehribara dönüşmüş kayalıklardan oluşan o vadinin içersinde, eski zaman insanlarının dolaştığını düşünürdüm hep!..

Yüksek dağların yamacındaki tepelerin zeminini oluşturan kayalıkların bittiği yerde, kıpkırmızı topraklar da ayak basılmamış gibi duruyordu sanki!..

İşte Şeyh Maksut tepesinden ya da “Ahper Dağı”nın yamaçlarından Harran Ovası’nın başlangıcına kadar uzanırdı o vadi…

Gizemli gelirdi bize briket evlerimizin ardındaki o heybetli vadi; Derme çatma üzüm bağları, kayaların gölgesindeki badem ağaçları ve dağ başında sevdasını yitirmişcesine, orada-burada, tek başlarına rüzgâra direnen çiğdemlerin çocuksu albenisi…

Görünen bunlardı ama bizi çeken görünmeyenler de vardı oralarda!..

Kötüler Mahallesi’nin arkasına karanlık çöktüğünde, kayadan oyma pencerelerinden sanki eski zaman insanlarının el salladığı o devasa yapıydı, merakımızın asıl nedeni…

mahmat-farac,-1.-ve-2.jpg

Taş Devri’nin gizemi!..

Küçükken biz çocukların içini ürperten o yapının manzarası, Kötüler Mahallesi’nin arkasında ve dağların ortasında, bir vadinin bitiş noktasında, antika bir “kale” gibi de duruyordu…

Kışın o bölgelere gitmekten korkardık ama yaz aylarında, Ahper Dağı‘nın yamaçlarında kaçakçıların eşleri ve çocukları piknik yaparken, biz çocuklar da yaklaşmış olurduk o gizemli yapıya…

Devasa bir dağ delinmişti sanki orada… Ve sihirli eller o dağın bağrındaki kayaları oymuş, içine de görkemli bir yapı inşa etmişlerdi…

Sanki keşfedilmemiş gibi duruyordu o yapı, insanı kendine çeken gizeminin içinde!..

Ve de sanki kimse bilmiyordu oraları!.. Kimse de gelip geçmediği için gizeminden adeta sahipsizlik de yansıyordu o sapsarı yapıdan…

Kaçakçı atlarının nallarını kayalara vura vura geçtiği o vadide dolaşırken; çocuk aklıyla, içinde insanların yaşadığını düşündüğümüz o yapı muntazam oyulmuş merdiveni ile çardaklı bir “şato”yu da andırıyordu…

Çocuk aklı ya bu, içinden Taş Devri’nin izleri çıkacakmış gibi düşünür, çevresinden geçerken bile tereddütle ve korkuyla yol almaya çalışırdık…

Kaçakçı/jandarma ve mayın/mavzer ikileminde; korkunun briket duvarlara nakşolduğu o mahallede, bir gün cesaretimizi topladık ve Kötüler’in arkasındaki bağları geçtik, yolu olmayan o tepeye düşe kalka ulaşmaya çalıştık…

Ürkerek çıktık merdivenleri bir kaç arkadaşla birlikte… O daracık merdivende, belki yüzlerce yıl önce dokunulmuş duvarlara tutuna tutuna, çardağın kapısına kadar gelebildik…

Tarihin tam da bağına düşmüştük ama içeride ne yazık ki kimseler yoktu!!!

Çocuk hayallerimizin ortasına soğuk sular dökülmüşçesine, kayadan oyulmuş pencerelerinden vadinin aşağılarına, Kötüler Mahallesi’ine bakıp durduk sebepsizce… Ne gelen vardı ne de giden!!!

Bizde her zaman eski çağların hissini yaratan o vadide ve o tuhaf yapıda ne bir nefes vardı ne bir işaret ne de maziden kalmış bir gölge!!!

mehmet-farac,-2.ve-3.jpg

Boynu bükük çiğdemler!..

Çocukluğumuz boyunca bir daha çıkmadık, uzaktan çardağı da andıran o yapının içine…

O, tüm haşmetiyle ve geceleri içinde sanki hayaletlerin dolaştığına yönelik uyandırdığı tuhaf hisle yapayalnız durdu yüzyıllarca olduğu gibi…

Sonra bir sabah baktık ki; onunla ilgili yıkılan hayallerimizden çok daha büyük bir çöküş, zihnimizde travmalar yarattı!..

Özlemlerimizi, yaşadıklarımızı ve çocukluk anılarımızı da yerle bir etmişti birileri!..

Çevresini define kazıcılarının dışında kaçak taşocağı işletmecilerinin de işgal ettiği o muhteşem yapı sanki “dinamit”le vurulmuşçasına bağrından, paramparça edilmiş ve pervasızlığın zalim ihanetiyle de yerle bir olmuştu…

Ancak biz küçüklerin hep “gizemli” diye düşündüğümüz hayallerin enkazında; boynu bükük çiğdemlerin kokusu, kaçakçı atlarının nal sesleri ve çevredeki mağaralara “dağ yatısı”na giderek türküler- hoyratlar söyleyen Urfalı gazelhanların sesleri de kalmıştı!..

“Gutiler” yüzlerce yıl sonra Urfa ağzında nasıl “Kötüler”e dönüşmüşse ve o sözcük bir mahalle ismi olmuşsa; o yapının bulunduğu bölgeye adını veren, dönemin Süryani kralı Abgar’ın adı da “Ahper”e dönüşmüştü!..

Büyüyünce ve tarihe olan ilgimizi deşmeye başlayınca anladık ki, bazen korkudan önünden bile geçemediğimiz, ancak çocuk merakına yenilerek bir kez olsun içinde dolaşabildiğimiz o yapı Hz. İsa‘nın tebliğinden sonra Hristiyanlığı ilk kabul eden Osrhoene Krallığı’na (M.Ö.132- M.S.244) ait belki de bir “saray”mış…

Kimbilir; ya “Kara” Abgar Ukkama‘nın (5.Abgar) ya da soyunun takipçilerinden birinin kullandığı bir görkemli mekanmış orası!..

Ne yazık ki binlerce yıl ayakta kalan o antik yapı teknolojinin ayak seslerinin duyulduğu 1980′lerin sonlarında bir harabeye dönüştürülmüş, “Kötüler”in tarihinden soylu bir varlık da pervasızca yok edilmişti… “Yıkık” diyor Urfalılar artık oraya!!!

Kral mezarlarının ahır, “saray”ların ise harabe olduğu Kötüler Mahallesi’nin tepelerinde, doğa ve tarih düşmanı “kötüler” (!) yüzünden kokusunu özlediğimiz çiğdemler bile başlarını kaldırmıyor artık!..

Yeniçağ

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


6 + 3 =

FpsAgency