Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Neo Anayasa’nın hikayesi ve/veya Aslan kocayınca ne olur, Çakal kocayınca nasıl olur, Kurt kocar ise kimlerin maskara’sı olur?!
06 Aralık 2018
14:48
81 Kez Okundu

hamahmut

“Dövüş ustası olanlar öfkelenmezler.
Kazanma ustası olanlar korkmazlar.
Akıllılar dövüşmeden kazanırlar.
Cahiller kazanmak için dövüşürler.”

Sun Tzu
“Derin ilke bilgisi görmeden bilir, Yol’un güçlü uygulanımını çabalamadan elde eder. ‘Derin Bilgi’, kapının dışına çıkmadan bilmek, pencereden bakmadan gökyüzünün yolunu görmektir. Güçlü eylemse, tüm durumlara uyarlanarak daha da güçlenmektir.”
“Derin bilgi rahatsızlığı rahatsızlıktan önce, tehlikeyi tehlikeden önce, yıkımı yıkımdan önce, felaketi felaketlerden önce ayrımsamaktır. Güçlü eylem bedeni bedenle yüklenmeden eğitmek, akılla akıl tarafından kullanılmadan önce alıştırma yapmak, dünyadan etkilenmeden dünyada çalışmak, görevlerce engellenmeden görevlerini yerine getirmektir. Kişi, ilkenin derin bilgisiyle rahatsızlığı düzene, tehlikeyi güvenliğe, yıkımı yaşama, felaketi talihe dönüştürebilir. Yol üzerinde güçlü eylemle kişi bedeni uzun yaşarlık alanına, aklı gizemler küresine ve görevleri yüce tamamlanışa taşıyabilir.”
Sun Tzu
“Girdiği her savaşı kazananlar aslında usta değildirler. Başka orduları savaşmadan çaresiz bırakanlar, işte onlar en iyileridirler.”
Sun Tzu
“Kalabalıklar, şekillenmenin getirdiği zaferden habersizdir. Hangi saflaşmayla galip geldiğimi herkes bilir ama zafere hangi saflaşmayla ulaştığımı kimse bilemez.”
Sun Tzu
“Duygularından arınmış, sakin, serinkanlı, kayıtsız savaşçı kazanır, hırslı talih avcısı değil!”  
Sun Tzu

DURUM ANALİZ

Soru şu:

Aslan yaşlanır ise ne olur?
El cevap:
Tecrübeli bir aslan olur.
Diğer soru:
Çakal yaşlanırsa ne olur?
Çakal, çakal’dır.
Yaşlanmış olsa da çakal’lığa devam eder.
Ve…
Son soru:
Peki kurt yaşlanınca ne olur?
El cevap:
BOP’un final’inde olduğu gibi ‘istihbarat’ın oyuncağı’ olur.
Nokta.

DURUM
Haber şu:
“Oyuncu Memet Ali Alabora hakkında Gezi Parkı eylemlerinden dolayı “tutuklamaya yönelik” yakalama kararı çıkartıldı.”
https://odatv.com/memet-ali-alabora-hakkinda-flas-karar-05121811.html
Eş zamanlı soru şu:
Alabora ne yapmış?!
El cevap:
Alabora, dönem’in ruhu’na uygun olarak direnmiş, muhalefet yapmış, hesap sormuş.
Vb.
Yani?!
Rahmetli Tarık Akan’ın iz’inden gitmiş.
Aynen Tarık Akan’ın da Yılmaz Güney’in izin’den gittiği gibi, Nazım Hikmet…
Hülasa:
“Yetmez ama evet”, 12 Eylül referandum’unun sloganı idi.
Doğru’ydu, yanlış’tı, kandılar vb dün’ün hikayesi.
Bugün’ün hikaye’sine gelince:
İstiklal Marşı “Korkma” diye başlıyor.
Ezcümle:
Kuddusi Okkır için bugün yazıp çizenler, o gün korkup pusmuşlardı.
“Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” lakırdısını çok dinledik.
Soru: Tarık Akan hayatta olsaydı, onun hakkında da yakalama kararı çıkar mıydı?!
Alabora’yı, Akan’ın genç’i diye okuyacak olursak, Akan’ı da Güney’in, Nazım derken el cevap, çıkardı.
Diye bakmak mümkün.
Nokta.

VAZİYET
Usta gazeteci Hasan Cemal için birçok şey söylemek mümkün.
Hayatı yanılmak ve sonra da o yanılgılarını kitap haline getirmekle geçti.
Ne var ki, bir şeyi gözden kaçırmamak elzem:
BOP’taki açılım’ları Hasan Cemal yapmadı.
Habur, Oslo vb.
Diye bakmak mümkün!
Gazeteci esnafı, birbirleri hakkında söylediklerinin yüzde 10′unu “nitelikli muhalefet” yapmaya ayırmış olsaydı, BOP’un finali hiç böyle olur muydu?!
Nüans?!
Güvenlik olmadan demokrasi dahil birçok şey olmaz ise lüks tüketmek adına, üretmeden yan gelip yatmak adına, kimlerin nelerden vazgeçtiği ortada.
Besleme basın ve/veya sahibin sesi ise konjonktür’e uygun basit soru: Hangi (!) sahip’inin ses’i?!
Diye bakmak mümkün.
Nokta.

NEDİR NE DEĞİLDİR
Haber şu:
Adriana Lima ve Metin Hara evleniyor mu?
https://www.cnnturk.com/magazin/adriana-lima-metin-hara-aski-dolu-dizgin
Nüans?!
MİT’in Alman beslemesi Sadettin Saran olsa anlaşılır bir şey!
Neticede, hem playboy, hem istihbari obje, hem de yakışıklı, Alman’ın parası da olsa, zengin vs.
Hakan Uzan olsa anlaşılır bir şey, netice’de parasını ödeyip birçok ünlü ile birlikte olmuş, koleksiyon yapmış.
Sakallı Suud prens ya da Katarlı, BAE vb olsa yine anlaşılır bir şey, o dünya’da olağan bir şey bu tür hikayeler.
Ne var ki, Metin Hara hikayesi (düz gazeteci bakışıyla söylüyorum, arka plan falan’a bakmadan) tepe’den tırnağa iğreti duruyor.
Velev ki, öyle değil böyle!
O zaman hemen sağlamasını yapalım:
Karşıt cins’ten herhangi biri ya da ünlüler’in içinden Metin Hara’yı seksi, karizmatik vb bulan bir isim var mı?!
Cazibesine kapılan vb.
Erkekler için de aynı soru:
Metin Hara’da olup da siz’de olmayan farklı ne var?!
Bu vb soru’ları uzatmak mümkün.
Sözün özü:
Adriana Lima’yı da leylekler en tepe’ye getirmedi ise Metin Hara üzerinden sorgulanması gereken “gerçeklik çerçevesi” nedir ne değildir?!
Hz İsa dirildi denilse inanan’ın olacağı şu konjonktür’de, bir başka algı operasyonu!
Ezcümle:
Odun’u diksem diyor “Başkan” yaparım.
Naçizane el cevap:
Mazi kalp’te yara’dır.
Nokta.

