Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Sistem Arayışları
18 Eylül 2017
08:39
692 Kez Okundu

Ömer Özkaya

Uluslararası ilişkilerde kullanılan manivela devletler, manivela sorunlar, manivela ideolojik ve dini akımlar gibi kullanışlı enstrümanlar vardır. Küresel ve bölgesel yeni dizaynlarda manivela olarak aşağıdaki enstrümanlar sıkça kullanılmakta ve her zaman da sonuç alınmaktadır: Kıbrıs sorunu, Filistin sorunu, Ortadoğu, Vietnam,  Kuzey ve Güney Kore, Eritre, Ermeni tehciri, Nikaragua, Kolombiya vs… Bu sözde sorunların tüm tarafları “anlaştık “deseler, gerçekten de anlaşsalar, bu yok sayılır, anlaşmaları istenmez, anlaşamazlar da! Terör örgütleri, kendileri silah bırakma kararı alsalar, bırakamazlar, kendileri böyle bir karar da alamaz. Dolayısıyla terör örgütleriyle her türlü müzakere, aslında anlamsızdır. Küresel sistem, çatışmaların devamı, çatışma yoksa icadı, sönmek üzere ise alevlendirilmesi üzerine kurulu. Bu manivela enstrümanlara bazı devletlere uygulanan ambargolar, ekonomik ve askeri pakt girişimleri de eklenebilir.

Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra AB, Avrupa’da en önemli ekonomik, siyasi ve askeri birlik projesi olarak öne çıktı. Bu süreç, devletleri, devletlerin içindeki çeşitli siyasal, dinsel, etnik, ekonomik vs. unsurları kategorize ederek Afrika, Asya ve Avrupa’yı uzun süreli bir statükoya kavuşturmayı amaçladı, kısmen de başarılı oldu. Ancak İngiltere’nin AB’den ayrılışı ile  yeni küresel sistem arayışlarının yoğunluğu konusundaki fikirler ve bilgiler değişti. Bu basit bir kopuş olmayabilirdi ve de olmayacak. İngiltere, AB’den koparak; İngiliz Milletler Topluluğu’nun başkalarının da nüfuz sahası olmasını engellemeyi ağırlıklı olarak hedeflediği gibi zaten doğal bir pakt olma hüviyetini daha da nitelikli hale getirmek için enstrümanlar üretme çabasına girdi.

Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale ettiği iddiası ise aslında son zamanlardaki en kapsamlı ve en radikal siyasal, ekonomik, güvenlik, ideolojik ve psikolojik operasyonlardan biridir. Bu iddia ile bundan sonraki tüm uluslararası ve ulusal ilişkileri etkileyecek bir manivela üretilmiştir. Bu manivela giderek tüm büyük, oturmuş ve değiştirilemez görünen mimarileri yerinden etme gücüne sahip olacaktır.

Osmanlı’nın duraklama döneminden itibaren bölgemizde birçok etnik ve dini unsur, Osmanlı’yı biçimlendirecek ve hatta yok edecek manivela olarak kullanılmıştır. Bugün de Çin başta olmak üzere İran, Türkiye, Rusya, ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Hindistan, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Brezilya gibi tüm büyük veya önemli devletler, yukarıda sayılan manivelalar ile yeniden dizayn edilmeye, ya da yeni paktlar ve/veya daha önce görülmemiş yeni işbirliklerine yönlendirilmek istenmekteler.

Bu yeni dizaynın parametreleri hakkında ise birçok devletin ve hatta  neredeyse tamamının kapsamlı bilgisi yoktur. Çünkü planlayanların da bu büyük yeniden inşa sürecinin tüm etaplarını öngörebilmeleri mümkün olmamıştır. Bu durumda inanılmaz uluslararası ilişkiler efsaneleri üretilmiş ve sonunda asitmerik milletler, asimetrik örgütler ve güçler ligi oluşmuştur. Yeni küresel sistem arayışları bu uluslararası iklim altında gerçekleşmektedir ve büyük olasılıkla aynı sonucu tekrar üretecektir. Çünkü klasik analiz metotları ile uluslararası ilişkiler alanındaki ve ulusal düzeydeki gelişmeleri anlamak, çoktan beri imkan dahilinden çıkmıştır. Bu sebeple uluslararası ilişkiler dünyasında aslında neler olduğu hep atlanmaktadır.

Son dönemde İngiltere’nin, ABD’nin, Almanya’nın, Fransa’nın, Rusya’nın ve Çin’in liderliğinin söz konusu olduğu uluslararası yeni mimariden bahsedilmektedir. Bu kapsamda bazı devletler lider yapılırken bazıları da kümede düşünülmektedir. Görünen tablo gerçekten de böyle gibidir, fakat sadece “gibi”dir. Yakın geçmişte “satrançta yedi hamle sonrasını göremiyorsan oynama” denirdi. Şimdi gelişen dijital teknolojiler ve siber-siyasal uzayda satranç oynayacaksanız 7.777 hamle sonrasını görmeniz artık bir mecburiyettir.

