Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Sırça Köşk?!..
03 Haziran 2013
00:32
2671 Kez Okundu

Ön söz: Bu haftaki yazımız biraz uzun oldu.  Özetlemeye kıyamadık…

***

Türkler…

Ne zaman, nerede, ne yapacağı bilinmez…

Gün gelir kırk yiğitle Çin sarayını basar;

Gün gelir imparatorluklar kurar;

Gün gelir İstanbul’u fetheder, Akdeniz’i göl yapar;

Gün gelir (sözde) yenilir…

Gün gelir bir zırdeli(!) Samsun’a çıkar; yedi düvelin işgal ettiği topraklardan düşmanı kovup Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurar, kimsenin söylemeye bile cesaret edemediği devrimleri yapar…

Türk bu işte, ne zaman ne yapacağını belli olmaz…

Kendine güvenir ama iyi niyetlidir, kolay inanır, istismara açıktır;

Zaten başına ne geldiyse bundandır…

***

İstiklal ve Cumhuriyetine kasteden düşmanlar cebren ve hile ile aziz vatanın pek çok kalesini zapt ederken, tersanelerine girerken, ordusunu dağıtırken, memleketin her köşesini bilfiil işgal ederken;

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunurken. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit ederken. Milleti fakrü zaruret içinde harap ve bitap düşürürken;

Hukuk tırpanı ile aydınlarımız, bilim insanlarımız, kahraman askerlerimiz doğranırken;

İş makineleri ile ormanlarımız yok edilirken ses çıkarmaz, harekete geçmez;

Gezi Parkındaki yirmi ağaç için tüm yurtta ayağa kalkar, hesabı toptan keser…

Boşuna çılgın dememişler!..

***

Ara gazı bilmez, sprint atmaz, temiz yüreklidir, sabırlıdır.

İki hareketli duvar arasına koysalar “Ezmeye değil, eğri tarafımı düzeltmeye çalıyorlar…” der!..

***

Bildiğimiz, içtiğimiz su…

Sıfır derecede donar, yüz derecede kaynar…

İdeal kullanma sıcaklığı 20/40 derece…

Yani ılık…

Türkler kendini kullandırmaz…

Ama Din, Peygamber, Kuran olursa bak o zaman iş değişir!..

Yumuşak karnıdır din istismarlığı…

Ilımlı İslam’da Türk’ün kullanma sıcaklığı!..

Çözmüşler…

İşbirlikçiler…

Pensilvanya, gül, eşbaşkan, cemaatler…

Unutulan ne?!..

Sırça köşkten bir süre oyalarsın ama, sürekli kandıramazsın…

Unutulan ne?!…

Su donsa da, kaynasa da genleşir…

Unutulan ne?!..

Kükremiş sel…

***

Beyinsiz, dilsiz, gözsüz pişmiş kelle…

Yani düşünmeyeceksin, konuşmayacaksın, görmeyeceksin…

Ohaa!..

***

Günün sorusu:

Pişmiş kelle boynuzundan tutup sırça köşke atıldığında kocaman bir gedik açıyorsa, kellesini koltuğuna almış bir yiğit neler yapar?!..

***

SIRÇA KÖŞK

Bir zamanlar boş gezmeyi iş yapmaktan çok seven üç arkadaş varmış.. Bugünden yarına geçinmek, gittikleri yerlerin birinden yüz bulsalar, beşinden kovulmak canlarına tak demiş. Alın teriyle kazanıp gönül rahatlığıyla yemeyi de gözlerine kestiremezlermiş, çünkü elleri işe yatkın değilmiş. Bir gün, uzun bir yolculuktan sonra, yüksekçe bir tepede oturup aşağıdaki ovada yayılan büyük bir şehre garip garip bakarlar, acaba bu bilmediğimiz yerde nasıl karşılanacağız, diye acı acı düşünürlerken, içlerinden birinin aklına yaman bir fikir gelmiş, hemen yerinden fırlayıp:

“Gelin beraber, bu şehirde sırça köşk yapalım; ömrümüzün sonuna kadar bolluk içinde yaşarız!” demiş.

Ötekiler :

“Bu sırça köşk de nedir ?” diye sormuşlar, beriki:

“Durmayın, vakit kaybetmeyelim, yolda anlatırım!” diye onları peşine takmış, bayırdan aşağı kuş gibi hızla inmeye başlamışlar.

Elebaşı yolda üç beş sözle arkadaşlarına şehre varınca nasıl davranacaklarını öğretmiş.

İndikleri şehir, o memleketin başşehri imiş. Bu memlekette bütün millet çalışır, herkes elinden gelen işi yapar, kendi başına buyruk, beyler gibi yaşarmış. Tarlalarda, dükkanlarda insanlar arı gibi çalışır, kazanan kazanmayana destek olur, malını lüzumuna göre başkasıyla değişir, kavgasız dövüşsüz, efendisiz, uşaksız, ömrünün sonunu bulurmuş. Gündelik işlerini gördürmek, nizalarını yatıştırmak için aralarından seçtikleri adamlar hemşerilerine hizmet etmekten başka şey düşünmez, zorbalığı akıllarından bile geçirmezlermiş.

Bizim üç ahbap geldikleri sırada şehrin pazarıymış. Sokaklarda ekinler, yemişler, dokumalar , kumaşlar, demirler, kömürler küme küme durur, alıcı ile verici aracısız iş görürmüş.

Ahbaplar, önceden aralarında sözbirliği ettikleri üzere, sokaklarda aylak aylak dolaşıp etraflarına bakarlar, başlarını sallayıp, yanlarından geçenlere duyuracak şekilde:

“Allah Allah.. amma da acayip memleket ha!..” diye söylenirlermiş..

Bir sokak gitmişler, öbür sokağa varmışlar; ondan çıkıp başkasına dalmışlar, ama hep şaşkın şaşkın aynı sözleri tekrarlamışlar. Gitgide arkalarına bir sürü meraklı takılmış, bu yabancılar memleketin nesini acayip buldular acaba? diye aralarında soruşturmaya başlamış. Nihayet birisi dayanamayıp yabancılara sormuş:

“Neye şaşırıyorsunuz Allah aşkına?”

Ahbapların elebaşısı:

“Yahu, sizin memleketin sırça köşkü nerde?” diye öğrenmek istemiş.

“Ne sırça köşkü?”

“Nasıl? Sizin sırça köşkünüz yok mu?”

“O da neymiş?”

Elebaşı yanındaki dostlarına dönüp:

“Aman yarabbi, daha sırça köşkün ne olduğunu bilmiyorlar. Böyle memlekette durulmaz, hemen yolumuza gidelim!” demiş.

Şehir halkını daha çok merak sarmış. Ahbapların peşini bırakmamışlar. Beş on adım sonra önleyip tekrar sormuşlar:

“Canım, neymiş şu sırça köşk? Anlatın bakalım, pek lüzumlu bir şeyse belki biz de yaparız!”

“Lüzumlu ne demek? Sırça köşkü olmayan şehir, sırça köşke bağlanmayan memleket olur mu? Haydi dostlar gidelim!”

Halk aralarında ayaküstü bir danışmışlar, sonra yabancıların yanına sokulup:

“Bizim başka şehirlerden ne diye noksanımız olsun? Madem ki bu kadar lazımmış, hadi hep beraber şu sırça köşkü yapıverelim!” demişler.

Yabancıların elebaşısı:

“Olmaz.. Olmaz.. Sırça köşkü yapmak o kadar kolay değil.. Masraf ister, malzeme ister, işçi ister. Bırakın bizi de sırça köşkü olan şehre gidelim!” demiş. Ama halk bırakmamış, “ne lazımsa verelim, kimselerin memleketinden aşağı kalmak istemeyiz!”diye direnmiş.

Oturup hesabını yapmışlar, hemen işe başlamışlar. Üç ahbap sırça köşkün mimarlığını üstüne almış, halk aralarından işçi seçmiş, arabacı ayırmış, şehrin en büyük meydanına kum taşımaya, kömür getirmeye başlamış. Bir kısmı da bu işte çalışanlara yiyecek, içecek getirir, giyim eşyası tedarik edermiş. Nihayet camlar eritilmiş, sırça duvarlar yükselmiş, bir kat tamam olunca üç ahbap içine yerleşmişler, halka demişler ki:

“İşte, sırça köşk oldu demektir. Daha tamam değil, memleketinizin şanına layık büyüklükte değil ama, o da olur. Şimdi bunu iyi muhafaza etmek lazım, büyütmek lazım, adam ayırın, yiyeceği içeceği arttırın, aranızdan seçtiğiniz adamları da dağıtın, biz her işinize bakarız..”