24
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-abd-rusyaya-60-gun-sure-verdi-41040898
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-natodan-flas-rusya-aciklamasi-41040895
https://tr.euronews.com/2018/12/04/sari-yelekliler-fransa-akaryakit-zamlarini-askiya-aliyor
https://tr.euronews.com/2018/12/04/rusya-ukrayna-liman-uzerindeki-blokaj-k-smen-kald-rd
https://tr.euronews.com/2018/12/04/s-p-turk-bankalarindaki-batik-kredi-orani-bir-yilda-iki-katina-cikacak
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46441803
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46446013
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46439587
https://www.bbc.com/turkce/live/haberler-turkiye-46437299
https://www.dw.com/tr/alman-medyas%C4%B1-suudilere-m%C3%BChimmat-sat%C4%B1%C5%9F%C4%B1-s%C3%BCr%C3%BCyor/a-46585627
https://www.medyaradar.com/gazete-tirajlari-tepetaklak-en-fazla-kaybi-hangi-gazete-yasadi-medyaradarozel-haberi-2000698
http://www.patronlardunyasi.com/haber/Istanbul-da-iki-hastane-borclari-nedeniyle%C2%A0sessiz-sedasiz-kapandi/213669
https://www.birgun.net/haber-detay/abd-den-astana-aciklamasi-fisini-cekme-vakti-geldi-239036.html
https://www.birgun.net/haber-detay/suriye-konulu-dortlu-zirvenin-ikincisi-yapilacak-239033.html
https://www.birgun.net/haber-detay/termik-santrallarin-yuzde-42-si-zarar-ediyor-238926.html
http://haber.sol.org.tr/turkiye/fitchten-turkiye-aciklamasi-bankalarin-cogu-negatif-gorunumde-252065
http://haber.sol.org.tr/emek-sermaye/yilda-70-milyon-dolar-ihracat-yapan-agromey-de-konkordato-istedi-252061
http://haber.sol.org.tr/medya/demiroren-grubundan-hasan-cemale-saray-gazeteciligi-sizden-miras-kaldi-252037
http://haber.sol.org.tr/turkiye/bakanlik-yabancilara-12-milyar-dolarlik-mulk-satisi-hedefliyor-252053
https://tr.euronews.com/2018/12/04/ruhani-den-blokaj-tehdidi-basra-korfezinden-biz-petrol-ihrac-edemezsek-kimse-edemez
https://www.abcgazetesi.com/ekonomi/yapisletdevret-modeli-ucmayan-yolcu-icin-26-milyon-euro-odedik/haber-114580
http://www.gazetevatan.com/yeni-kaledonya-da-7-3-luk-deprem-1223997-dunya/
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1160322/ABD_nin_Suriye_Ozel_Temsilcisi_Jeffrey_Turkiye_ye_geliyor.html
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46450068

