Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Nerden nereye???
16 Haziran 2013
12:28
1413 Kez Okundu

Hayal bile değildi gerçek oldu… Uzakta çok uzaktaki holivud senaristlerinin hazırladığı çok masraflı büyük antik Roma dönem filmleri seyrederdik çocukken yazlık sinemada, dekor köstüm çok kıyak…

Öpüşme sahneleri yok diye o vahşet filmlerine gitmemizde bir zarar görmezdi bizi eğiten büyüklerimiz… Cam gazoz şişesinin içine leblebileri tıkar, sinema minderlerini alır, en önde yerde otururduk. Duhuliye verirdik sadece… Boynumuz tutulurdu perdeye bakabilmek için ama bana mısın demezdik… Ucuz…

Gladyatörler arenaya çıkarlar, haşmetli bir marş eşliğinde, aslanlar kenarda kafeslerde böğürmektedirler. Amfi şeklindeki oval arena tıklım tıklım ayak takımıyla (onlara pleb dendiğini sonra Roma tarihi dersinde öğrenecektik) doludur… Kral locası parlak rengarenk giysileri içinde kadınlı erkekli patriçilerle (ekabir takımı olurlarmış kendileri) doludur. Üstlerinde başlarında cicili bicili örtüler, şemsiyeler, önlerinde meşrubatlar, kölelerin elinde büyük yelpazeler hanımları beyleri yelpazelemektedirler… Plebler yalın ayak başı kabak güneşin alnında ama zevkten dört köşe, gladyatörler ne kadar vahşi savaşırlarsa o kadar zevkleniyor ve naralar atıyorlar, Meksika dalgası daha icat edilmemiş, olllleeee, ayak takımı bu, galeyana gelir…

Rakibini yere düşüren gladyo kılıcını boynuna dayıyor yere düşenin ve trübünlere bakıyor, öbür kolu havada, ayak takımı öldür, öldür, öldür diye çığlıklar atıyor.  Kral trübünlerin isteğini dinliyor ve elinin baş parmağını yere doğru göstererek kolunu uzatıyor ve gladyatör kılıcını yerde yatan arkadaşının boynuna saplıyor…

Kan fışkırıyor boyun atardamarından, biz o sırada gözlerimizi kapatıyoruz, dayanamıyor çocuk yüreğimiz, parmaklarını aralayıp merakına yenik düşüp bakanlarımız oluyor aramızda, sonra onlar doktor olacaklardır, aramızdaki kan tutmayanlar familyası…

Galip gelen gladyatörler, eğlencenin ikinci bölümünde aç bırakılarak iyice sinirlendirilmiş aslanlarla döğüştürüleceklerdir. Heyecan hat safhaya yükselecektir vahşete paralel olarak, bedenleri paramparça olacaktır gladyoların…

Eğer arslanı da yenen bir gladyatör olursa, plebler yine çoşar. Bu sefer azlet, azlet, azlet diye böğürürler hepbir ağızdan. Kral baş parmağını yukarı doğru kaldırarak kolunu uzatır bu o köle gladyatörün azad edildiğini gösteren işarettir. Biz alkışı koparırız o sahnede, hep filmin esas oğlanıdır o azad edilen köle…

Plebisit denen şey de arenada ayak takımının tuttuğu öldür, öldür, öldür temposu ya da azlet, azlet, azlet temposu oluyor ve kral bu karara uyuyor çoğunlukla ama her zaman değil, film icabı ters düşen kararlar da alabiliyor…

Geçim sıkıntısı içinde olan ayak takımının düzenli aralıklarla arenada gösteriler aracılığıyla sıkıntısı, gazı alınmış oluyor. Kral ayaktakımına numaradan da olsa onun kararlarına ne kadar kıymet verdiğini gösterme fırsatı bulmuş oluyor, bir ihtinal bir güçlü köle gladyo kahramanlığı sayesinde azad edilmiş olabiliyor…

Eğer kral arenada ayak takımının isteği doğrultusunda baş parmağını kaldırmazsa veya indirmezse plebler isyan çıkarıyorlar, Roma karışıyor… Senato toplanıyor, kavgalar oluyor, Brütüs’ler çıkıyor, saray entrikaları oluyor, delirenler oluyor ekabirler arasında, köleler zincirlerini kırıp kaçıyorlar…

Sonra birdenbire yeri göğü inleten bir gürültüyle asrın depremi oluyor bütün şehir enkaz haline geliyor, geriye kalan toz toprak içinde aç biilaç insan grupları ayaklarını sürüye sürüye iki tarafı mazı çamları ile çevrili bir yola düşüp şehirden yavaş yavaş uzaklaşıyorlar. Aralarında bizim esas oğlan da var. Daha buluşamadılar ama sevgilisi de kurtuldu o diğer grupta yürüyor, meğer ilk Hıristiyanlara katılmış sevgilisini acı çekerek beklerken İsa’nın arkadaşlarını bulmuş ve birlikte acı çekme dinini öğrenip yayar olmuş…

Perdede “Fine” ya da “The End” yazısı çıkar ekran kararır… Bahçe sinemasının kör ampülleri yanar, yavaş yavaş bahçeyi terk ederiz, en arka biz yani en önde oturanlar çıkarız… Bir yaz gecesi biter, evlere dağılırız, serseme dönmüş haldeyizdir, cumba yatak…