Halk, artık bir sırça köşkümüz var, diye sevinmiş, kendi yediğinden, giydiğinden kesip sırça köşkte oturanlarla onların hizmetine ayrılanlara vermeye başlamış. Az sonra sırça köşkten emir çıkmış:

“Bir kat daha çıkmak lazım. Burası hem bize, hem hizmetimize bakanlara dar geliyor.”

Arabalar yeniden kum taşımış, sırça köşkün efendileriyle onlara hizmet edenlere, yapıda çalışanlara davarlara koyun, çuvallarla ekin, küfelerle yemiş getirmiş. İkinci kat tamam olunca, üç ahbap oraya da halk arasından kendi işlerine yarayabilecek olanları seçip yerleştirmişler. Onlar da burada ekmek elden su gölden yaşamanın tadını alınca, sırça köşkün çok lüzumlu bir şey olduğuna inanmışlar, hemşerilerini de inandırmak için gayrette kusur etmemişler.

Bu yolda sırça köşk yükseldikçe yükselmiş, kat üstüne kat binmiş. İçi oldukça dolmuş, sırça köşke girmenin kolayını bulan oradan çıkmak istemez, bunun tersine dışarıda kalanlar yolunu bulup içerde bir yer kapmaya uğraşırmış. Ama sırça köşkte oturanlarla onlara hizmet edenleri beslemek de halkın belini pek bükmüş.. aralarında homurdananlar türemiş. Bir aralık: “sırça köşk lazım, anladık, ama bu kadar çok odaya, bu kadar çok hazır yiyiciye ne lüzum var?’ diye şöyle bir görünecek olmuşlar. Üç ahbabın elebaşısı onlara her odanın vazifesini iyice anlatmış:

“İşte” demiş “şu odada ben otururum, sırça köşkün başında ben varım, bensiz iş yürür mü? Ben olmasam sırça köşkünüz olur muydu?.. Şu odalarsa baş yardımcılarımızın.. Ta gurbet ellerden gelip sizi sırça köşke kavuşturduk, biz idare etmesek ne köşk kalır, ne siz kalırsınız!”

Halk:

“Pekala” demiş, “ama bir sürü aylakçının ne lüzumu var? Mesela şu odadaki ne iş görür?”

“O mu? Ne diyorsunuz? Sırça köşke giren malların hesabına o bakar; bu malları toplayanların başıdır. O olmasa, hiçbiriniz verdiğinizin nereye gittiğini bilemezsiniz. Buna gönlünüz razı olur mu?”

“Ee.. şu odadaki?”

“Sırça köşke zamanında mal göndermeyenleri , noksan mal gönderenleri, sırça köşkün kadrini bilmek istemeyip ona kastedenleri arar bulur.. öyle sütü bozukları başıboş bırakmak olur mu?”

“Peki, ya şuradaki?”

“Sırça köşke girip çıkanların defterini tutar.”

“Bunu da anladık, ya bu odadaki?”

“Sırça köşkün odalarını süpürtür..”

Halk ne sorduysa cevabını almış, bütün odalarda aylak oturan insanların pek lüzumlu olduğuna inanmış; çünkü bunların kimi sırça köşkün ışıkçı başısı, kimi döşekçi başısı, kimi onun yamağı, kimi yamağının yamağı imiş.. Eh artık bir sırça köşk olduktan sonra, onun hizmetine bakanlar, sonra bu hizmete bakanların hizmetine bakanlar elbette olacakmış. Ama sırça köşktekiler arttıkça , halkta onları doyuracak takat kalmamış. O zaman sırça köşkün adamları gelip herkesin yiyeceğini, giyeceğini zorla almışlar. Ayak direyenleri götürüp sırça köşkün bodrumuna kapamışlar. Halk, başına kendi sardırdığı bu beladan kurtulmaya kalkışamazmış; çünkü sırça köşkün adamları, gezdikleri, dolaştıkları yerde, onun hiçbir kuvvetin yıkamayacağı kadar sağlam olduğunu söyler, saf kimseleri buna inandırır, inanmayanları ise bin bir zulüm, bin bir hile ile sustururlarmış.. Sırça köşkün de gözü doymak bilmez, istedikçe istermiş. Baştakiler doğuştan tembel oldukları, sonradan yanaşanlar da çalışmayı çoktan unuttukları için, kendilerini besleyenlere, buna karşılık bir şeyler borçlu olduklarını akıllarına bile getirmezler, yalnız birbirlerinin hizmetine bakarlar, memleketin halkına, bir köylünün inekleriyle, köpeklerine baktığı kadar bile göz kulak olmazlarmış. Ama halkın gözü yıldığı için elindekini avucundakini vermiş. Artık bir gün verecek bir şeyi kalmamış, çünkü sırça köşkten çıkan bir emirle herkes elindeki son koyunu da vermeye çağrılmış.. Getirmişler, teslim etmişler, söve saya dağılmaya başlamışlar.. Onların böyle homurdandığını, artık verecek bir şeyleri kalmadığı için korkacak bir şeyleri de olmadığını fark eden bizim ahbapların elebaşısı sırça köşkün balkonuna çıkmış, sesini tatlılaştırıp onlara demiş ki:

“Ey millet, birçok şeyler verdiniz, büyük sıkıntılara katlandınız, ama dostun düşmanın hayran olduğu bir sırça köşk elde ettiniz.. Onun azameti, parlaklığı yanında üç beş çuval ekin, dört baş davar nedir ki?.. Biz sizin şanınız, şerefiniz için çalışıyoruz, sizin iyiliğinizden başla bir şey düşünmüyoruz.. Bakın, bugün getirip bıraktığınız koyunların bile hepsini yemedik, boğazımızdan kestik, bir kısmını size geri vereceğiz. Bütün koyunların kelleri halka dağıtılsın!”

Sırça köşkten çıkan birçok hizmetkar, biraz önce oraya canlı olarak giren, şimdi kesilip, yüzülüp kebap edilmeye başlanan koyunların kafalarını halka dağıtmışlar..

Kelleyi alanlar dağılmak üzereyken içlerinden biri elindeki başa bakarak hayretle bağırmış:

“İyi ama bu başın beynini almışlar!”

Elebaşı balkondan seslenmiş:

“Öyle.. Fakat siz beyni ne yapacaksınız? Pişirmesini bilmez, ziyan edersiniz!”

Başka biri:

“Peki, ya bu başların dili de yok!” diye haykırmış. Elebaşı aşağıya doğru eğilmiş:

“Canım, dilin size lüzumu yok! Yemesini beceremezsiniz!”

Bir üçüncüsü:

“Yahu, bu kellelerin gözlerini de çıkarmışlar!”

Elebaşı ona da cevap vermiş :

“Siz o gözün de nasıl kullanılacağını bilemezsiniz, vazgeçin ondan da..”

Bunun üzerine halk, beyinsiz, dilsiz, gözsüz kelleriyle dağılmak üzereyken, aralarında canından bezmiş biri:

“Böyle başın da bana lüzumu yok!” diyerek, boynuzundan tuttuğu kelleyi fırlatıvermiş. İşte o zaman herkesin şaştığı bir şey olmuş; hızla gidip sırça köşke çarpan kelle orada “şangır!..” diye koskocaman bir gedik açmış. Halk her şeyden sağlam, hiç bir zaman yıkılmaz, kırılmaz bildiği o koskoca sırça köşkün bu kadar çürük olduğunu görünce, elindeki kelleri birbiri arkasına ona fırlatmaya başlamış, göz açıp kapayıncaya kadar tuzla buz olan sırça köşk çökmüş, yıkılmış, içindekilerin çoğu cam kırıklarının altında ezilmiş, kapıya yakın yerlerdeki beş on kişi zor kurtulmuş..

Halk sırça köşkün enkazını çabuk temizlemiş, dünyada onsuz da yaşanabileceğini anlayarak eski hayatına dönmüş, işini yine arasından seçtiği adamlara gördürmüş, ama sırça köşkün kötü hatırasını uzun zaman zihninden çıkarmamış. İhtiyarlar çocuklarına ondan bahsederlerken, şu nasihati vermeyi unutmazlarmış :

“Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız.. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter..”

Sabahattin Ali (1945)

***

Gezi Parkı sadece yeşilciler hareketi değil, sırça köşke vurulmuş bir darbedir…

Kartopu gibi büyüdü ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

Kim organize etti, lider kim, arkasında ne var?..