Arşiv’den KİTAP Özeti
Kitabın adı: İPLİKÇİ, Kirli İlişkiler Yumağı
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=647254
Yazarı: Ergün Poyraz
TANYERİ Kitap
Birinci Basım, Mart 2013
18, 70 TL
560 sayfa
(…)
Açıklama: Bu kitabımda, başta Mehmet Eymür olmak üzere, siyaset, mafya ve istihbarat örgütlerinin kirli ilişkilerini okuyacaksınız. Dündar Kılıç, Alaattin Çakıcı, Abdullah Çatlı, Tarık Ümit, Dursun Karataş, Yeşil, Oflu İsmail, Abuzer Uğurlu gibi isimlerin; Mehmet Eymür, MİT, MOSSAD ve CIA ile bağlantılarını bulacaksınız. Keza; Mehmet Ali Ağca, Bekir Çelenk, Henry Aslanyan ve diğerlerinin de… Öyle ilginç ilişkilerle karşılaşacaksınız ki, “bu kadarı da olmaz” diyeceksiniz.
Misal; Dev-Sol/DHKP-C lideri Dursun Karataş’ın MİT’e kaydını yapan Eymür’ün, aynı zamanda “Dev-Sol’la mücadele etsin” diye Alaattin Çakıcı’yı da MİT’e aldığını göreceksiniz.
MİT’in dolandırılan paraları, iç edilen uyuşturucuları hakkında bilgi sahibi olacaksınız.
Ergenekon sürecinde ifade veren ve Atatürkçüleri tutuklatmak isteyen, ancak Devrimci Karargâh davasında kendi tutuklanan Hanefi Avcı’nın çiftlik evinde bugünün Cumhurbaşkanı ve bakanlarına verdiği brifing ve daha bir çok ilginç dostluklarla karşılaşacaksınız.
Bu dostlukların getirdiği olaylara da tanık olacak; Mehmet Eymür, Tayyip Erdoğan, Tuncay Güney ilişkisi yanında Abdi İpekçi, Papa ve Uğur Mumcu suikatlerinin iç yüzleri ile karşılaşacak ve aydın cinayetlerinin katilleriyle tanışacaksınız.
Uğur Mumcu’nun yanısıra; Abdi İpekçi, Ümit Doğanay, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Çetin Emeç, Dr. Necip Hablemitoğlu ve diğer yurtseverlerin katillerinin, hainlerin işaret ettikleri zeminler yerine; kendi pisliğini örten kedi örneğinde olduğu gibi, örttükleri yerde aranmasının daha doğru olacağına ve kitabımın bunun başlangıcı kabul edileceğine inanıyorum…
Ergün Poyraz/Silivri Cezaevi-
(…)
Sayfa 101:
Çiller ve Eymür
“Mehmet Eymür, Tolga Atik, Nuri Gündeş ve Korkut Eken…”
(…)
Sayfa 102:
Mehmet Eymür MİT’ten iki defa kovularak bir başka rekora imza atıyordu.
(…)
Sayfa 121:
O arabada Çatlı ve Bucak’ın şoförlüğünü İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ yapıyordu ve suikastın “içerdeki ayağı” Fehriye Erdal’ı Sabancı Center’a altı ay önce onun bağlantılı olduğu temizlik şirketinin yerleştirdiği ileri sürülüyordu.
(…)
Sayfa 221:
Emin Aslan, Mehmet Ağar’ın sağ koluydu.
(…)
Sayfa 225:
Kim şu Hasan Yeşildağ?
(…)
Sayfa 243:
Uyuşturucu kaçakçılığı ve kara paradan tutuklanan Metro Turizm’in sahibi Galip Öztürk ile Bakan Suat Kılıç’ın, 18 Ekim 2007′de kurulan Çarşamba Enerji Elektrik Üretim AŞ’de ortak oldukları ortaya çıkıyordu.
(…)
Sayfa 276:
Şaban Gülbakar kimdir?
Şaban Gülbahar, Fetullah Gülen Örgütü’nün 12 kişilik Yüksek İstişare Kurulu’nda yer alan “4″ numaralı isimdir. Ülker ailesinin dünürüdür. Avrasya Bir Vakfı’nın kurucusu ve yöneticisidir.
(…)
Sayfa 243:
Çok gizli lobi belgesi de çalma
Sayfa 109 ve 345 ve 347 ve daha birçok sayfada yer alan ve “çok gizli” olduğu iddia edilen Ekim 1999 tarihli, “Ergenekon: Analiz – Yeniden Yapılanma, Yönetim ve Geliştirme” ya da diğer adıyla “Lobi” ögüt belgesi, Alo İhbar adlı sitede 18 bin kişi tarafından indirilmişti.
Bu çooook gizli örgüt belgesi (!) adı bazen Vakit, bazen Akit olan siyasal şeriatçı gazetenin İstihbarat Şefliği’ni de yapan ve Mehmet Eymür’ün en yakın isimlerinden Erdal Şimşek’in, iddianameden yaklaşık dört yıl önce Nisan 2004′te Kum Saati Yayınları’ndan çıkan, “Türkiye’de İstihbaratçılık ve MİT” adlı kitabının 435 – 439. sayfalarından imla hatalarına kadar birebir yürütmeydi.
(…)
Sayfa 314:
Abdullah Gül, 9 Temmuz 2007′de gazetelerin Ankara Temsilcileri’ne; “Ümraniye soruşturmasına çok dikkat edin, bu iş çok büyüyecek” demiyor muydu?
(…)
Sayfa 318:
Avukatın adı; Kemalettin Gülen’dir.
(…)
Sayfa 362:
Tansu sessiz dinliyordu:
“Amerika’ya Türkiye ile ilgili kimsede olmayan bilgileri veriyorsun. Kızım sen casusluk yapıyorsun…”
“Aaa, öyle mi?”
Dalan: “Bir daha yapma böyle şeyler…”
(…)
Sayfa 363:
Abromowitz ile kahvaltı yapan, Tayyip, Çiller gibileri Amerika’ya kayıtsız şartsız biat etmeleri karşılığı bu ülkeye Başbakan oluyor. Dalan gibi “Önce Türkiye” diyenler ise “Terörist!..”
(…)
Sayfa 450:
Eymür’ün hazırladığı MİT raporunda Mustafa Sarıgül adı MİT ve TBMM Susurluk Komisyonu Raporları’nda geçen Ahmet Vefa Küçük ile ortaklıkları nedeniyle geçiyordu. Sarıgül’ün, Türk Amerikan İşadamları Derneği Başkanlığı yapan Zeynel Abidin Erdem ile de çok sıkı fıkı dostlukları vardı.
(…)
Sayfa 451:
Kumarhaneciler Kralı Suudi Özkan’ın İstanbul Princess Otel’de büro verdiği sağ kolu kimdi?
Elcevap:
MİT Kontrterör Dairesi Sabık Başkanı Mehmet Eymür!
(…)
Sayfa 453:
Zeynel Abidin Erdem’in yanında çalışan Fikriye Bengü Caymaz kimin kızı?
Yaşar Büyükanıt’ın!
(…)
Sayfa 454:
Mustafa Sarıgül, MİT ve TBMM Susurluk Komisyonu raporlarında adı geçen Ahmet Vefa Küçük ile 7 Eylül 1995 tarihinde ortaklaşa Vefa Petrol ve Turizm İşletmeleri Sanayi ve Ticaret Ananim Şirketi’ni kurmuşlardı. Sarıgül’ün ortağı ve Fenerbahçe camiasının yakından tanıdığı Küçük, yeraltı dünyası ile yakın ilişkiler içindeydi.
(…)
Sayfa 455:
Mustafa Sarıgül ne zaman Tv’lerde boy gösterse, ardından bağlantılı olan isimlere polis operasyon yapıyordu. Sarıgül gene son günlerde, sokak itleri için rehabilitasyon merkezi açacağını Tv şovları ile duyuruyordu.
(…)
Sayfa 493:
Bugün darbe karşıtları arasındaki başrolde yer alan bir görüntü veren Nazlı Ilıcak, dün 16 Ekim 1980′de:
“12 Eylül bir darbe değildir, diyen Orgeneral Kenan Evren’e tamamıyla katılıyoruz” şeklinde yazılar yazarak, Evren’i kutsuyordu.
16 Ekim 1980 tarihinde ise “12 Eylül’ün gerekçesi haklıdır” diye yazıyordu.
(…)
Sayfa 494:
Nazlı Ilıcak darbeleri sevdiği kadar sıkıyönetime de hayrandı. 17 Aralık 1978 tarihinde şu satırları kaleme alıyordu:
“13 ilde sıkıyönetim yürürlüğe girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba asker…”
(…)
Sayfa 519:
Ve Fetullah Gülen, Papa’ya “Sizin hizmetkarınızız” derken neleri kastediyordu.
Alçak adamın yükselmesi, maymunun ağaca tırmanmasına benzer; yukarı çıktıkça, kıçı daha çok gözükür…
(…)
Sayfa 528:
18 Ekim 2005 tarihli star Gazetesi’nde Faruk Mangırcı, “Bu kadar demokrasi fazla” başlıklı yazısında, bir internet (SESAR) sitesinde yer alan ve Başbakan Erdoğan’a sorular başlığı ile yayınlanan yazılara dikkat çekiyordu. Bu haberler gazete sayfalarına yansımasına rağmen cevap verilemeyişi de, olayı ilginç kılan gelişmeler arasına katıyordu. Erdoğan ve Mason ilişkisinin açıklandığı ve Erdoğan’ın AKP Genel İdare Kurulu’nda söylediği iddia edilen yazı özetle şöyle idi:
“Tüm dünyadaki Yahudi lobilerinin ve Mason’ların desteğini aldık. Artık Türkiye’de her istediğimizi yapabiliriz. Ordu da Mason’ların kontrolünde.Tüm Paşalar Mason ya da Mason’ların kontrolünde! İsrail ile stratejik işbirliği yapıldığı için paşaları İsrail bağlantılarımız ile bağladık. Masonlar, Mason Locaları’nın kapatılmasının hesabını; Kemalizm’i, Atatürkçülüğü, Atatürk’ü Türkiye’den silerek, intikamlarını Atatürk’ten alacaklar. İshak Alaton, bana bu konuda teminat verdi.”