Ertesi sabah gündüz gözüyle uykumuzu almış halde denizde filmle ilgili detaylar otopsiye yatırılacaktır… Yok o öyle değildi şöyleydi, sen kaçırmışsın o sahneyi, uyumuşsun anlaşılan, yok yaaa sensin uyuyan ben hiçbir sahneyi kaçırmadım, uyumam, salakmıyım, sensin bensin diyerek suda birbirimizi batırmaca oyununa geçilir ve unutulur gider akşamki film…

Her gece başka sinemaya başka film seyretmeye gidilir, duhuliye… Ucuz… Aile bütçesine zarar vermezdi… Biri bize televizyon icat olacak, diziler olacak deseydi deli diye bakardık mutlaka, bahçe sineması dururken kel alaka, abeslik olsun işte… Radyoyu bile tam kavramamız mümkün değildi, gaipten sesler geliyordu, gözlerimiz faltaşı gibi açık yanağımızı tesla’nın kenarına yaslıyorduk sanki daha iyi anlamak böyle mümkün olacakmış gibi seslerin nasıl bize ulaştığını anlamış gibi yapıyorduk…

Kömürlü ütüler daha antikacılara düşmemişti evlerde kullanılıyordu, bahçede elleme kömür mangalda yakılır ortasına da bir soba borusu oturtulurdu, elde yelpazelik bir karton, zehiri iyice çıksın dağılsın da içeri alalım odada kimse zehirlenmesin, ütü yapmak uğruna…

Güm pat çamaşırlara ütü vurulurdu, “Hanım şu benim pantolana da bir ütü vuruver, çizgisi silinmiş…” Nerde şimdiki kumaşlarda yağ gibi kayan buharlı ütüler, rüyada bile görmemiz mümkün değildi… Yani tüketim toplumu olup yabancı sermayenin boyunduruğuna girişimizin mazisi çok uzak ve derin değil, nefesimizi tutsak boğulmadan su üstüne çıkabiliriz halâ…

Deniz mi?.. O ise hepten bedavaydı, yüz yüzebildiğin kadar, at kendini suya… Orhan Veli bedava şiirini haybeye yazmamıştır yani, öyleydi…

Eyyy çocukluğumun yaz tatilleri, elma dersem çıkın armut dersem saklanmaya devam edin…

Şimdi güneşe çıkmak bile parayla olmuş… Taksim’e çıkmak ise kelle fiyatına, hürriyetin bedeli hiç değişmez hep kelle fiyatınadır…

Armut, armut, armut!..

Körfezdeki sakin suda saklanmaya devam edin anılar, neme lazım sizi de satar matar bu hırsız uğursuz çetesi… Zira sata sata bitirdiler ülkeyi, elde avuçta satacak mal mülk kalmadı, anılara da musallat olur bu haramzadeler, onları pazarlar, komisyonlarını alırlar, gözü doymaz açlar…

Saklanın… Armut, armut, armut!.. Birtek siz kaldınız tutunacağımız… Saklanın!..

Fatma Gürman

fatma gurman hakkında:
"Nerden nereye???" yazısına 8 yorum yapılmış
  1.  
    zalim

    Yüregine saglik Fatma abla. Sen elma diyene kadar saklandigimiz yerden cikmayacagiz.

  2.  
    as

    gazzzzzzuuuzzzz, buz gibi çivi gibi gazzzuuuzzzzzzz…..
    gazoz satınca açıkhava RÜYA SİNEMASIna girişe para vermezsin, etek tutmaya da gerek kalmazdı armor :)
    galalarda artislerimiz de gelirdi beyav…

  3.  
    06 anka

    Fatma Hanım yazlık sinemayı yazmayacaktınız,tahta sandalyeler üzerine parayla minder alıp gazoz içerek izlediğimiz filmleri hatırlatmayacaktınız!! Ateşten Gömlek,Bülbül Yuvası..gibi yerli,Siyah Orfe,Mavi Melek…gibi yabancı filmler…Filmin fonunda çalan türküler Zeynebim Zeynebim,Telgrafın tellerine kuşlar mı konar..Külahla alınan çekirdek,açık havada esintiyle gelen ve sanki o filmle özdeşleşen bir parfüm kokusu.Daha film bitmeden gelecek film için babayı ikna etmeler.
    Türkiye fazla zengin değildi ama mutluyduk.Belki de çocuktuk henüz gaile başlamamıştı,kimbilir?

  4.  
    Armor

    Ben önümde giden herhangi bir kadının eteğinin ucundan hafifce tutar bedava girerdim 5 yaşında:))Annem de çıldırırmış bu oğlanı yine kaybettik diye. Ben küçükken AKP liymişim galiba. Kendi anasıyla girmek yerine başka kadınların eteğine takılırmışım:)

  5.  
    fehimli mestan

    Korkuyorum sevgili Fatma Hanım! Gün gelecek, filmlerde gördüğümüz gibi, bizi biz yapan anılarımızı da silmeye kalkacaklar, robot insanlar oluşturmanın ilk adımı olarak. Ot gibi yaşayan insanlar, ne geçmişe ne geleceğe sahipler. Burada, bugün varlar. İşlerinin bittiğine karar veren egemen güçler yok etmeye niyetlenecekler. Yapabilecekler mi? Buna cevabım ise HAYIR! Üzerinde bir kaç kış geçse de mutlaka toprağın altında kendini gelecek nesillere adayan tohumlar bulunacak, her zaman!

  6.  
    Özgürce

    Fatma bacım damardan girmiş, bir ok saplandı yüreğime…

06 anka Konusuna Cevap Yazın


9 × = 72

FpsAgency