Boş ver, otuz asırdır anlamadılar…

Yurduma Can Feda – 03 Haziran 2013

+++++

Haftanın yorumlarından seçmeler

zalim: En latif;

Bizim borsada uçuyor, ama millet tıpkı ABD de sokakta yatanlar gibi açlıktan ölüyor. Hee anlaşılan özür sezonu kapanmış, teşekkür sezonu açılmış. :)

Gül pembe solarken, toparlanma türküleri… 28 Mayıs 2013

*

fatma gürman: En veciz;

evdeki hesabın çarşıya uymama ihtimali belirince çamura yatar bataklıkta yaşayan zerzevat, başka yatacak yeri yok…

Şahin ve Tayyar direnen yüz binleri darbecilikle suçladı! 01 Haziran 2013

*

fehimli mestan: En çarpıcı;

Banu Avar’ın ikazı yerindedir. Çöküşe hazırlanan bir ekonomiyi teslim edecekleri kadro daha baskıcı bir yöntemin kapısını açabilir. Ama 72 yaşındaki teyzemin elindeki bezi göstererek “Polis gaz sıkarsa bezimi de aldım, geldim” deyişi insanların hangi noktada olduklarını gösteriyor.

Feysbuk bu yazıyı iki kez sildi. 3. kez paylaşıyoruz! 01 Haziran 2013

*

Kızıl elma: En doğrusu;

ŞU ANDA BÜTÜN BATININ, AMERİKANIN EMPERYALİZMİN AMACI BU HAREKETİ KONTROL EDEREK BİR “TURUNCU DEVRİME ” DÖNÜŞTÜRMEK! yalan yanlış bir sürü şey söyleniyor, batı basınında, mısırdaki, libyadaki gibi maniple edilmeye çalışılıyor! SON DERECE DİKKATLİ OLMALIYIZ İÇİMİZDEKİ AJANLARA KARŞI! BATININ BÜTÜN AMACI BU HAREKETİ KENDİ AMAÇLARINA UYGUN HALE GETİRMEK!

Feysbuk bu yazıyı iki kez sildi. 3. kez paylaşıyoruz! 01 Haziran 2013

*

seyide: En bam teline basan;

Kendini düşman kurşununun önüne hiç çekinmeden atan bu Türk Milleti’nin gaza koşarak gitmesine niye şaşırıyorlar ki!

Acem Gezi Mesaj’ınız var ve/veya 2013 Realitesi: Türkiye’yi karıştırmak artık çok kolay?! 01 Haziran 2013

*

nhızal: En latif;

arkadaşlar bir yardım kampanyası açalım diyorum. baksanıza topçu kışlası olarak açılacak avm de oğlunun hissesi olduğu söylenen b. arınç yine ağlamış. “ne hissesi, biz ayın sonunu zor getiriyoruz demiş.” yazıkkkkkkkk :)

Acem Gezi Mesaj’ınız var ve/veya 2013 Realitesi: Türkiye’yi karıştırmak artık çok kolay?! 01 Haziran 2013

*

Armor: En haklı;

Benim anlamadığım konu şu; Atatürk’ü neden bu soysuzlarla kıyaslıyor herkes? Atatürk’ü bunlara karşı savunmak bile abes.

Taksim’deki AVM direnişini izlerken Ata’yı ve Yürüyen Köşk’ü hatırladım! 01 Haziran 2013

*

Dara Çolakoğlu: En analitik;

Bu hareket sınıflar ve kesimler üstü bir harekettir. Milletin ayağa kalkışıdır. En yüksek gelir gurubundan olan insanlarla her kesimden ve sınıftan olanlar ORTAK TEPKİ verdiler. AKP’ye dair olan her detay hepsini aynı ölçüde germiş.

Ağaç Devrimi! 02 Haziran 2013

yurduma can feda
yurduma can feda hakkında:
"Sırça Köşk?!.." yazısına 121 yorum yapılmış
  1.  
    zalim zalim

    İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, sabah 05.57′de Gezi Parkı’ndaki eylemcileri Twitter mesajıyla selamladı.
    Vali Mutlu’nun tweetleri şöyle:
    “İki saat uyudum ve uyuyamadım. Sıcak yatakları yerine Gezi Parkı’nda yatan bu ülkenin gençlerine selam vermek için ayaktayım. Kendilerini sadece özgür birey, partiler üstünde yurttaş, hiç kimsenin peşinde olmayan, kendi düşüncelerinin savunucusu görenleri selamlıyorum. Günlerdir Gezi Parkı’nda duran bizim ülkemizin insanları ve gençlerine gecikmiş selamlarlarımızı iletiyorum. Sabahınız huzurlu olsun, merhaba. Her türlü olumlu olumsuz değerlendirme dışında, bizim insanımızla, gencimizle konuşmanın ötesinde hiçbir şeyin önemli olmadığına inanıyorum. Anlaşsak da anlaşmasak da bizim birbirimizle dertleşmek, birbirimizin gözüne insanca ve adaletle bakmamız şarttır, her fert değerli ve özeldir. Her türlü eleştiriye açık bir sohbeti Gezi Parkı’nın kendini sadece özgür birey, yurttaş olarak tanımlayan gençleriyle yapmak istiyorum. Gençler,Gezi parkında kuş sesleri,ıhlamur kokusu ve arı vızıltısıyla huzurlu bir sabah varmış doğru mu? Aranızda olmak isterdim.”
    ‘MÜDAHALE YOK DİYORUM, ANLAŞILDI MI ACABA’
    Vali nihayet uyanmis rte nin kendisini kurtamayacagini.

  2.  
    fehimli mestan fehimli mestan

    Etiketini anlayamadım, Cemil Barlas adında bir adam “Yeni bir 28 Şubat yaşanıyor” dedi. Bu olayların kolay kolay yatışacağını sanmam, diyor. Daha sonra başka bir adam Süheyl Batum’a ‘akit’lere atıfla, profesör olmak adam olmak demektir değil. Batum hedefte yine! :( Tabii birisi de ‘tasmaları çıkarılan’ gazetecileri anımsatsa iyi olur. İstanbul’da rezervasyon iptalleri yaşayan oteller (%50 iptal) zararlarının karşılanması için mahkemeye başvuracaklarmış. Bir kısım otel, çalışanlarına ücretsiz izin vermeye başlamışlar. İntikam demeye başladı birileri, her zaman ki gibi!

    •  
      fehimli mestan fehimli mestan

      radyo trt1′de dinledim!

  3.  

    BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin Tunceli Olağanüstü İl Kongresi’nde Gezi Parkı eylemlerini değerlendirdi.

    Direnişe desteğini açıklayan Demirtaş, çözüm sürecine dikkat çekti:

    “Eğer Türkiye’nin her bir tarafına asker, polis, gerilla cenazeleri gidiyor olsaydı, aylardır her gün onlarca insan bu savaşta yaşamını yitiriyor olsaydı; Gezi Parkı’nda bugün bir özgürlük ruhu, demokrasi arayışı gösterileri değil ırkçı, milliyetçi gösteriler olacaktı.”

    “Bu müzakerelerin durması demek yeniden ölümlerin başlaması demektir. Yeniden ölümlerin başlaması demek hükümetin eline daha ağır baskı imkanlarının geçmesi demektir.” Diyen Demirtaş şunları söyledi:

    “Çözüm süreci halk hareketine katkı yaptı. Müzakere sürecinin başlamış olmasının, silahların susmuş olmasının yarattığı psikolojik, sosyolojik ortam Türkiye’deki halk hareketinin zeminini oluşturmuştur. Bakın bu savaşı durdurunca halkın tepkileri öfkesi sokağa akmaya başladı.”

    Selahattin Demirtaş ayrıca, CHP’den istifa ederek BDP’ye katılan Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e parti rozetini taktı. gazeteport
    breh…breh…breh.
    yok yav,siz mucize gibisiniz. bizi dirilttiniz uyandırdınız.
    gerçi pişman oldunuz ama belli etmiyorsunuz. yahu biz çok yaşadık bu direnişleri.siz kendinize bakın küresel piyoncuklar…

    •  
      zalim zalim

      Nese abla, Bu sorosbu cocugu, Dün caniden emir alana kadar, Gezi Parkindaki direnisciler icin, Irkci Ergenekoncu ve Fasist diyordu.

  4.  

    ARKADAŞLAR DİKKAT…BAĞLANTIDAKİ YORUMLARI OKUYUN. BU GÜNE KADAR MUHTEŞEM ALEYHİNE TEK BİR YORUM YAYINLAMAYAN BİR SİTEDEN BAHSEDİYORUM. BAKIN NELER YAZILMIŞ TA ,YAYINLAMIŞLAR BİLE.
    http://www.timeturk.com/tr/2013/06/06/erdogan-suclusun-ayaga-kalk.html

    •  

      BU SİTE AYNI ZAMANDA F.G. DEN FETULLAH GÜLEN HOCA EFENDİ DİYE BAHSEDEN BİR SİTE VE SON BİR İKİ GÜNDÜR YAYINLANAN YAZILAR BİLE BİR FARKLI OLMAYA BAŞLADI.
      BU CEMAATİN TOPUYLA TÜFEĞİYLE TOPYEKUN SALDIRISI ANLAMINA GELLİYOR.