Kitabın adı: Casa Olayı Bir Alternatif Skandal Önerisi
Yazarı: Nezih Tavlaş
Beklediğim gelişme nihayet gerçekleşti. Genelkurmay Askeri Savcılığı ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı, TAİ’nin İspanyol teknolojisi ile ürettiği 52 adet Casa tipi CN – 235 hafif nakliye uçağıyla ilgili soruşturma başlattı.
Peşpeşe düşen iki Casa uçağının 38 kişiye mezar olmasından önce başlamıştı, beklentim. 20 Nisan tarihli bir yazımda Casa olayını hatırlatma gereği duymuştum. Gen – Pa Holding Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Abidin Erdem’in kartvizitlerine; Türk – Amerikan İşadamları Derneği (TABA) Başkanlığı’da eklenmişti. Aynı günlerde bir işadamı da bana “Erdem’i Marmara Grubu’ndan Casa olayına karıştığı için ihraç ettik” diyordu. Belli ki çekiniyordu ve adının açıklanmasını istemiyordu.
Önemli değil!
Asıl merakım; Nezih Tavlaş’ın Casa Olayı kitabındaki iddiaların, gerek hukuki gerekse de etik anlamda iz bırakmamasıydı. Erdem’e bunu sordum:
“Önemsemedim. Nezih Bey ile bir kez yemek yedik, (Gazeteciyim işim bu) dedi. Ona söyleyecek başka bir şey yoktu. Avukatlarımla inceleme yaptırdım, ortada incelemeye değer bir durum olmadığını söylediler.”
Önemli değil, denilen kitap şimdi satır satır aktarılıyor… .
Bir soru ortaya atılıyor: Casa’nın rakibi, İtalyan firmasının temsilcisi Cefi Kamhi’nin, gizli ortağı var mı?
The Özal da çıktı
Tavlaş, ANAP eski Savunma Bakanı Ercan Vuralhan, Turgut – Semra Özal ve temsilci Erdem ilişkisini vurguluyor. Bu üçlünün yakınlığı Mehmet Ali Birand ve Soner Yalçın’ın yeni piyasa çıkan, “The Özal – Bir Davanın Öyküsü” kitaplarında da ortaya konuyor.
Erdem bu kitapta bir Özal anısını aktarıyor.
1992 yılında (Casa ihalesi 1990’da sonuçlandı) Antalya’da bir otel açılışına gelecek olan Özal’ı havalimanında karşılamak üzere; Barlas Doğu, Ercan Vuralhan, Erdem’in kiraladığı otomobile doluşup seyirtiyorlar. Özal’ı burada karşıladıktan sonra, aynı hızla otelin kapısında hazır bulunmak için gaza basıyorlar. Havalimanından otele gelirken yol kenarında silahlı bir adam görüp, duruyorlar. Adamı etkisiz hale getirip, güvenlik güçlerine teslim ediyorlar. Böylece Özal’a muhtemel bir suiskasti de önlüyorlar.
Anılar kimlerin canciğer olduğunu gösteriyor.
İranlı iki öğrenci
Kimler birlikte yürüyor, yollar nasıl kesişiyor, Özal’ın arkasına aldığı “İşadamlarını yurt dışına açıyorum” rüzgarı, önüne neleri katıyor?
Adalet Partisi kurucularından Ragıp Gümüşpala ile parti teşkilatında bir süre çalıştıktan sonra, Emekli Ticaret şirketini kuran Hava Kuvvetleri Yarbayı (resen emekli) Haydar Gürsan, Casa uçaklarını Türkiye’ye getirmek isteyen ilk temsilci. Gürsan temsilcisi olduğu yıllardaCasa için methiye gibi raporlar düzerken, temsilciliği bıraktıktan sonra kimin adına hazırlanmış Casa aleyhinde raporlarla, Savunma Bakanlığı’nı arşınlamaya başladı bilinmiyor.
Casa temsilcisi olarak bugün daha çok Zeynel Abidin Erdem’in adı geçiyor, ortağı Sinan Gürsoy’dan çok sözedilmiyor. Oysa işin İspanya tarafında Gürsoy’un ilişkileri de hafife alınır gibi değil. Gürsoy, İngiltere’de okumaya gittiği yıllarda, İran rejiminden kaçan Şah yanlısı gençlerle arkadaş oluyor. Bu gençlerden ikisi İspanya’da iş yapıyor ve Casa işini Gürsoy’a getiriyorlar. Erdem ile Gürsoy buluşması ise şimdilik sırrını koruyor.
Çicek mi, böcek mi?
Tavlaş’ın kitabında adı geçen çicek dükkanı sahibi İnciser Gazioğlu’nun Emin Çölaşan’a açıklamasına göre; Erdem’i, Vuralhan ve dönemin Milli Güvenlik Konseyi Tahsin Şahinkaya ile buluşturan kendisi. Bu önemli açıklama, Gazioğlu’nu özenle izlemenin gereğini ortaya çıkarıyor.
Ve bir soru:
Erdem, Kenan Evren’in itmesiyle, 1980 sonrası siyasette Turgut Sunalp’in Başkanlığı’nı yaptığı MDP’nin kurucularından ve İstanbul İl Başkanı. Acaba Savunma Bakanlığı yapmış Vuralhan ve Şahinkaya ile tanışmak için Gazioğlu’na ihtiyacı var mıydı?
10 milyon dolar kazanıldı
İspanya’dan tanesi 5.7 milyon dolar yerine, 9.6 milyon dolara alınan Casa tipi CN – 235 uçaklarındaki bu fiyat farkı nasıl ortaya çıktı?
1989 sonlarında ilk tepki SHP’lilerden gelmişti ve milletvekilleri Tevfik Koçak ile Erdal Kalkan, Meclis’e soru önergeleri vermişti. Koçak’ın kendi imzası olmayan bir dilekçeyle soru önergesi geri çekildi. Kalkan’ın sorusu ise cevapsız kaldı.
Zorla satamazlar
Peki oluşan fiyat farkını en iyi kim bilir?
Savunma Sanayi Müsteşar Yardımcısı (Ekonomi alanında) Veysel Yayan. Yayan bakın neler anlatıyor:
“Bütün dünya ülkelerinin tanıdığı Federal Havacılık Dairesi, bir uçağın uçması için FAA Belgesi verir. Bu belge alındıktan sonra, uçağın uçma özelliği ile ilgili tartışma biter. Casa’nın FAA belgesi benden önce üç yıl, sonra da 5 yıl süren araştırmayla alındı. Çünkü uçağın sivil özellikleri, kokpitte göstergelerin geliştirilmesi gibi askeri uçaklarda aranmayan şartları da istiyorduk. Ayrıca İspanya parası karşısında doların değer kaybetmesi, kur eskalasyonu gibi nedenlerle maliyet yükseldi. Nezih Bey’in kitabı sayesinde İspanyollar’ın fiyatlarında 10 milyon dolar civarında indirim yapmalarını sağladık.”
Yayan, yabancı firmaların nedense bir ürünü ülkeye sokmak için yerel güç aradığını vurguluyor ve şunları söylüyor: “Kılı kırk yaran incelemeler yaptık. Ancak bunların teknik sahada, sivil, askeri amaçlara uygun olup olmadığı araştırmalar sonucu geliştirilir. Zorla Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na hiçbir temsilci uçak satamaz.”
Zorun tarife ihtiyacı var galiba. 18 ayda alınan FAA belgesi, Casa uçaklarına neden 8 yıllık inceleme sonunda verilmiş?
http://www.milliyet.com.tr/2001/05/23/yazar/yilmaz.html

