Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Çöküş!
22 Haziran 2018
00:05
74 Kez Okundu

B. Çolak

Az gelişmiş demokrasilerde uzun süreli iktidarda ya da partisinin başında kalan siyasetçilerin yaşadıkları en büyük hastalık.

Güç zehirlenmesi…

Çevrenizdeki her güçlü siyasetçi sizin için ekarte edilmesi gereken bir rakip olmuştur.

Bu yüzden şüpheler şüpheleri, gerginlikler gerginlikleri kovalar.

Sizi uyarmak isteyenlere mantık çerçevesinde “olabilir” diye bakarsınız, ama sonrasında işler değişir “Benim iyiliğimi düşünseler böyle yapmazlar” demeye başlarsınız.

Elinizden geldiğince çevrenizdeki ihtimalleri en aza indirip, aynı siyasi kadroda olsa bile rakiplerinizi temizlersiniz. Böylece iktidarınızın tartışılmaya açılması giderek güçleşir.

Sonrasında kamuoyuna “demokratik” mesaj verme kaygınız devreye girer. Bunun için kitle iletişim araçlarına ihtiyaç duyarsınız. Ama oraya baktığınızda da sizi eleştiren, tepki gösteren, yanlışa yanlış diyen kişilerle karşılaşırsınız. Bu özgür basındır.

Bu sefer de basını, medyayı ve kitle iletişim araçlarını kontrol etmek için çabalarsınız.

Tebrikler, bir engeli daha aştınız!

Sadece sizi öven, size bağımlı ve sizin dediklerinizin dışına çıkmayan bir medya elinizin altındadır.

Büyük bir kitleyi bu şekilde yönlendirebilir, mesajlarınızı istediğiniz gibi iletebilirsiniz.

Ancak bu durum beraberinde ciddi sorunları getirir.

Sizi uyarması gerekenler artık ortada yoktur. Yanlış yapma ihtimaliniz her geçen dakika daha fazla artar.

Yaşadığınız gerginliklerin üzerinizdeki olumsuz tesirleri giderek büyür. Çünkü kontrol altında olan ve sürekli sizden medet uman; aç, doymak nedir bilmeyen bir kitle vardır.

Taleplerin biri biter, ötekisi başlar.

Genellikle omurgasız oldukları için gururları olmaz. Bu da bir süre sonra sizi rahatsız etmeye başlar.

Çıktığınız yolda idealleriniz, değerleriniz ve vaatleriniz artık geri plandadır. Bunun yerine mevcut düzeni muhafaza etme, yönetme alanınızı genişletme ihtiyacı duyarsınız.

Ve bir süre sonra her şey, her konu size gelmeye başlar.

Ülkedeki en ufak bir karar alma mekanizması bile özgür iradesini ortaya koyamaz “Ya bana kızılırsa” diye korkar, sizden onay bekler.

Bu durum sizin açınızdan güzeldir. Her şey sizin iki dudağınızın arasındadır artık. Ama buzdağının görülmeyen bir kısmı vardır. Yükünüz artmakta, alacağınız kararlar ve beyin yorgunluğu had safhaya ulaşmaktadır.

Eskiden açık havada, yeşillikler içinde yudumladığınız çay sizi mutlu ederken, yeni yaşamınızda bu gibi küçük mutluluklar ortadan kalkmıştır.

Kapalı kapılar ardında, yüksek duvarlar içinde yalnızlaşmaya ve yorulmaya başlarsınız.

Aldığınız hatalı kararlar artarken, yakın çevrenizin şakşakçı bir kitleden oluşması sizi yıpratır.

Ve bir bakmışsınız niteliksiz, başı boş ve ilk fırsatta gemiden kaçacak adamlarla örülü insanlar her yanınızı sarmıştır.

Dava arkadaşlarınız, davalarınız, değerleriniz yerle yeksan edilmiştir.

Kızarsınız, sinirlenirsiniz… Ama artık çok geçtir.

Büyü bozulmuş, mankurtlaştırılmak istenen toplum uyanmıştır.

Kontrol altında tutulduğu düşünülen kitle; baskılar, zorlamalar ve adaletsizlikler nedeniyle “artık yeter” demektedir.

Toplumda sessiz bir çığlık meydana gelmiştir.

Ama siz bunu duyduğunuzda iş işten geçmiştir.

Çünkü çevreniz “Efendim her şey çok güzel gidiyor, hiçbir problem yok, vatandaşlar her şeyden çok memnun, siz yücesiniz, siz özelsiniz, sizin her yaptığınız doğru…” diyen dalkavuklarla doludur.

Bir kısmını fark edip “Ya bunlar beni yanıltıyor” diye tasfiye edersiniz, yerlerine gelenler ise onlardan daha beter çıkmıştır.

Çünkü siz, çıktığınız yoldaki zorluklar ve güvensizlikler yüzünden nitelikli kadroları değil, biat eden kadroları tercih etmiş, değerli dostlarınızı unutmuşsunuzdur.

Çevrenizde sürekli büyüyen dalkavuk duvarlarıyla dışarıda olup-biteni duyamaz hale gelirsiniz.

3 maymunu oynayanlar size dışarıyı yanlış tasvir ederler.

Gördüğünüz çevre, duyduğunuz sesler, hepsi sunileşmiştir.

Kontrol altında tutulduğu sanılan kitle uyanmıştır.

Adım adım “Ben nerede yanlış yaptım” demeye başlarsınız. Dönüp geriye baktığınızda yine bir sorun göremezsiniz. “Hatayı ben değil başkaları yaptı” dersiniz. Ve yine hata yaparsınız.

Kitlesel uyanış artık bir toplumsal gerçekliğe dönüşmüştür.

Emeği çalınan, yük üzerine yük yüklenilen, “biat”tan başka şansı olmayan, feodal beylere bağlı köleler gibi yaşatılan insanlar, birey olmuşlardır.

“Durun, burada haksızlık var, müsaade etmiyoruz” diyerek konuşmaya, itiraz etmeye başlarlar. Yaşadıkları hayal kırıklıkları ve acılar onları cesaretli kılmıştır.

Ne yapacağınızı bilemezsiniz.

En ufak bir eleştiride, “yanlış yaptınız” yorumunda gerilirsiniz. Olmadık cevaplar, yanlış bilgiler sunarsınız.

Tezleriniz ve cevaplarınız saniyeler içinde çöker.

Gerilirsiniz, sinirlenirsiniz, “teessüf” edersiniz.

Ama artık çok geçtir.

Millet uyanmış, aydınlanma başlamıştır.

Tarih “güç zehirlenmesi” yaşayan liderlerin hikayeleriyle yazılmıştır.

Ve siz artık “tarih” olmuşsunuzdur.

Yeniçağ

yurduma can feda
yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


+ 9 = 14

FpsAgency