    •  
      zalim zalim

      Abla, Bu aralar sadece bu site döt’den dalmiyor, baston muhalafetde döt’den daliyor. Cünki Bugüne kadar eylemcileri destekleyen tesevci, rte cikip taksime dokunmayacagini söylesin eylem biter. kimse rte den istifa etmesini istemiyor diyerek dötden daliyor.
      Bugüne kadar eylemcilere terörist gözüyle bakan, Bahceli’de bu hükümet artik gitmeli, eylemci gencler hakli isteklerde bulunuyor diyerek, yesil ördek sarkisini söylüyor.:)))

  5.  

    HALK TV den yandaş tv lere müthiş bir gönderme. :)

    Halk TV, haber kanallarının canlı olarak verdiği Erdoğan’ın Türkiye’ye dönüşü sırasında ekranını ikiye bölerek bir bölümünde Taksim Meydanı’nı, diğer bölümünde de penguenlerin hayatına ilişkin bir belgeseli yayınladı
    T24

    Gezi Parkı direnişine ana akım medyanın uzun süre kayıtsız kalması ve protestocuların üzerine gaz bombaları ile gidilirken pengunlerin hayatı ve yemek konularında belgesel yayınlaması, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kuzey Afrika gezisinden Türkiye’ye dönüşünde Halk TV’de karşılık buldu. CHP’nin yayın organı olarak bilinen Halk TV, haber kanallarının canlı olarak verdiği Erdoğan’ın Türkiye’ye dönüşü sırasında ekranını ikiye bölerek bir bölümünde Taksim Meydanı’nı, diğer bölümünde de penguenlerin hayatına ilişkin bir belgeseli yayınladı.
    alt yazı ile de:
    haber kanalları abartılı rakam veriyor. yeşilköyde erdoğanı 20 000 kişi karşılıyor.
    gezi parkında gece uyuyanların sayısı bile o kadar.
    nasıl?harika bir gönderme değil mi?

    •  
      06 anka 06 anka

      Halk tv’nin o göndermesini gördüm,harikaydı!Ama efsane(!)nin dönüşünü izlemeden yattım.

  6.  
    06 anka 06 anka

    ÇYCF olarak gözlemde bulunmak üzere bu akşam Kuğulu Parka gittim ve Ankaralının coşkusunu izledim.Saat 21:00 de vurmalı çalgı niyetine tencere,tava ve cezve orkestrası çalmaya başladıktan sonra yola çıktım.Küçükesat Caddesinde semt sakinlerinin icrasını dinledim ve Tunalıya yöneldim.Cadde gündüz gibi kalabalıktı,Kuğuluya yaklaşırken kalabalık arttı ve ilerlemekte zorlandım.
    Gençler yoğunluktaydı ama çoluk çocuk ailece gelenler de vardı ve herkes neşeliydi,kendine göre takılıyordu.Arjantin Caddesinden Gaziosmanpaşadan gelenler,Atatürk Bulvarı tarafından Ayrancıdan gelenler,Dörtyol tarafından Küçükesattan gelenler ve Kavaklıdere sakinleri oluk oluk Kuğuluya akıyordu.Çok kalabalıktı.Parkın içine girdim, banklar dolmuş,çimenlere oturanlar vardı.
    Havuzun etrafındaki tahta korkuluklar sırayla bir küçük bayrak bir Muhteşemin kavuklu karikatürü olmak üzere süslenmişti.Taksim Platformunun isteklerinin maddeler halinde yazılı olduğu metinler asılmıştı.En ilginci de hatıra fotoğraf köşesiydi,beyaz bez zemin üzerine ayakta duran pazılı bir insan figürü ki başı yerinde bir delik vardı,uzattığı elini de Muhteşem öpüyor.Özürü kabul edip etmemekle ilgili esprili sözler yazılıydı.Delikten başını çıkararak poz verenleri gördüm. :)
    Seyyar satıcılar milli içki diye bağırarak teneke kutu bira satıyorlardı.Vuvuzela,ıslık,tencere, tava gırla gidiyordu.Bazıları da trafik levhalarını bateri niyetine çalıyordu.
    Kuğulu civarındaki kafeler kapatmışlardı.Eve dönerken diğer kafelerin açık olduğunu gördüm. 22:30 da dönerken ellerinde bayraklarla kadınlı erkekli kalabalıkça grupların geldiğini gördüm. Tahminim bunlar aynı sokakta oturanların birleşerek geldiği gruplardı.
    Kesinlikle protesto havasında olmayan,neşeli insanların bir şenlik havasında bir araya geldiği bir ‘direniş’ izledim.Dilerim sonuna kadar böyle gider ve sonuç alınır.

  7.  
    Gazi

    çArşı’dan Gezi için teşekkür mektubu!

    “Bir bahçeye giremezsen
    Durup seyran eyleme
    Bir gönül yapamazsan
    Yıkıp viran eyleme…

    Gördüğü şiddet yüzünden yaralanmış tüm insanlarımıza geçmiş olsun der, yaşamını yitirmiş olan insanlarımızın ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. Mekanları cennet olsun, hatıraları yaşasın…

    İstemeden de olsa kimilerine bir zararımız dokunmuşsa… Geride bıraktığımız tek bir çöp için dahi halkımızdan ve dünyadan en onurlu işini en az ücret karşılığı yapan tüm temizlik işçilerimizden özür dileriz…

    Bilenler bilir bizi; Gerektiği zaman özür dileyenleri severiz.

    Hayatı futbol değil, futbolu hayata feda edenler olarak, yaşadığımız bu süreç zarfında, çocukluğumuzdan beri vurmalı çalgıların ustası analarımıza…

    Kapısını arkadan sürgülemeyen semtimizin güzel sakinlerine…

    “Direnmeye gittim gelicem” diyen esnafına…

    “Semt bizim aşk bizim” şarkısının hakkını verirken, yere düşen insanlara korkusuzca kalkan olan delikanlılarımıza…

    Seccadesini sedye yapan cami imamına, su taşıyan kilise papazına… Başka renklere gönül verip rekabetini maneviyata saklayanlar… Dualarını iyi niyetlerini bizden esirgemeyen Antartika’daki penguenlere… Şerefini patronlarına devreden medyaya karşı kalemini kırıp onurlu tavır sergileyen basının tüm emekçilerine…

    Duyarlılıklarını esirgemeyen sanatçı, Yazar/şair ve düşünürlere… Emekçi ve emeklilere… Starbuck’ın alnının ortasına “Yaşasın tam bağımsız Kurukahveci Mehmet Efendi” yazan zekâya…

    “Sinirlenince çok güzel oluyorsun Türkiyem” diyen dikkate, haksızlığın, kibrin fırlattığı taşlara karşı göğsünü siper eden kadınlarımıza…

    Gönüllü doktor ve avukatlarımıza… “Bi başına çoraplarını bile giyemez, eksantirik kitaplar dışında kitap, dergi okumaz; etliye, sütlüye, dertliye, asgari ücrete, evin ekmeğine karışmaz, yanında bomba patlasa umurunda olmaz” denilen velakin herkese çalımını atıp röveşatasını yapan gençliğimize…

    Selam veren tüm dostlara… Yolda bize eşlik eden Beşiktaş sahilinin martılarına ve gölgesini bizden esirgemeyen ağaçlara teşekkür ederiz…”

    •  
      06 anka 06 anka

      Esprili olduğu kadar düşündüren harika bir teşekkür mektubu olmuş.Aşkolsun Çarşı’ya!

  8.  

    eylemlerin başlayıp bir iki günde biteceğini sananlar şimdi derin derin düşünüp olayı saptırmaya bakıyorlar.
    eminim istihbarat birimleri burdan bir kaç post çıkarmaya bakacaklardır ama olaya sadece bu açıdan bakmak mümkün değil. bakın dinci cephe olayı nasıl saptırmaya bakıyorlar.

    İlk 3 gün Gezi Parkı sivil bir çevre direnişiydi. Ancak sonrasında istihbarat örgütlerinin, çıkar peşindeki dış güçlerin oyun sahası oldu. Şimdi bu soruları sorma vakti!

    Türkiye’deki Gezi olayları kirli bir operasyon mu? Gençlerin üzerinden kimler, ne devşirmek istiyor?

