Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
DEMOKRASİSİZ HALK (1)
16 Nisan 2018
07:45
141 Kez Okundu

ozince

Genel kanının aksine,  Doğan Medya’nın  Demirören ailesine satılmasının  medya dünyasında herhangi bir şey değiştirmeyeceğini düşünüyorum. Ben de aralarında olmak üzere atılanların tamamının yazdığı “Altın Çağ”ında  da hiçbir şey değiştirmediği, değiştiremediği gibi.

2000-2012 arasında Hürriyet’in en çok okunan yazarlarından biriydim ve en çok referans verilen yazarıydım. Yönetim de, okurlar da benim marksist bir yazar olduğumu biliyordu. Hürriyet’te yayınlanan yazılarım kitap olarak yayınlandıkça, bunları okuyanlar “Hürriyet bunları nasıl yayınladı” diye şaşkınlıklarını dile getiriyorlar. Ancak, Hürriyet’te yayınlanan yazılarım kitap okuru sayımı çoğaltmadı.Demek ki yazılarım beni okuyan Hürriyet okurlarını solculaşmıyormuş, solculaştıramıyormuş. Nesnel (maddi) koşulların, insanın ideolojik varlığını yapılandırdığını iddia eden Marksist hipotez de toplumsal hayat tarafından pek doğrulanmadı. Olumsuz maddi koşulların pek az insanı solculaştırdığı, ötekilerin yerinde durduğu, seçim sonuçlarından belli. 1950’lerde Türkiye İşçi Partisi (TİP) gibi bir partinin, gerçekler ve doğruları göstermesi durumunda, katılacağı ilk seçimde iktidara gelebileceğini düşünürdüm. Yanılmışım.

Siz isterseniz ağzınızla kuş tutun, halk kendi özünde dönüşmeden, size ihtiyaç duymadan sizinle kesinlikle buluşmaz. Halk ilkin, geçerli dinin saplantılarından, geleneğin üfürük ve hurafelerinden, kendini kurtaracak; artık bağrı ve aklı açık ve geçirgen olacak.

Bu konuda çok yazı yazdım. Örnek olarak sunduğum dört eski yazı ile (belki de biraz daha fazla) düşüncemi anlatmayı sürdüreceğim. Ama tekrar yorumlayarak:

***

[1-TELEVİZYON BOZAR[i]

Büyük ressam, rahmetli Orhan Peker, “Akademi bozar” derdi. Yani Güzel Sanatlar Akademisi. Fransa’daki karşılığı ile “Ecole des Beaux Arts” (Güzel Sanatlar Okulu). “Bô:zar”ı “Bozar” diye söyleyerek dalgasını geçerdi. Yıl 1969-70 falan.

Ben de “Televizyon da bozar!” diye eklerdim. O yıllarda, yapımcı sıfatıyla çalışan yaşları 24-25 dolaylarında kızlar, telefon ettikleri bakanlar ve müsteşarlarla kolayca konuşabildikleri için, kerametin kendilerinde olduğunu sanırlardı. Televizyonun gücünün kendilerine ait olduğu yanılsamasına kapılırlardı. Yaşları 30’dan genç erkek yapımcılara, kendilerinin değil, TRT’nin özerk olduğunu bir türlü anlatamazdık. Onlara göre, TRT özerk ise kendileri de özerkti. O günleri Uğur Dündar ile Melih Aşık çok iyi anımsar.

TRT’ye sınavla giren ve özel kurs görüp sınavdan geçerek çalışma hakkı kazanan yapımcılar ve yönetmenler yayın ilkelerini, etiğini zamanla çok iyi öğrenmişlerdi. TRT televizyonundan ayrıldıktan sonra, bunların hiçbirine özel televizyonlarda yer ve şans verilmedi. En işe yaramazlar özel televizyonlarda söz sahibi oldu[ii]. Gene, 12 mart, Milli Cephe Hükümetleri , 12 Eylül ve sonrasında TRT’ye yandaşlar ve militanlar dolduruldu.

“Televizyon” bozar. Elbette “bô:zar” değildir. Yozlaşarak, yozlaştırarak bireyi ve toplumu bozar ve bozulur. Oysa kurulurken amaç olumlu anlamda kamuoyu oluşturmak, bir sigara kağıdı kalınlığında bile olsa popüler kültürün üzerinde yayıncılık yapmaktı. Özel televizyonların kurulmasıyla her şey tersine döndü. Türk televizyonları, dünyada benzeri görülmedik şekilde, sermaye ve hükümetin denetimi altına girdiler. “Zevk” ve “zeka” sayfalarında yozlaştıkça yozlaştılar ve yozlaşma hızla sürmekte.