Sarıgül’ün de adı geçmişti!
RADİKAL – ANKARA – Gazeteci Nezih Tavlaş”ın “Casa Olayı” adlı kitabında “ihale skandalı” anlatıldı. Kitapta, Yıldırım Akbulut”un başbakan, Safa Giray”ın da Milli Savunma Bakanı olduğu dönemde yapılan ihalenin altında, Casa”nın Türkiye temsilcisi Zeynel Abidin Erdem, Turgut Özal, Semra Özal, Ercan Vuralhan, Vahit Erdem, Hasan Celal Güzel ve Mustafa Sarıgül”ün olduğu öne sürüldü.
İşte kitaptan bazı bölümler:
“Hava Kuvvetleri, 17 Nisan 1989″da iki firmadan uçaklarını test için göndermelerini istedi. 24-29 Nisan 1989″da İtalyanların G-222 uçağı denendi. Hiçbir sorunla karşılaşılmadı. Bundan 10 gün sonra İspanyolların CN-235 uçakları denendi. Tutulan raporlar, kamuoyundan gizlendi.
Daha sonra test sonucuna ait tutanakta; Casa uçağının indiği zeminin bozuk olması gerekirken, buldozerlerle pürüzsüz hale getirildiği, hidrolik sistemin tek devreden olduğu, kumandayı kolaylaştıran sistemin çalışmadığı, yükün kaydırılmasına yarayan ikili rayın olmadığı, yakıt boşaltma sisteminin bulunmadığı belirtildi.
İki uçak parasına tek uçak
Dönemin Başbakanı Turgut Özal, ANAP milletvekilleri ve işadamlarıyla birlikte 15 Eylül 1989″da İspanya”ya gitti ve CN-235″lerin üretildiği fabrikayı gezdi.
15 Ocak 1990 günü dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut, Milli Savunma Bakanı Safa Giray, Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay ve Savunma Sanayii Müsteşarı Vahit Erdem, tercihin Casa”dan yana olduğunu açıkladı. Casa, 1983″te verdiği teklifte uçakların çifti için 11 milyon dolar önerdi. Ancak yedi yıl sonra açıklanan ihalede bir uçağı 9.6 milyon dolardan sattığı görüldü.”

Yine Casa yine kaza
Ecevit: Sıkı inceleme
Başbakan Bülent Ecevit de gazetecilerin son üç ayda üç Casa uçağının düştüğünü anımsatması üzerine olayın teknik olduğunu belirterek, “Benim yetkim değil ama çok sıkı inceleme yapılması gerekiyor. Ki zaten bu yapılmaktadır. Bu kazada hayatını kaybedenlere Allah”tan rahmet diliyorum” dedi.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=13607.0
http://www.sabah.com.tr/yazarlar/okur/2007/01/12/_gidemedigin_yer_senin_degildir_
www.platformdergisi.com/yazi/ayin-dosyasi/327/400-yillik-tuerkiye-hollanda-dostlugunu-pekistiren-ziyaret