    İran ile Batı ‘aynı’ hedefte nasıl buluştu?

    Artık bu soruları sormanın vakti!

    Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül bugün köşesinden cevaplanması gereken buna benzer derin sorular yöneltiyor.

    “Bu bir operasyon. Gezi Parkı eylemcilerinin ötesinde bir operasyon” diyen Karagül, “Artık olay, Gezi Parkı’nı da, siyasi muhalefeti de, AK Parti ve Tayyip Erdoğan karşıtlığını da aştı. Bir tür toplumsal sarsıntı, bir tür güç kayması yaşatılmak isteniyor” tespitinde bulunuyor. Ardından da sorularını yöneltiyor.

    GEZİ’NİN DERİN SORULARI;

    *Nasıl oluyor da, eylemler başlar başlamaz bazı sanatçı ve gazeteciler tam bir organizasyon görüntüsü vererek harekete geçebiliyor?

    *Nasıl oluyor da, olay Gezi Parkı boyutlarını aşmasına rağmen eylemler daha da yaygınlaşıp öncüler daha da keskinleşebiliyor?

    *Nasıl oluyor da, bu kadar seviyesizlik, çirkeflik, saldırganlık, iki yüzlülük bu kadar masum bir kamuflajla, medya imajıyla pazarlanabiliyor?

    *Nasıl oluyor da, Taksim olayları başlar başlamaz, bazı Avrupa ülkelerinden birbirinin kopyası açıklamalar geliyor? Meydanlarda, sokaklarda bu kadar yabancı uyruklu kişi organize olup ‘savaş’ veriyor?

    *Nasıl oluyor da, yabancı istihbarat kuruluşları, lobiler, sermaye çevreleri eylemleri desteklemek amacıyla Türkiye’ye karşı ortak bir saldırıya girişebiliyor?

    *Nasıl oluyor da, yabancı fonlar, ajanslar, anormal sağlıksız raporlar yayınlayarak Türkiye ekonomisini çökertmek için ciddi bir proje görünümü veren operasyon yapıyor?

    *Nasıl oluyor da, bazı yerli siyasi ve sermaye unsurlarıyla yabancı muadilleri bir iki günde böylesine organize olup, eylemleri Türkiye’de sosyal çatışma boyutuna sürüklemeye dönük icraatlere girişiyor?

    *Nasıl oluyor da, İran istihbaratı ile Avrupalı bazı ülkelerin istihbarat unsurları aynı amaç için Türkiye’de ortaklık kuruyor? timetürk

    •  

      o aman bizde cevaplandıralım.
      sanatçılar eylem başlar başlamaz hemen kşmadılar. olaylar devam edince nemalanmak için katılanlar oldu.
      taksim olayları başlar başlamaz avrupa ülkelerinin destek olmasına gelince,11 yılda muhteşemin her icraatı batı tarafından alkışlanddı ibrahim bey. kredi kuruluşları sürekli notumuzu artırdı.buna ne derseniz.
      ibrahim bey,ekonomiz zaten hiç bir zaman iyi olmadı. satarak ekonomi düzelmez. ekonomi üretimle düzelir.üretim var mıyok .dediğim gibi sürekli şişirilen ekonomimiz şimdi ortaya çıktı.
      verilecek cevaplar çok.
      bizimde endişelerimiz var ama sorular doğru değil.
      eylemleri faşizme tepkiyi yanlış mecralara akıtmaktan başka bir şey yok bu sorularda.
      tipik dinci ittifakı.

    •  
      Gazi

      İbrahim Karagül herhalde ekonominin süper olduğu, Türkiye’nin güçlendiği, Erdoğan sayesinde Türkiye’nin uçuşa geçtiği palavralarına kendisini fazla kaptırmış.İbrahim Karagül ,hükümet çok başarılı olduğundan ABD ve AB ,protestolarla Hükümeti devirmeye çalışıyor demek istiyor. ABD ve AB’nin kucağında oturup ,bir dediğini iki etmeyen din tüccarları için bile bu protestoları ABD ve AB ile ilişkilendirmeye çalışmak en hafif deyimle riyakarlıktır.ABD ve AB’nin Erdoğan’dan kurtulması için böyle protestolar organize etmesine de gerek yoktur.Yıllık 70 milyar dolar dış ticaret açığı veren,yıllık 50 milyar dolar dış borç faizi ödeyen bir ülkede iktidar değişikliği için kredi musluklarını kapatmak fazlasıyla yeterlidir.Ekonominin çökmesindeki neden sıradan vatandaşların protesto gösterileri değil aylık 10 milyar dolar sıcak para bulamazsa batacak bir ekonomi yaratan ekonomi yönetimidir.

    •  

      ibrahim karagül e sormak lazım ,peki batı niye muhteşemi öve öve bitiremiyordu,niye Atatürkle eşdeğerde tutuyorladı.
      çünkü hep küresel çeteye hizmet etti. şimdi belki artık gözden çıkarmış olabilirler..
      ama Türk halkının faşist akp iktidarına karşı sesini yükseltmesini böyle abuk subuk sorularla sulandıramazsınız. son 11 yılda batının muhteşeme verdiği payeleri unutmayın.

    •  
      Gazi

      İbrahim Karagül Taksim olaylarından Batı istihbaratını ve İran’ı birlikte sorumlu tutmuş.Bu duruma tek başına zırva tevil götürmez demek mümkündür.Bununla beraber Erdoğan bu günkü açıklamasında İbrahim Karagül’ün aksine Taksim protestolarını yapanları ABD karşıtı olarak nitelemiş.Erdoğan,‘’Bildiğiniz gibi ABD Büyükelçiliği’ne saldıranlar oldu. Bunlar onlardandır. Masum insanların ve kamu mallarının zarar görmesine neden oluyorlar. Otobüs ve caddelere zarar veriyorlar.
      Taksim projemiz tarihi çevreyi ve kültürü bir arada toplayan bir projedir. Ve bu proje İstanbul’a çok güzel bir ortam oluşturacaktır.’’demiş.Bence AKP’liler aralarında bir karar verseler daha inandırıcı olabilirler.Mesela hepsi birden İmralı sürecini baltalamaya çalışanları yahut Esad’ı yahut Ergenekon’u yahut İran’ı yahut CHP’yi yahut MHP’yi suçlasalarda rahat etseler.

  9.  
    Gazi

    ‘Sarhoş olsun kalleş olmasın’
    Gezi Parkı eylemlerinde Miraç Kandili de kutlandı. Eliaçık’tan Kandil duası.

    Taksim Gezi Parkı eylemcilerine destek veren Anti Kapitalist Müslümanlar, Miraç kandili programı yaptı. Programda, bir kadın tarafından “Yasin Süresi”nden bir bölüm okunurken İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık da Fatiha Süresi okuduktan sonra dua etti.

    Program sırasında grup üyesi iki kişi yakılmış haldeki bir minibüsün üzerine çıkarak Amerikan ile İsrail bayraklarını yakmaya kalktı. Ancak diğer eylemcilerin tepkileri üzerine bayrak yakmaktan vazgeçtiler.

    Taksim Gezi Parkı eylemlerine destek vermek için gelen “Anti Kapitalist Müslümanlar” üyesi bir grup parkta Miraç Kandili programı düzenledi. Önce kandil simidinin dağıtıldığı programda, grup üyesi Münibe Altıparmak adlı kadın tarafından mealiyle birlikte “Yasin Süresi”nden bir bölüm okundu.

    İlahiyatçı yazar İhsan Eli Açık da Fatiha Süresini okuduktan sonra, dua etti. Duada Eliaçık, “Yarabbi… 9 gündür bu meydanda direniş içerisinde olan gençlerin seslerini kavli, soluklarını güçlü eyle. Direnirken ölen kardeşimize Allah’tan rahmet, kalanlarına marifet diliyoruz. Zalim Sultan’a karşı, Hakkı haykıran gençleri bu memleketten eksik eyleme” şeklinde duada bulundu.

    “SOKAKTA YEŞİL PARKLARIN ARASINDA UYUYANLARIN ARASINDA ÇAPULCU OLMAZ”

    Daha sonra eylemcilere hitap eden Eliaçık, “İslam barış demektir. Barış zararsızlık halidir. Kimseye zarar vermeyiniz. Herkese selam veriniz. Sizden farklı olan kişiye giderek selam veriniz. Kardeş olunuz. Sevgi ve merhameti yayınız. Bugün Gezi Parkı’ndan bu sinerji yayılıyor. Allah’ın rahmetiyle beraber Türkiye’de yepyeni şeyler oluyor. Böyle yerlerde Kuran okunmaz, dua edilmez diyenler bir kez daha yanılıyor. Yan tarafta çukurlar açtılar. Çukurlar nasıl çöktüyse ön yargılarda inşallah öyle yok olup gidecek. Bize diyorlar ki: Orada sarhoşlar var, ne işiniz var orada. Bizde diyoruz ki: Sarhoş olsun anlaşırız, yeter ki kalleş olmasın.

