Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
DALMAÇYA KIYILARI
13 Nisan 2013
13:20
1784 Kez Okundu

Dalmaçya kıyıları Adriyatik denizindeki irili ufaklı bine yakın ada ve adacıklarla süslü.

O çok ünlü Dalmaçyalı köpek cinsi de bu bölgeye has bir köpek değil, sadece üstündeki irili ufaklı siyah beneklerden dolayı bu kıyılara benzediği için almış bu adı. Bu adaların çoğu küçücük kayalıklardan oluşmuş. Dolayısı ile ancak 40 kadarında yerleşim yeri var.

Dalmaçya kıyılarının büyük bir bölümü Hırvatistan’a ait. Bosna-Hersek’in sadece 20 kilometrelik bir sahili var.

1_450_01

Neum kasabası şirin tertemiz bir tatil kasabası. Savaş sonrası Boşnaklara sadece bu kadarcık bir yer bırakmışlar. O da Hırvatistan sınırlarına girip bir süre gittikten sonra varıyorsunuz Neum’a. Bosna-Hersek’e ait bu 20 km’lik kısmı geçip tekrar Hırvatistan sınırlarına giriyorsunuz.

Hırvatistan’ın önemli kentlerinden biri 1979 Akdeniz Olimpiyatlarının yapıldığı Split şehri. Ama,  Dalmaçya kıyılarının incisi Dubrovnik’tir.

2_450

DUBROVNİK
Dubrovnik tarihte bir deniz ticaret merkezi olarak Ragusa adıyla ün salmış. İtalya’ya yakın olduğu için bu şehrin tarihi dokusu İtalyan izleri taşımaktadır. Ragusa’yı kuranlar Tosca’lı İtalyan elitleriymiş.

Hırvatlar daha çok dağlarda yaşayan biraz saldırgan biraz kaba saba barbar bir milletmiş. Oysa Dubrovnik sakinleri daha medeni daha sanata düşkünmüş.

Zaman zaman dağlarda yaşayan Hırvatlar saldırırlarmış. Karpatlar’dan gelen, Slavlar buralara yavaş yavaş yerleşmeye başlayınca özellikle Sırplar tarafından hırsızlık olayları artmış.

3_4504_450

14. yüzyıldan itibaren Hırvatlar dağlardan inip buraya yerleşerek İtalyanlarla kaynaşıp kentin halkını oluşturmuşlar.

Dubrovnik’li tüccarların zaman içinde asıl sorunları, Venedikli tüccarlar ve Akdeniz’deki korsanları olmuş.

Osmanlı, Balkanları fethedince Dubrovnik’li tüccarları vergiye bağlamışlar.. Ama, bu vergi karşılığında Venedikli tüccarlara ve Akdeniz’deki korsanlara karşı onları korumuşlar.

Bu yüzden Dubrovnik’teki bir anıtın kabartmaları arasında şöyle bir
kompozisyon var.

Kraliçenin tahtını bir köşesinden bir ejderha ısırıyor, diğer tarafından da tahtın üstündeki halıyı bir ucundan çekiştiren ama uzak ve sinmiş bir canavar var. Kraliçe tahtına sıkı sıkı sarılmış. Bu kabartmadaki tahtı ısıran ejderha Osmanlıyı, halıyı çekiştiren ama korkudan sinmiş yaratıkta Venedik’i temsil ediyor.

5_4506_450

Dubrovnik, 400 yıl bağımsız yaşadıktan sonra 1800 yıllarda buraya gelen Napolyon tarafından alınıp 15 yıl Fransız egemenliğinde kalıyor. Sonra 1814-1918 yılları arasında da Avusturya-Macaristan imparatorluğu egemenliğinde kalıyor. Zaten kale içindeki o meşhur Sradun caddesi de bu dönemden kalma. Bu mimari Saray Bosna’daki Ferhadiye caddesi ve oraya açılan ara caddelerde de göze çarpıyor.

Dubrovnik UNESCO  kültür mirası listesinde bulunan günümüze bozulmadan gelen bir şehir.

İnsan kendini bu şehirde zaman tünelinde hissediyor.

Elbette şehrin yeni yerleşim kısmı, günümüzün modern şehri olarak var. Ama, Dubrovnik’i Dubrovnik yapan o muhteşem kalesi ve kale içindeki eski ama bozulmamış şehirdir.

7_4508_450

Resimlerinden de anlaşılacağı gibi kale içinin karakteristik Akdeniz mimarisinin dar sokaklarıyla ana caddeye bağlanan bir şehir. Taş döşeli ana caddeyi ve paralelindeki caddeyi binalarının alt katları kafeler hediyelik eşyalar satan dükkanlar hatta marka mağazaları oluşturuyor. Üst katları, yani zamanında konut olarak kullanılan muhteşem taş binalar ise bu havayı solumak isteyenlerin yaşadıkları butik oteller veya 1-2 ay yaşamak isteyenlerin kaldıkları evler olarak hizmet veriyorlar.