STAR’DAN KÖŞK’E ÇOK AĞIR SUÇLAMA!..
Çankaya Köşkü dün bir yazılı açıklamayla, bazı kişilerin Cumhurbaşkanlığı üst düzey çalışanlarının yakını olduklarını belirterek çeşitli kurumlarda iş takibi yaptıklarının anlaşıldığını bildirdi ve uyarıda bulundu.. Star Gazetesinin Ankara Temsilcisi Hayrullah Mahmud, Köşk’ten yapılan bu açıklamanın perde arkasını yazdı.
Hayrullah Mahmud’un iddiaları yenilir yutulur gibi değil. İşte o iddialar…
HAYRULLAH MAHMUD / STAR
25.10.2003
KONFÜÇYÜS & SEZER
Konfüçyüs, ‘Kelimeler doğru değilse, kavramlar da doğru değildir.
Kavramlar doğru değilse, mantık kurmak zor olur.
Mantık karışırsa uluslar huzursuz olur.
Uluslar huzursuz olursa, toplum düzeni bozulur.
Toplum düzeni bozulursa, devletlerin varlığı tehlikeye girer’ der.
Son 15 gündür Ankara’da bu sözlere haklılık kazandıran gelişmeler oluyor.
Dün Ankara’nın gündemine, bu gelişmelerin sonucu olarak, haberci tabiriyle bomba gibi bir açıklama düştü.
Açıklama son günlerde yoğun olarak konuşulan bir konuyla ilgiliydi.
Açıklamayı yapan yer de devletin en tepesindeki kurumdu.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden 12.34′te geçilen açıklamada şöyle deniliyordu:
Ahlaksız teklif
‘Son günlerde kimi kişilerin, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve diğer üst düzey çalışanların yakını olduğunu belirterek ya da doğrudan isimlerini kullanarak, çeşitli bakanlık, kamu kurumları ile basın kuruluşlarını aradıkları ve çeşitli istemlerde bulundukları öğrenilmiştir. Bakanlıklar, yargı organları, diğer kamu kurumları ve basın kuruluşları ile üçüncü kişilerin, kendilerine yapılan bu tür başvurularda ve iletilen istemlerle ilgili olarak herhangi bir işlem yapmadan önce Cumhurbaşkanlığı ile görüşmeleri, önemle rica olunur ve kamuoyuna saygıyla duyurulur.’
Bu açıklamaya sebep olan gelişmeleri bilmeden, hadiseyi anlamak mümkün değil!
Bu anlamda Ankara kulislerinde bu açıklamaya sebep olan dedikodulardan birkaç satırla bahsedeyim.
Şöyle ki:
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu’nun bir yeğeni vardır.
Adı da Mehmet Nehrozoğlu…
Mehmet Nehrozoğlu, avukat…
3 Kasım seçimlerinde, CHP adına Mersin’den milletvekilliğine aday olmuş birisi…
Yeğen Nehrozoğlu, AKP’li yöneticilere gidip şöyle bir teklifte bulunuyor:
‘Size yardımcı olabiliriz. İşinize yarayacak konularda Cumhurbaşkanı’na nüfuz edebiliriz. Sizin işinize yarayacak kararların alınmasında yardımcı olabiliriz!’
Teklifi ilk götürdüğü isim, etnik kökenli bir AKP yöneticisi.
Nehrozoğlu, öncesinde AKP yönetiminden başka isimlerle de konuşuyor…
Aynı teklifi onlara da yineliyor:
‘Biz Cumhurbaşkanı’na sizin adınıza telkinde bulunabiliriz. İşinize yarayacak, kararların alınmasında katkıda bulunabiliriz!’
Yeğen Nehrozoğlu’nun tamamen duygusal çabası üzerine, AKP yöneticilerinden biri, kendisinden şu isteklerde bulunur:
Birincisi; ‘Başörtüsü gerilimi bizim işimize yarar. Gerilimi tırmandıracak bir şey istiyoruz. Ne olursa olsun önemli değil. Mesela, 29 Ekim resepsiyonuna davet edilmeyebilir başörtülü milletevekili ve bakanların eşleri!’
İkincisi; ‘Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan, ayağımıza dolanıyor. 29 Ekim resepsiyonuna çağrılmazsa, bizim için iyi olur. Siyaseten meşruluğunu kaybeder. Bu da işimize yarar… Öncelikle bunları hallet yeter!’
Yönetici, başka isteklerde de bulunur!
Onların detaylarına girmek istemiyorum…
Ama…
Bu istekler son iki haftadır, Ankara kulislerinde yoğun olarak konuşuluyordu…
Belgelemek zor!
Fakat gelişmelerin seyrine bakınca, dedikodu olmaktan öteye geçtiği görülüyor…
Nitekim…
Kulağıma gelenler arasında şunlar da vardı:
‘Çankaya’yı Sezer değil, amcam Nehrozoğlu yönetiyor. İşinize yarayan istediğimiz her şeyi yaparız, yaptırırız!’
Köşk’ten dün yapılan açıklama, bu dedikoduların varlığının kabulü anlamına geliyor..
Ört ki ölem
Ki…
Geçen gün bir arkadaşım, Köşk’teki bir kaynağını aradı.
Ve…
O’na üç ayrı davetiye olayını nasıl değerlendirdiğini sordu…
Bu kaynağın yanıtı kısa ve keskin oldu:
‘Biz hangi işlerle uğraşıyoruz, siz nelerle uğraşıyorsunuz. Girmeyin bu konulara. Bu başka bir iş!’
İşin nasıl bir iş olduğuyla ilgili dedikodular ortada!
Ama…
Görünen o ki, iş hiç de hoş olmayan bir iş!
Çünkü, dedikodular daha sonra yaşanan gelişmelerle desteklendi.
Bence Köşk’ten daha doyurucu bir açıklama yapılması gerekiyor.
Onun için şimdi soruyorum:
Yukarıda kulislerden aktardığım dedikodular doğru mu? Ya da dün Köşk’ten yapılan açıklama hangi olaylara, hangi isim ya da isimlere binaen yapıldı, lütfen açıklayınız…
Ve…
Bir an önce de AKP’ye puan kazandıran şu üçlü davetiye ısrarından vazgeçilmesi gerekiyor.
Yoksa…
Yoksasını yazının girişinde Konfüçyüs söylüyor…
http://newsgroups.derkeiler.com/Archive/Soc/soc.culture.turkish/2006-01/msg00050.html

Yeni Anayasa’nın eski hikayesi?!