    Bize diyorlar ki: Onlar çapulcu. Diyorlar ki, onlar çete. Bizde diyoruz ki: Sokakta yeşil parkların arasında uyuyanların arasında çapulcu olmaz. Çapulcu, devletin 40 tane odası vardır. Her bir odasında 40 tane fırıldak çevrilir. Çapulcular yağma yapanlardır, makam odalarında oturur, kravatlarıyla dolaşır. Çapulcular yağma yiyenlerdir.” Dedi.

    Program sırasında grup üyesi iki kişi yakılmış haldeki bir minibüsün üzerine çıkarak Amerikan ile İsrail bayraklarını yakmaya kalktı. Ancak diğer eylemcilerin tepkileri üzerine bayrakların bayrak yakmaktan vazgeçtiler.

    EYLEMCİLER POLİSE KANDİL SİMİDİ DAĞITTI

    İSTANBUL Taksim Gezi Parkı’nda yaşanan olayları protesto etmek için Sivas kent meydanında toplanan bazı göstericiler, Mirac Kandili nedeni ile polislere kandil simidi dağıttı.

    Sivas’ta 5 gündür devam eden Taksim Gezi Parkı olaylarının protesto gösterileri bugünde devam etti. Kent meydanında toplanan ve büyük bir çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşan yaklaşık 100 kişilik grup hükümet aleyhine çeşitli sloganlar attı. Eylemciler daha sonra Miraç Kandili nedeniyle beraberinde getirdikleri kandil simitlerini güvenlik önlemi alan polislere dağıttı. Göstericiler ayrıca ellerinde, ‘Tüm İslam aleminin Miraç Kandili mübarek olsun’ yazılı dövizler taşıdı. Polis çemberi içerisinde 1.5 saatlik oturma eylemi yapan grup daha sonra olaysız bir şekilde dağıldı.

    CUMHURİYET PARKINDAKİ PROTESTOLARDA KANDİL SİMİDİ DAĞITILDI

    İSTANBUL Taksim Gezi Parkı eylemine destek için İzmit’te akşam saatlerinde Cumhuriyet Parkı’nda yaklaşık 500 kişi toplandı. Eylem sırasında Sivil Toplum Örgütü temsilcileri kandil simidi dağıttı.

    Cumhuriyet Meydanı’nda saat 19.00′da her akşam olduğu gibi yine ellerinde Türk bayrakları ve Atatürk posterleriyle toplanmaya başlayan göstericiler, ‘Taksime selam direnişe devam’, ‘Hükümet istifa’, ‘Taksimin ateşi AKP’yii yakacak’, ‘Sağ sol yok, direniş var’ sloganları attıktan sonra İstiklal Marşı okudu. Daha sonra Sivil Toplum Örgüt temsilcileri Miraç Kandili nedeniyle kandil simidi dağıttı.

    MİRAÇ KANDİLİ’NE DENK GELEN EYLEMDE LOKUM DAĞITILDI

    Muğla’nın Bodrum İlçesi’nde, Gezi Parkı eylemlerine destek gösterilerinin 6 günü Miraç Kandili’ne denk gelince kandil simidi, ayran ve lokum dağıtıldı. Eyleme destek veren gençler ayrıca sivil polislere de lokum ikram etti. Şarkıların, türkülerin söylediği ve sloganların atıldığı gezi parkı direnişine destek eylemi, lokum tadında geçti.

    Bodrum’da, Taksim Gezi Parkı eylemlerine destek için halk tarafından başlatılan eylemlerin 6′ncı gününde Belediye Meydanı’nda yaklaşık 400 kişi toplandı. Miraç Kandili nedeniyle meydanda toplanan halka kandil simidi, ayran ve lokum dağıtıldı. Belediye Meydanı’nda eylem nedeniyle nöbet tutan sivil polislere de gençler, lokum ikram etti. Bodrumlu gençler saz çalarak, şarkılar, türküler söyledi. İlginç pankartlarla meydana gelen eylemciler, hükümet aleyhine sloganlar attı. ‘Parfümünün adı ne? Biber Gazı. Kokusu çok çirkin, nereden aldın? Mustafa Kemal’in Askerleriyiz diye bağır bedava sıkıyorlar’, ‘Zor tutuyoruz bu adamları şansınızı zorlamayın’, ‘Biz AKP’siz Dine, CHP’siz Ata’ya, MHP’siz Vatana, BDP’siz Kürt’e sahip çıkarız. Biz Halkız’ yazılı mesajlar veren pankartlar dikkat çekti. Taksim Gezi Parkı için desteklerine devam eden grup, demokratik haklarını kullanarak, eylemlerini sürdürdü.

    Kaynak:Gerçek Gündem

    •  
      zalim zalim

      Sn Gazi ve Nese abla; Bu sorosbu cocuklarinin zirvalarina cevap yetistirmeye imkan yok. Cünki bunlar köpek osu.dukca yalan söylüyorlar.

  10.  
    Gazi

    AYIDAN POST,GAVURDAN DOST OLMAZ”I ANLAMAYANLARA..
    ABD Türkiye konusunda vatandaşlarını uyardı…

    FHA- Türkiye’nin en yakın müttefiki olan ABD hemen karşı pozisyon aldı. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, Amerikan vatandaşlarına Türkiye için seyahat uyarısında bulundu. ABD basını da dün Erdoğan’a “Diktatör” demişti.
    FHA- ABD Dışışleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan “bilgilendirme metninde”, Türkiye çapında yaşanan olaylar özetleniyor ve “Türkiye’de seyahat edenler veya bu ülkede yaşayanlar olası şiddet olaylarına karşı tetikte olmalıdır. ABD vatandaşlarına gösterilerden ve büyük mitinglerden uzak durmalarını tavsiye ediyoruz. Barışçıl amaçlı gösteriler bile çatışmaya ve şiddet olaylarına dönüşebilir” dendi. ABD, İngiltere ve İsveç vatandaşlarını protestolar konusunda uyardı

    İNGİLTERE VE İSVEÇ DE UYARDI

    ABD’nin yanısıra İngiltere ve İsveç de, Türkiye’de bulunan vatandaşlarını protestoların yapıldığı alanlara gitmemeleri yönünde uyardı.

    Bu zor günlerinde sözde “müttefik”lerinin Türkiye halkını her zaman yalnız bırakmasına rağmen birilerinin hala ısrarla bu müttefiklere sarılmasının nedeni anlaşılamıyor.

    İSRAİL DE DOST VE MÜTTEFİK OLARAK SAHNEDE (!)

    İsrail de bu olaylarda Batının tavrını sergiledi.

    İsrail gazetesi, İstanbul’daki olaylar üzerinden Başbakan Erdoğan için “balayı bitti” yorumunda bulundu.

    İsrail gazetesi Yedioth Ahoronot’ta yayınlanan ve Türkiye uzmanı olarak bilinen Prof. Dror Ze’evi’nin imzasını taşıyan makalede, İstanbul’da yaşanan olaylardan sonra Türk siyasetinde hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağından söz edilerek, iktidar partisinin seçmenleri ile olan iyi ilişkilerinin sarsıldığı ifadelerine yer verildi.

    İsrailli gazetede baş sayfadan verilen makalede şöyle denildi: “Son yıllarda Başbakan Erdoğan kendisine ve hükümetine karşı basında yapılan eleştirilere anlayış göstermiyor. Hükümeti eleştiren gazeteciler eğer şanslı iseler sadece işlerinden oluyor, dahası parmaklıklar arkasına gönderiliyor. Yazı işleri müdürleri, gazeteleri sıkça ziyaret eden ve bir anda vergi ödemelerinde yüzbinlerce liralık açık bulan kontrol memurları ile cezalandırılıyor. Hükümeti eleştiren aydınlar, akademisyenler, askerler darbe planları yapıyorlar diye hapse atılıyor. Hükümetin bu baskıları, Türkiye’de sivil bir itaatsizliğe neden olmak yerine, şimdiye kadar asla bir araya gelemeyen farklı siyasi grupları bir araya getirdi. Yaşanan bu toplumsal isyanlar eninde sonunda bastırılacaktır fakat, Başbakan ve partisinin seçmen kitlesi ile olan ilişkileri bir daha asla aynı olmayacaktır.”

    DÜŞMAN İRAN MI, ABD VE İSRAİL Mİ?