Ama bundan da beteri var: Geçen hafta, bir haber kanalında müthiş bir yayıncılık skandalı oldu. Üç politikacı ile üç gazeteci bir araya getirilmişler; televizyonun bir kadrolu elemanı yönetiminde “Ne olacak bu TBMM’in hali”ni tartışıyorlardı. Gazeteciler, hükümeti militanca seven, lejyoner gibi savunan “engaje” türdendi. Tepeden tırnağa yanlış bir programdı: Televizyonu yönetenler, gazeteciler ve politikacılar “televizyon” nedir bilmiyorlardı. Bu yüzden kavga çıktı ve skandal oldu.

Bir gazete yazarı, sütununda (yönetimin çizdiği sınırlar içinde) dilediğini dilediği gibi eleştirebilir. Meclis’te yemin etmeyen CHP’yi yerden yere vurabilir. Sadece gazetecilerin katıldığı bir televizyon açık oturum  programında, meslektaşlarına karşı, bu görüşlerini savunabilir. Ama bir politikacı ile karşı karşıya geldiği zaman sadece kendi mesleğini yapar ve büyük bir özgürlük içinde dilediği soruyu sorar. Ama iktidar karşısında pısıp muhalefete horozlaşmaz.  Politikacıyı suçlamaz, itham etmez; tarafsız ve yansız görünmek zorundadır. Çünkü politikacının karşısına tartışmak için değil, soru sormak için çıkartılmıştır.

Sözünü ettiğim programda, program yöneticisi de, katılanlar da bu ilkeyi bilmiyorlardı.

Günümüzde, özellikle haber televizyonlarında, yapımcılığın ve yayıncılığın temel ilkeleri ne yazık ki bilinmiyor. Bir televizyon canlı yayınında, aşırı yorum yapıp hüküm veren, bir politikacıyla tartışma ve atışmaya giren bir gazeteci, evrensel koşullarda, gazetesinde barındırılmaz. Özel amaçla gönderilmemişse eğer! Söz konusu programı yöneten televizyon çalışanı da görevinde kalamaz.

Aynı durum siyasetçi için de söz konusu: Bir gazeteci size televizyonda ancak soru sorabilir! Siz de soruyu yanıtlarsınız. Bu ilkeyi unutmayın, gazetecilerle karma programlara çıkmayın!][iii]

***

Kentlerde ve kırsalda halkın yüzde kaçı radyo ve televizyon haberlerini dinliyor? Yüzde kaçı haberlerde geçen kavramların ve sözcüklerin  anlamını bilip anlıyor? Daha yakıcı bir soru: Demokrasi ve özgürlükler halkın ilk kaygısı mı? Yanıtların hoşa gideceğini hiç sanmıyorum.

Anımsayalım ki günümüzde havuz medyasını oluşturan gazete ve televizyonların çoğunun muhalif olduğu dönemde de gerici ve tutucu sağ seçim kazanıyordu. Medyanın halkoyu ve yurttaşlık bilinci oluşturduğuna dair saplantılara kapılmayalım. Aslına bakarsanız “havuz medyası” doyum noktasına ulaştı. Bu noktadan sonra yapılan katkının bir faydası olmaz. Altı-yedi  yıldır  Hürriyet’te “fikir yazısı” yazan “yazar” yok. Tamamı maç anlatır gibi haber yazıyor. İnandırıcılığını yitirmiş bugünkü yönetim itibarı azalarak yönetmeye devam eder. Seçmenin aklı midesine indi ve inmekte. Umut burada… Siyasetçıler, demokratik sivil dernekler ve sendikalar sahaya indiği zaman durum çabucak değişir. Doğan Medya satıldı diye karalar bağlamanın gereği yok!

ÖZDEMİR İNCE

16 Nisan 2018

——————————————–

[i] Hürriyet, 13 Temmuz 2011

[ii] Kuşkusuz Uğur Dündar gibi olumlu örnekler de var.

[iii] TRT televizyonlarını kuran kadronun içinde bulunmanın (1969-1982), Redaksiyon Müdürlüğü, Program ve Yayın  Planlama Müdürlüğü yapmanın kazandırdığı yetkiyle konuşuyorum.

yurduma can feda
yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


7 − = 5

FpsAgency