Kale içinde çeşitli sanatsal etkinlikler yapılıyor. Halen faal olan katedral farklı bir konseptte evlenmek isteyenler için cazip bir seçenek.

9_450

Dubrovnik’te eski bir devlet otelini alan Rixos burayı aslını koruyarak restore edip oteller zincirine katmış. Girişten sonra basamak basamak denize kadar inen dokuz katıyla çok güzel bir konuma sahip. Her ne kadar gökten zembille inen bu Rixos otellerine temkinli yaklaşsam da bu otelde kendimi yurdumda gibi hissettim. Otel çalışanlarında Türkler var. Özellikle yemekleri konusunda midem bayram etti.

Dubrovnikle ilgili daha fazla bilgi için aşağıdaki video linkini izlemenizi öneririm.

http://www.yurtdisigezi.com/Dubrovnik.aspx

MONTE NEGRO (KARADAĞ)
Dubrovnik’ten yola çıkıp güneye devam edince yine muhteşem manzaralarla Monte Negro’ya geldik. Monte Negro 1992-1995 savaşından payına düşeni alan bir küçük devletçik. Biz onu Karadağ olarak biliyoruz ki Monte Negro’da Karadağ anlamında bir isim.

1539’ta Barbaros Hayrettin Paşa tarafından fethedilmiş ancak çok korunaklı olan Kotor körfezi dolayısıyla Kotor kentini alamamış. Kotor körfezini Adriyatiğe bağlayan boğaza bugün bile Türk boğazı denilmekte. Çünkü buralar 150 yıl Türk egemenliğinde kalmış.

Montenegro tümüyle turizmden beslenen bir devlet. Montenegro , (tabi rehberimizin tanımıyla) tembel, çalışmayı sevmeyen bir insanların ülkesi. Buradaki hizmet sektöründe en çok Makedonlar çalışmakta.

Aslında çalışmalarını gerektirecek iş alanları da pek yok. Monte Negrolular uzun boylu oldukları için özellikle spor alanında başarılılar. Montenegro küçük bir devlet ama kıyılarının toplam uzunluğu 350 km.yi buluyor.

balkan_034_450

İki önemli kenti var.

Biri Kotor körfezi kıyısında kurulan, yine Dubrovnik benzeri kale içindeki tarihi dokusu hiç bozulmamış bir kent ve kale dışında oteller kafeler butiklerle süslü bir şehir..

Diğeri Kotor kadar olmasa da kalesiyle tarihi dokusuyla yine turistik bir şehir olan Budva. Budva’nın deniz kenarında muhteşem bir kalesi var. Tarih boyunca çok kanlı savaşlara sahne olduğu için kanlı kale olarak anılırmış.

Şimdilerde çeşitli film festivalleri müzik etkinlikleri yapılıyor.

 

Ayrıca Dubrovnik Montenegro arasında, taa ortaçağdan beri yerleşim yeri olarak kullanılan bir ada var. Tarihi şato demeyeceğim ama, eski konakların büyük evlerin olduğu bir ada. Son yıllarda dünya zenginlerinin sosyetenin tercih ettiği bir tatil adası.

Tarihten günümüze galen mimari dokusuna hiç dokunulmamış ama içleri yeniden tasarlanarak lüks otellere dönüşmüş. Bu ada çok rağbet görüyor.resimlerde göreceğiniz bu ada geçmişten süzülüp gelmiş gibi.

Kısacası Dalmaçya kıyıları hem bir doğa şaheseri hem bir tarihi anlamda açık hava müzesi gibi.

sevgili arkadaşlar yazının çok uzun olmaması için bazı ufak noktaları yorumla açıklıyayım dedim.

örneğin ilk resim bahsettiğim zenginler adası,saint stefan adası.barbarosun bir gemisini basıp yağmalıyanların kurduğu bir yerleşim adası.zaman içinde gelişmiş,şimdilerde lüks bir ada olmuş.

ikinci resim dalmaçya kıyıları deniz ,

üçüncü resim,Dubrovnik kalesinin liman yolu,

dördüncü resim kotor,

beşinci resim Budva kalesi,yani kanlı kale,

altıncı resim,dubrovnik sradun caddesi ve bendeniz,

yedinci resim sradun caddesinin pareleli

sekizinci resim arka caddedeki küçük şirin turistik pazar,
dokuzuncu resim,dubrovnik kalesinin girişi
ve son resim montenegroya yolu kısaltarak girmeye yarayan kotor körfezi

 

nhizal hakkında:
"DALMAÇYA KIYILARI" yazısına 3 yorum yapılmış
  1.  
    as

    en alttaki resimde kırmızı çantalı bayan kim? hırvat sanırım, güzelmiş :)

    •  
      fatma gurman

      o bizim en çalışkanımız, medar-ı iftiharımız, canım arkadaşımız, oldu mu ???

    •  
      as

      atom karıncamız :)

Cevap Yazın


− 2 = 1

FpsAgency