    Müttefiklerinin tavrı bu iken Türkiye medyasının yine olayları İran’ın üzerine yıkmaya çalışan tavrı ise “bitmek bilmeyen bir İran düşmanlığı olarak tanımlanıyor. Nitekim bu olaylarda Ankara’da bir İran ajanının yakalandığı haberi de her zaman olduğu gibi, halkın varlığını görmezden gelme, eleştirilere tahammül edememe ve kendi hatalarını başkalarının üzerine yıkma kurnazlığından ibaret ve yine o çirkin “vur abalıya” siyaseti!!..Türkiye medyası İran İslam Cumhuriyeti kurulalı beri İran’ı “düşman” gördü. Yıllar önce laik medyanın sergilediği bu “ okyanus ötesinden gelen sipariş” tavrı tıpatıp aynı şekilde şimdi de bazı “İslamcı” medyanın sergilemesi düşündürücü bulunuyor.

    9 Türk’ü şehid eden ,alçak koltuk krizini Türkiye’ye reva gören, Türkiye askerlerinin başına çuval geçirip ülkeyi paramparça edeceklerine dair resmen haritalar ve makaleler yayınlayan da İran değil, ABD ve İsrail olduğu halde bu ikilinin karşısına dikilerek ağır bedeller ödeyip dik duran İran’ın Türkiye tarafından hep “düşman”, bu ikili müttefikin ise daima vazgeçilmez “dost”lar olarak tanımlanması da düşündürücü bulunuyor.

    Kaynak:Fars Haber Ajansı.

  11.  
    Gazi

    Taksim:ya sonra?

    Taksim Gezi parkı ile ilgili olarak İstanbul’da yapılan mitingler başlangıçta boyutu bakımından mutevazi karakter taşıyordu. Sonraları bu mitingler hükümetin ve Türkiye başbakanının istifa etmesi istemi ile Türkiye’nin her yerinde düzenlenen yığınsal etkinliklere dönüştü.
    Kural olarak böyle etkinlikler, yer aldığı ülkenin sosyo-politik yaşamında iz bırakıyor. Türkiye’de sözü geçen kitlesel gösterilerin ne gibi sonuçları bekleniyor? Eski Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Prof. Dr. Abdüllatif Şener Rusya’nın Sesi radyosuna verdiği demeçte konu ile ilgili fikirlerini dile getirerek şunu söyledi:
    Amur Gadjiev: Son İstanbul’daki olaylara baktığımız zaman, bunlar bir mitingden ziyade bir protesto niteliğini almışlar adeta. Ve Türkiye’nin birkaç ilini kapsayan bir protesto şeklindedir. Bu tür olaylar genellikle ülkenin siyasi yaşamında bir iz bırakırlar. Sizin tahminlerinize göre, bu protesto eylemleri nasıl bir etki doğurabilir? Sonuçları ne olabilir Sizce?
    Abdüllatif Şener: Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Bu gösteriler esas itibariyle Türkiye’de mevcut olan antidemokratik yönetim biçimine karşıdır. Yani, yıllardır Türkiye’de basın özgürlüğü yok, hiçbir televizyon ve gazete Hükümet’in istemediği şeyi yayınlayamıyor, hiçbir televizyon ve gazete Hükümet’in politikaları dışındaki alternatifleri ortaya koyamıyor, Hükümet’in politikalarını eleştiremiyor. Ve toplum sürekli tek yönlü olarak bilgilendiriliyor. Ve nihayet, yıllardır ortaya çıkan bu antidemokratik tabloya vatandaş tepki gösterdi. Öğrenciler gösteri yapsalar hapse atılıyorlar, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, odalar korkudan sesini çıkaramıyor. Veböyle bir ortamda halk sürekli biriktirdi biriktirdi, sonunda tepkisini ortaya koydu ve sokaklara döküldü. Ancak bu gösteriler yine Türkiye’de televizyonlarda, gazetelerde yayınlanmadı, Türkiye’de sadece seyredilme oranı düşük olan bir veya iki televizyon bu olayları düzgün bie şekilde vermiştir. Onun dışında Türkiye’de uydu yapan yüzlerce televizyonlardan hiçbiri bu olayları olduğu gibi göstermemiştir. Ama vatandaşlar internetten ve o bir-iki televizyondan Türkiye’nin her tarafında gösteriler olduğunu, polisin panzerlerle, göz yaşartıcı bombalarla, tazyikli sularla vatandaşın üzerine yürüdüğünü görmüştür ve olup biten hadiseleri şimdiye kadar kendisinden gizlendiğini ilk defa bu hadiseler sonrasında öğrenmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla artık Hükümet’in sorgulanmaya başladığını düşünüyorum. Ve bu sorgulanma neticesinde de artık eskiden olduğu gibi televizyonlara, sendikalara, odalara yasak koymak süretiyle toplumu yanlış bilgilendirme şansını Hükümet gittikçe kaybetmektedir. Sadece bu olaylar ne gibi bir sonuç doğurur, bunu şu anda görmek mümkün değil, ama bu bir yanlış gidişin dönüşümü demektir. Bundan sonraki gelişmeler Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı şansını, ihtimalini ortadan kaldırabilecek niteliktedir.
    Amur Gadjiev: Peki Size göre bu protesto eylemleri bir sonuç doğurur mu? Çünkü bakıyoruz ki, ufak mitingler artık bir anda büyük ve Hükümet’i istifaya çağıran protestolara dönüşebilmektedir. Yani Başbakan, tavizler verme konusunda tutumunu değiştirir mi, yoksa “yoluna devam mı edecek”? İfadelerine bakıyoruz, taviz vermeyecek gibi bir yaklaşımı söz konusu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
    Abdüllatif Şener: Evet, Başbakan’ın ilk beyanatları, bu gösterilere aldırış etmeyeceğini, bildiği gibi yoluna devam edeceğini gösteriyor. Nitekim, Türkiye’deki bütün televizyonlara ve gazetelere Hükümet tek-tek telefon etmek süretiyle bu olayların yayınlanmamasını istemiştir, bunu da baskı olarak yapmıştır. Bu, eski huylarının bir devamı niteliğindedir zaten. Dolayısıyla tavrını değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. Fakat eskiden Yargı, Hükümet’ten korkuyordu, mahkemeler, hakimler, savcılar korkuyordu. Üniversiteler Hükümet’ten, Başbakan’dan korkuyordu. Ve sürekli olarak Türkiye’deki sermaye Hükümet’ten korkuyordu. Medya Hükümet’ten korkuyordu ve Başbakan ne isterse onu yapıyordu. Ancak bu olaylar, Başbakan’dan korktuğu için Başbakan’ın istekleri doğrultusunda davranan Yargı mensuplarından basın mensuplarına varıncaya kadar geniş bir kitlenin artık tavrını değiştirmesine yol açabilir. Bunları önümüzdeki günlerde göreceğiz, önümüzdeki günlerde Türkiye’de tüm kurumların davranışlarında zincirleme bir değişiklik meydana gelebilir. Normal demokratik bir ortam ortaya çıktığı takdirde Başbakan’ın Türkiye’de seçim kazanması mümkün değildir. Başbakan’ın Türkiye’de seçim kazanmasının sebebi uluslararası projelerle işbirliği halinde Türkiye’deki demokrasinin standardını düşürmesi ve basın özgürlüğünü ortadan kaldırması nedeniyledir. Bu ortamın dağılmaya başladığını düşünüyorum. Bundan sonrası Hükümet için de, Başbakan için de kolay değildir

    KAYNAK:Rusya’nın Sesi.

  12.  

    Taksim Meydanı’ndaki yayalaştırma çalışmaları ile Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası ve alışveriş merkezi yapılması için ağaçların kesilmesine karşı başlayan ve polisin sert müdahalesi sonucu tüm yurda yayılan gösterileri düzenleyen eylemciler, 6 bürokratı hedefe oturttu.

    ‘’Taksim Dayanışması’’ adına hazırlanan ve hükümetle kamuoyuna seslenen bildiride, İstanbul, Ankara, Hatay Valileri ve Emniyet Müdürlerinin görevden alınması isteniyor. Bu 6 isim şöyle:

    MUTLU VE ÇAPKIN: İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu 1956 Rize doğumlu. Hukuk mezunu. Daha önce Siirt ve Diyarbakır Valiliği yaptı. 11 Mayıs 2010’dan bu yana İstanbul Valisi. Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ise, 1951 İzmir doğumlu. Daha önce Yozgat, Antalya, Bursa, Manisa, Gaziantep ve İzmir Emniyet Müdürlüğü yaptı. 29 Haziran 2009’dan bu yana İstanbul Emniyet Müdürü…

    YÜKSEL VE AY: Ankara Valisi Alaaattin Yüksel 1950 doğumlu. Hukuk Fakültesi mezunu. Daha önce Trabzon, Balıkesir, İzmir ve Antalya Valiliği yaptı. 13 Mayıs 2010’dan bu yana Ankara Valisi. Emniyet Müdürü Kadir Ay ise, 1961 Adana doğumlu. Daha önce Muğla’da Emniyet Müdürlüğü yaptı. 6 Eylül 2012’den bu yana Ankara Emniyet Müdürü.