Yıl 1991…
İlk Körfez Savaşı’nın ardından, RTE’nin gazetelere vermiş olduğu demeç:
“Bu savaş, ABD’nin, emperyalizmi ve siyonizmi dünyaya hakim kılmak için yaptığı bir savaştır. ABD, Rusya sorununu çözdükten sonra bütün dünyayı kendi emrinde tek bir devlet yapma kararı aldı. Böylece siyonizmin egemenlik planı yürürlüğe konuldu. Bu savaş için Türkiye’nin, BM kararına uyduğunu ifade ederek ABD’ye yardımcı olması, milleti aldatmaktır. Türkiye’deki üslerin NATO maksatları dışında kullanılmayacağı, yasaların hükmüdür. Fakat bugünkü uygulamada bu üsler NATO’ya değil, ABD’nin emrine verilmiştir.”
Aynı RTE, 31 Mart 2003 tarihinde (ABD’nin Irak işgalinin ilk günlerinde) Wall Street Journal’a verdiği demeçte ise şunları söylemektedir:
“Kahraman genç kadın ve erkek Amerikan askerlerinin, olabilecek en az kayıpla evlerine dönmeleri için dua ediyorum!”
Bakın bizim RTE bir zamanlar Eyüp Belediye binasının balkonundan insanlara nasıl sesleniyor:
“AT’ye girmemek için geliyoruz! Bak Avrupa Topluluğu’nun yöneticileri talimat verdiler. Ne dediler: ‘Bayrağınızı değiştirin’…Vay dangalak vay!.. Bu bayrağın rengini bu milletin dedesi verdi… Gerçek ölçüyü, bizi yaradan Allah koyuyor; siz onların dinini kabul etmediğiniz müddetçe onlar sizi kendilerinden kabul etmezler. Kafirleri dost edinmeyiniz!”
Ve bugün “Hedefe ulaşmak için papaz elbisesi giyerim” sözlerinin sahibi de R.T.E’den başkası değildir!
(………)
Recep Tayyip Erdoğan, Siirt’te halkı isyana teşvik amacıyla okuduğu şiir sonucu hak ettiği cezayı alınca ilk yırtınan nedense ABD oluyordu!..
Erdoğan’ı sık sık ziyaret etmesiyle ünlü ABD İstanbul Başkonsolosu Caroline Huggins, Tayyip’in aldığı ceza için 28 Eylül 1998′de şunları söylüyordu:
“Bu tür gelişmeler, Türk demokrasisine olan güveni zayıflatır!”
16 Temmuz 2000 tarihinde, cezaevinden yeni çıkan RTE, ABD’ye gider.
American Jewish Comitte (Amerikan Yahudi Komitesi)’nin davetlisi olarak orada bulunmaktadır. Ayrıca burada JINSA (Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü) yetkilileri ile de görüşmeler yapar.
(Bu geziden kısa süre önce yine Amerika’ya gitmiş olan Erdoğan, uzun süredir orada yaşamakta olan Fethullah Gülen “hocaefendi”sini de ziyaret etmeyi ihmal etmez.)

YUNAN TARZI ŞEHİR DEVLETİ

2 Temmuz 2001 tarihinde ise “Bakkallı” adlı lobi şirketi vasıtasıyla Recep Tayyip Erdoğan’a New York’tan gönderilen memorandumda belirtilen “Türkiye’nin şehir devletlerine ayrılması planı”, Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne hemen hemen aynı ifadelerle geçirilmiştir.
(Bakkallı Lobi Şirketi, ABD’nin eski Türkiye Büyükelçilerinden Abramoviç tarafından yönlendirilmektedir. Abramoviç ise CFR üyesidir. Lobi şirketinin sahibi olarak görülen Ayla Bakkallı ise uzun yıllar önce Türkiye’den Amerika’ya göç etmiştir. Ayla Bakkallı, 2002 yılında Güney Afrika’da düzenlenen ve Başkan Bush’un da katıldığı “Dünya Forumu”nu da yöneten kişidir.)
2 Temmuz 2001′de kendisine gönderilen memorandumun hemen ardından RTE, 4 Temmuz 2001′de özel davetle ABD’ye çağırılır.
Dünyayı yönetmeye soyunmuş elit, bu amacına ulaşmak için önünde engel olarak gördüğü milli devletleri parçalamak ister.
Bunun için şehirleşme adı altında eski Yunan tarzı şehir devletleri modelini gündeme getirir ve Tayyip Erdoğan’a da, “bu politikaya uyması halinde destek göreceği” söylenir.
Erdoğan da onları kırmaz ve “küreselleşmenin şehir devletleri planı”nı, parti programı haline getiriverir!..
AKP Programı ve Tüzüğü, memorandumda belirtilen küreselleşmenin olmazsa olmaz kuralları olarak anlatılan hükümler gereğince hazırlanmıştır.
İşte New York’tan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderilen sözkonusu memorandum:
“Mr. Erdoğan,
Sizin küreselleşme ile demokrasi ilişkilerini bağdaştırma yönündeki adımlarınız, Türkiye’ye kriz sırasında destek olan uluslararası güçler tarafından da kabul görecektir. Ankara, küreselleşmenin gerekliliğini anlamak ve dünyada geçerli olan kurallara uyum sağlamak zorundadır. Ankara şunu da anlamalıdır ki, uygun gördüğü kuralları uygulayıp, kendi çıkarlarına uymayanları reddetmesi mümkün değildir. Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir. Bu memoranduma göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız!”
Belgede “dünya” kelimesiyle kastedilen, uluslararası güç merkezleridir. Yani dünya hükümeti kurmaya çalışan örgütlerdir. “Ankara” kelimesinden de Genelkurmay anlaşılmalıdır!

