Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Bartu Soral
07 Aralık 2018
08:17
27 Kez Okundu

Soner Polat

İlk kez bir televizyon programında tanıştık. İkimiz de konuktuk. Avrupa Birliği (AB) ile ilgili görüşlerini sıralamaya başladı. Tane tane konuşuyor ve söylediği her şeyi rakamlarla destekliyordu. Adeta AB’nin röntgenini çekiyordu. Son kerte büyük bir etki yaratmıştı. Bir an programda olduğumu unuttum. Ayağımın hemen yanındaki çantamdan defterimi çıkardım ve notlar almaya başladım. Söylediği hiçbir şeyi kaçırmak istemiyordum. “Hiçbir ülkenin bir ittifaka dâhil olarak kalkınmadığını, tarihin böyle bir olayı kaydetmediğini” kendine has üslubu ile anlatıyordu. “Her ülkenin, ancak sağlıklı ve ayakları yere basan özgün bir kalkınma planı ile sıçrama yapabileceğini” vurguluyordu.

ÇOK ÖZEL BİR KALKINMA UZMANI

Bu fikirleri sıradan birisi gündeme getirmiyordu. Sayın Soral, BM Kalkınma Programı Türkiye Program Müdürlüğünü üstlenmiş, bu konuda özgün çalışmalar yapmıştı. Küresel kurumlarda çeşitli görevler almıştı. Bu özel alanda dünyadaki en yetkin kişilerden birisiydi. Zaten birbirinden değerli eserleri bilgi ve düşünce zenginliğini ortaya koyuyordu: “Tünelin Sonu Kriz-Yeniden Kalkınma Zamanı”, “Türk Ekonomisinde Değişim”, “Türkiye’de Bitmeyen Ekonomik Kriz-Belgeleriyle Üretimden Finans Oyunlarına Geçiş”, “Kurt Kapanı”, “Paralel Kürdistan Kumpası” gibi kitapları ile Türkiye’nin yapısal sorunlarını mercek altına alıyordu.

Milli konulardaki duyarlılığı ve sorumluluk bilinci olağanüstü düzeydeydi. Küresel düzen içinde uzun yıllar çalışmasına rağmen bu topraklara olan gönül bağı daha da kuvvetlenmişti. Türkiye üzerine oynanan oyunları çok iyi biliyordu. Bütün enerjisini çıkar gruplarının ve küresel çetelerin kirli hedefleri için değil ülkesi için kullandı. Örnek ve çok bilgili bir ekonomi uzmanı ve eşsiz bir vatanseverdi.

ALEV COŞKUN’U KUTLADIM!

Cumhuriyet’in uzun yıllar kalesi olan Cumhuriyet gazetesi, maalesef HDPKK ve cemaat yanlısı yayınlar yapıyordu. Sayın Alev Coşkun uzun ve meşakkatli bir hukuk mücadelesinden sonra gazete yönetimini ele geçirdi. Bu sonuç vatanseverlerde büyük bir heyecan yarattı. Sevinç ve coşku doruktaydı. Gazete kurtulmuştu. Cumhuriyet gazetesi, Atatürk ve Cumhuriyet için antiemperyalist ve devrimci bir çizgide yayın yapacaktı. Sayın Coşkun’u telefonla arayarak kalben kutladım ve “Cumhuriyet’in güvenilir ellerde olduğunu” ifade ettim. Ancak izlediğim Cumhuriyet belki HDPKK/Cemaat çizgisinden kurtulmuş ama neoliberal, Batı yanlısı, ikinci cumhuriyetçi, yeni CHP paralelinde, ulusal çıkar alanlarına duyarsız ruhsuz bir gazete olmuştu. Son dönemlerde HDP ve Soros sevgisi yeniden yeşermişti.

BARTU SORAL DAHA DA BÜYÜDÜ…

Fakat Bartu Soral’ın varlığı gelecek için bir umut ışığıydı. Mükemmel yazıları ile en azından Doç. Dr. Barış Doster ile birlikte kararsız da olsa bir denge sağlıyordu. Bu onurlu ikili gazeteye kimlik ve şahsiyet kazandırıyordu. Maalesef, bir Bizans oyunu ile Sayın Soral’ın görevine son verildi. Ama bu sonuç Cumhuriyet’in iyi, doğru, güzel ve vatansever olan her şeyden vazgeçtiği anlamına geliyordu. Bartu Soral ispatlanmış ve test edilmiş bir yurtseverlik markasıydı. Cumhuriyet’in karnesi ise malumdu. Cumhuriyet gazetesi, Sayın Soral’ın tertemiz geçmişinin üzerinden toz bile alamaz! Bu kararla Sayın Soral vatanseverlerin gözünde daha da büyümüş, Cumhuriyet gazetesi üzerindeki kuşkular karamsarlığa dönüşmüştür.

EN ÜZÜLDÜĞÜM KONU!

Bu ilginç olaylar silsilesinde benim için en üzücü konu, Sayın Alev Coşkun’un içine düştüğü durumdur. Çünkü zaten Cumhuriyet gazetesi gözümden de, gönlümden de düşmüştür. Sayın Coşkun, tanımaktan gurur duyduğum, hayatı boyunca Atatürk ilkelerine ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmış bir devlet adamı ve gerçek bir entelektüeldir. Cumhuriyet gazetesi için verdiği kavga genç nesillere örnek olacak niteliktedir. Ama maalesef bu kararı ile şanlı ve görkemli geçmişine gölge düşürmüştür. Tercihini Cumhuriyet’in çağdaş ve aydınlık yüzü olan Bartu Soral için değil, diğerleri için kullanmıştır. Bu kararın ardındaki sebepler ne olursa olsun Alev Coşkun, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ı savunur bir konuma düşmüştür. Bu tercihini ise Atatürkçülük, Cumhuriyetçilik, antiemperyalizm ve devrimciliğin hiçbir yerine sokamaz! Bataklıklarla kaplı çamurlu bir yolu tercih etmiştir. Ne diyelim, yolu ve bahtı açık olsun!

Ama zaman üzülme zamanı değil, mücadele zamanıdır. Bu ülkede Atatürkçü, Cumhuriyetçi, vatansever ve Batı’ya kul köle olmayan çok güçlü bir damar vardır. Bu topraklarda yurtseverler tükenmez. Bazı gazeteler yolunu şaşırsa da, vatan kavgası veren yayın organları geçmişte olmuştur, bugün vardır, yarın da olacaktır…

Aydınlık

yurduma can feda
yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


− 7 = 1

FpsAgency