    LEKESİZ VE KILIÇ: Hatay Valisi Celalettin Lekesiz 1962 Yozgat doğumlu. Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Daha önce Amasya Valiliği yaptı. 11 Haziran 2009’dan bu yana Hatay Valisi. Emniyet Müdürü Ragıp Kılıç ise, 1963 Kahramanmaraş doğumlu. Hatay, il Emniyet Müdürü olarak ilk görev yeri. 12 Ocak 2010’dan bu yana Hatay Emniyet Müdürü. gazeteport

    •  

      gezi eylemlerinde göz altına alınan gençlere darbe suçları isnat edilmiş.
      buna göre tıwıteer de eli sopalı ppolislerin yada her ne şseler onların fotoğraflarını paylaşmak da suç sayılmış. bu eylemin örgütlü bir eylem olduğu ve darbeye teşebbüs sayıdlığı bildirilmiş.
      zaten mehmet şevket eygide bu eylemleri darbe olarak nitelemişt.
      kısacası sosyal medyada paylaşılan her şey darbe adı altında suç sayılıyormuş.
      muhteşemin sosyal medyayı bela olarak adlandırmasından hareketle ak bürokratlat yani valiler emniyet müdürleri harekete geçmiş. :(

  13.  

    tabi bir süre önce varılan anlaşmaya göre teröriste terörist denmeyecek AKTİVİST denilecekti. bunun sebebide belli oldu.Gezi parkı reklam kampanyasında baş aktivist olarak öne çıkan dünün yönetmeni bugünün aktivist jönü SSÖ oldu ama film tutmadı. asıl aktörler sahneye çıkınca çakma aktivistler geri planda kaldılar.
    tabi bazı aktivistler provokasyon olarak polsi taşlıyor yakıyor yıkıyor Türk milletinin eylemini talana çevirmeye çalışıyor ama olmuyor.
    dün tv de taksimdeki paranın geçmediği marketleri görünce gözlerimden yaş geldi. adeta bir pazar yeri gibi yok yok. ama tek olmayan para. herşey eylemcilerin hizmetine sunulmuş. temin eden yine Türk halkı.
    örnek dayanışma.
    biz kendimize haksızlık ediyoruz. zaman zaman bunalıyoruz belki ama böyle günlerde ne denli yüksek meziyetleri olan bir millet olduğumuz ortaya çıkıyor.
    gölcük ve düzce depremlerinde bunu yaşadık. işte gezi eylemide böyle bir yardımlaşmanın kenetleşmenin örneğidir. BU ÖZELLİĞİMİZLE GURUR DUYUYORUM.
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

  14.  

    taksim gezi parkı olaylarıyla baişlayan dev eylem artık sadece gezi parkı ağaçlarını yada ne bileyim içki yasağını kapsamıyor.
    belki başlarda bdpkk nın bir reklamı olacakken birden Türk milletinin eylemine dönüşen olaylar bellki bdpkk lıları kızdırmıi. kendileri ön plana çıkacakken arada kaynadı gittiler.
    ortalık Türk bayraklarıyla Atatürk posterleriyle tam bağımsız türkiye sloganlarıyla doldu.
    hal,yle bdpkk yine bir itilmişlik duygusuna kapıldılar. süreç denen ihanete tepki var,T.C. nin yok edilmesine tepki var,iki ayyaş tanımına tepki var 11 yıldır büyük pişkinlikle yaptıkları her değerimizi satışlarına, kendilerinin aşırı saltanatına karşı işsiz ordusu yıkılan yuvalar yoksullaşan halk, eğitimde geriye dönüş,çocukları 4.sınıftan sonra eve gönderirken, milletin çocuklarını imam hat,iplere adeta zorlarken kendi çocuklarını amerikalarda okutmaları var.
    bu çığ gibi tepkide her şey var.
    tutup bu saatten sonra bunuda bir bdpkk eylemi olarak sunamayan şaşkınlar prdan burdan böğürüyorlar.
    akillerinizi alın çalın başınıza.bu eylemler sadece gezi parkı yada içki yasağı ile sınırlı değil. bu eylemler T.C. sahip çıkma bölünmeye tepki eylemidir. bdpkk bu eylemlerdeki mmesajı aldılar sancıları ona.
    yoksa bizim Atatürkle bir sorunumuz yok demenin anlamı ne. asıl sizin ATATÜRK le sorununuz olmalı. çünkü ulu önder tam bağımsız bir Türkiye kurdu ve bunu Türk gençliğine emanet etti. gençlik tepkisini kırmadan dökmeden gösteriyor. araya sızmış pk militanları her zamanki gibi yakıp yıkıp faturayı eylemci gençlerimize kestirecekler ama o kadar belliki onların yaptıkları. yüzler poşulu ellerde taşlar molotof kokteyler. ama oyununuz tutmayacak. T.C. bölünmeyecek. iktidarlar gidici T.C. kalıcısıdr. bunu artık kalın kafanıza sokun.

    •  

      bu arada çekildiüi söylenen pkk lılarda ancak 16 şarlı gurup olarak 6 gurup defolup gitmiş. buda topu topu 96 kişi eder 100 bile değil. yani çekilme hikaye koca bir yalanüstelik pkk lılardan askerlerimize ateş açılıyor.işlerin tıkırında giderken birden bozulmasını istemeyen bdp liler hemen ateş açılan yere gidip geceyi askerlerle geçirmişler ve eminim teröristlere mesaj göndermişlerdir biz burdayız vurmayın diye.
      böyle çekilmemi olur.biz her türlü provokasyonu yapalım taciz ateşi açalım ama asker kılını kıpırdatmasın. akp nin yapacağğı anlaşmada ancak bu kadar olur.

  15.  

    cemaat ağzındaki baklayı çıkardı.
    zamandan şahin alpay,rte değişmeli,ya istifa etmeli yada bir kaç süslü cümleden sonrai,halk gereğini yapmalı demiş.
    yani gül ün adını henüz telafuuz etmiyorlar ama sıra da oda var.önce bir muhteşemi iyice hırpalasınlar sıra onada gelecek.
    tabi polisin vahşi müdahaleside muhteşemin hanesine yazılıyor. bu da cemaatin bir kösteği olabilir. ama şiddet konusunda muhteşemin eline kimse su dökemez o da ayrı.
    dolayısıyla polisin şiddeti hoşuna bile gitmiştir. nasıl olurda bazılarına ilahi bir yaratık gibi görünen muhteşeme karşı ayaklanırlar,alın size gaz alın size su.
    esad halkına kimyasal gaz kullanıyor derhal gitmeli diyen muhteşem şimdi aynı pozisyona düştü.
    her biri beter olsun.

    •  
      zalim zalim

      Nese abla, google onu kafasina göre yazmayip en cok kullanilan terimlere göre yaziyor:)) demekki se..fsiz oldugunu bilmeyen kalmamis.

    •  

      yada hep öyle aranıyorda şerefli tayyip diye aranınca gugul da afallıyor,acaba bunu mu demek istediniz diye soruyordu. zararı yok yine öyle arayanlar şerefli arayanlardan çoktur.
      bir süre sonra gugulda koyverir ne haliniz varsa görün der :) :) :)

    •  
      zalim zalim

      abla, bence simdiden koyversin gitsin:))

  16.  

    flaş flaş flaş….
    KKTC nide irsen küçük başkanlığındaki hükümet güven oyu alamamış.
    tabi bunda gensoru önergesine kendi partilerinden de destek verenler olmuş.
    ne güzel değilmi, bizim KKTC öğreneceğmiz epey şey var.özellikle iktidar partisi figürlerinin.

  17.  
    zalim zalim

    Serefsiz züürüyet son kozlarini oynuyor, güya Taksim Platformu üyeleri açıklama yapmis. her kimse onlar. ve onlara o yetkiyi kim vermisse??

  18.  
    06 anka 06 anka

    Esat kaynıyor.Kuğuluya müdahale etmişler.Şimdi Tunus ve Kennedy caddelerinde gaz ve su ile sert bir müdahale varmış.

Cevap Yazın


2 − 1 =

Vebdizayn tasarım