AKP’NİN ÇİMENTOSU

Şimdi de Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne bir göz atalım:
Ak Parti’nin kuruluşuna temel dayanak olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yanında, “Başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi olmak üzere TBMM tarafından onaylanmış uluslararası belgeler” gösteriliyor (Ak Parti Tüzüğü, S.15)…
Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye’de kurulan bir siyasi parti için yeterli bir dayanaktır.
Uluslararası belgelerin bir siyasi parti kuruluşuna dayanak olarak gösterilmesi ilk defa rastlanan bir durumdur!
Tüzükte, “Ak Parti, insanların farklı inanç, düşünce, ırk, dil, ifade etme, örgütlenme ve yaşama gibi doğuştan var olan tüm haklara sahip olduklarını bilir ve saygı duyar. Farklı olmanın, ayrışma değil, pekiştirici kültürel zenginliğimiz olduğunu kabul eder” deniliyor (Ak Parti Tüzüğü, S.17).
Kurucular Kurulu kitabının 10′uncu sayfasında “Toplum içindeki farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesini ve çoğulculuğu takip edilmesi gereken sosyal ilkeler olarak görürüz” denilerek aynı bakışın altı çiziliyor.
Bu ifadelerden anlaşılan, milletin ortak değerlerini öne çıkarmaya dayalı uluslaşma süreci yerine, milletin farklı özelliklerini ortaya çıkarmaya dayalı küreselleşme adlı şehir devletleri sürecinin benimsenmesidir.
Parti programının 16′ncı sayfasında “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, toplumumuzun çimentosudur!”
Programın 15′inci sayfasında “Resmi dil ve eğitim dili Türkçe olmak şartıyla, Türkçe dışındaki dillerde yayın dahil kültürel faaliyetlerin yapılabilmesini, partimiz ülkemizdeki birlik ve bütünlüğü zedeleyen değil, güçlendiren ve pekiştiren bir zenginlik olarak görmektedir!”
Parti kurucularının tanıtıldığı Kurucular Kurulu kitabının 8′inci sayfasında “Partimiz merkeziyetçi devlet anlayışından vazgeçilmesini öngörür” denilmektedir.
Merkeziyetçilikten vazgeçileceğinin öne çıkarılması, sözkonusu memorandumda “küreselleşme” diye dayatılan politikaların uygulanacağının bir başka göstergesidir!..
Yine Kurucular Kurulu kitabının 11′inci sayfasında da “Partimiz küreselleşmenin gerektirdiği yapısal dönüşümlerin kaçınılmazlığını ve en az maliyetle gerçekleştirilmesini savunur” denilmektedir.
Hemen arkasından 12′nci sayfada, “Partimiz, eğitim hizmetlerinin yerelleşmesinden ve özelleştirilmesinden yanadır” ifadeleri ise “eğitimde birlik” anlayışına son verme isteklerinin bir göstergesidir!
Programın 35′inci sayfasında, “Çağımız bir yönüyle küreselleşme çağı, diğer yönüyle yerelleşme ve yerel yönetimlerin devlet sistemleri içindeki ağırlıklarının arttığı bir çağdır” denilmesi, Tayyip Erdoğan’a verilen memorandumdaki taleplerin birebir kabul edildiğini ortaya çıkarmaktadır!

MEMORANDUMDAKİ DAYATMALAR

Erdoğan’ın, kendisine verilen memorandumdaki dayatmaları aynen kabul ettiğinin bir göstergesi de, programın 35′inci sayfasındaki, “Partimiz, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun olarak, anayasal sistemimize yerel yönetim hakkının dahil edilmesini sağlayacaktır. Yerel yönetimlerin yargı yoluna gidebilme hakkı dahil ilgili tüm düzenlemeleri gerçekleştirecektir” ifadesidir.
Kısacası, Ak Parti programı, tüzüğü ve Kurucular Kurulu kitaplarından yaptığımız bu alıntılar göstermektedir ki; Erdoğan, kendisine gönderilen memorandumdaki “Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir” talebine itaatsizlik etmemiştir!
8 Ağustos 2001′de, İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Roger Short, parti kurma hazırlıklarını sürdüren eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret eder.
Ziyaretin ardından yaptığı açıklamada Short, şunları söylemektedir:
“Bildiğiniz gibi biz, çoğulcu demokrasiden yanayız. Bu parti (AKP) de, bu düşünceyi destekliyor. Böyle bir partinin kurulması bizi mutlu eder!”
Memorandum, 2 Temmuz’da gönderiliyor, 4 Temmuz’da Erdoğan, ABD’ye çağırılıyor ve memorandumu kabul ediyor.
Türkiye’ye döndüğünde de İngilizlerle görüşüp parti tüzüğünün taslağını gösteriyor ve onların da desteğini alıyor.
Yani…
Türkiye’de kurulan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başına gelmeyi hedefleyen bir partinin neler yapacağını, Türk Milleti’nden önce ABD, Yahudiler, CIA ve İngilizler biliyor ve onların istekleri doğrultusunda şekillenen ve onaylanan partinin kuruluşu tamamlanıyor!
Ve tarih 3 Kasım 2002…
Tayyip’in AKP’si, genel seçimler sonucunda %34 oy alarak iktidara gelir…
Bir zamanlar “AT’ye girmemek için geliyoruz!” diyen Tayyip’in sağ kolu Abdullah Gül, Başbakan olur.
Gül, 22 Kasım 2002 tarihinde, Alman Die Welt Gazetesi’ne vediği demeçte şöyle demektedir:
“Türkiye’nin hedefi çok açıktır: AB üyesi olmak! Buna karşılık biz de AB’ye tam üye olarak kabul edilecek Türk Devleti’nin saydam, demokratik bir İslam Devleti olacağını taahhüt ediyoruz!”
3 Kasım seçimlerinin ardından tekrar özel bir davetle ABD’ye davet edilen Tayyip, henüz hiçbir resmi sıfatı olmamasına rağmen, Bush tarafından, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcisi” olarak kabul edilir…
Kısa süre sonra da, milletvekili ve dolayısıyla da Başbakan olmasını engelleyen tüm hukuki engeller bir bir ortadan kaldırılarak Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlık koltuğuna oturtulur!
İşte hadise kısaca böyledir!
RTE’nin Kasımpaşa’dan “Başbakanlık”a dek uzanan öyküsü!

Yararlanılan Kaynaklar:
Ergün POYRAZ, Patlak Ampul, Toplumsal Dönüşüm Yayınları
Ali ÖZOĞLU, Şifre Çözüldü, Toplumsal Dönüşüm Yayınları
http://newsgroups.derkeiler.com/Archive/Soc/soc.culture.turkish/2006-01/msg00049.html

5 Aralık 2018
@HayrullahMahmud

yurduma can feda
yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


3 × 9 =

FpsAgency