Küresel düşük yoğunluklu bu yeni küresel sistem arayışlarında belki hiç dikkate almamamız gerekenler, ciltler dolusu yazılıp çizilenler ve görsel bilgi bombardımanlarıdır. O halde dünyamızda yeni küresel sistem arayışlarının analizi nasıl yapılmalı ve uluslararası ilişkilerdeki karmaşık denkleme nasıl yaklaşmalıyız?

SSCB’nin dağılmasıyla birlikte gündeme gelen ilk konu NATO’nun geleceği ve bundan sonra gerekli olup olmadığı oldu. Fakat eş zamanlı olarak AB’nin genişleme politikası, iki Almanya’nın birleşmesi ve Sovyetler sonrası bâkir SSCB uydusu ülkeler üzerindeki rekabet, Batı içindeki rekabeti 25 yıl öteledi. Aslında OECD rakamları, 1980’lerden itibaren dünyadaki eksen kırılma ve kaymalarını ortaya koymaktaydı. Özellikle 1990’lardan itibaren Batı’dan Doğu’ya üretim ve imalat sanayindeki radikal kaymaları çarpıcı istatistiklerle ortaya koyan birçok uluslararası ekonomik kuruluş vardı. Aynı zamanda da NATO tartışmaları gün yüzüne daha yoğun çıkmaya başlamıştı. Fakat tüm Batı ülkeleri, gelişmelerin alacağı nihai tabloyu öngörmekte ya yetersiz kalıyor ya da gerekli önlemleri almakta zorlanıyor ve genellikle alamıyorlardı.

1968 gençlik hareketlerine en önemli karşılık Humeyni’nin İran İslam Devrimi oldu. İran İslam Devrimi’nin Şah rejimini mahkûm etmek için yaptığı analizler ve yorumlar neredeyse tüm önemli devletlerin yeterince ilgisini çekmedi. Oysa mega bir çığ oluşturacak küresel bir program uygulamaya konulmuştu. Bugün İran İslam Devleti’nin ardından OECD’nin, IMF’nin ve Dünya Bankası’nın raporlarının hepsini yan yana koyduğumuzda birçok devletin ayağının altındaki halının çekildiği, fakat küresel çaptaki “Cambaza bak, cambaza” oyununa gelen devletlerin bunu fark edemediği gerçeği ile karşılaştık.

En önce İngiltere uyandı, 2013 yılına gelindiğinde İngiltere, AB defterini kapatmıştı. ABD ise başta Orta Doğu olmak üzere birçok yeni defter açmakta idi. Ancak 1980’lere ve 1990’lara bakıldığında Almanya’nın deparı ve Fransa’nın belirli bölgelerdeki ağırlığı ilk defa acil kodu ile gündeme alınmıştı. İşte diplomasinin ilmik ilmik dokuduğu bugünkü ortam, aslında uluslararası ilişkiler alanındaki tüm eski paradigmaların da sonu oldu. İngiltere ve ABD, yeni bir küresel sistem kurmazlarsa, altlarındaki tüm zeminin kayacağını görmüşlerdi. Her iki devlet dev bir açmaz ile yüzleşmişlerdi. Neoliberal politikalar ve kapitalizmin “minimum maliyet-maxsimum kâr” tuzağı ilk defa bu ekonomik doktrinleri üreten devletleri vuruyordu, üstelik sosyalist işgücü ile.

Hong Kong’un İngiltere’den Çin’e geçmesi ve ardından etap etap tüm kapitalist ülkelerin üretim üssü olarak ve yeni ekonomik yaşam alanı ve ekonomik-stratejik hedef olarak Asya ve Uzak Doğu’yu seçmeleri, Batı’nın kendi ülkelerindeki tüm müesses sistemlere büyük darbeler vurmuştu.

Bundan sonra yaşanacakların tümü bu onarılamaz  darbenin hasarını telafi etmek ve eski avantajlı durumu tekrar yakalamakla ilgili olacaktı. Fakat bu husus bu kadar açık şekilde gündeme getirilemezdi. Bunun için de birçok farklı aktör üretildi ve bunlara roller verildi.

IQ’su inanılmaz yüksek ve ayrıca stratejik vizyonu orijinal ve geleceği öngörme ve planlama yeteneği hayli nitelikli kurumları olan İngiltere’nin arayışları da küresel sistemi ciddi sarsacaktı. Buna bir de ABD’nin, İngiltere’den daha güçlü arayışlarını eklerseniz neden bir üçüncü dünya savaşı eşiğinde olduğumuzu daha iyi anlarız. Bugün İngiltere ve ABD, ciddi bir ekonomik bazlı jeo-stratejik açmazla ve yine finansal-stratejik tehditle karşı karşıyadır.

Dünyada son 25 yıldır çıkan; güç, finans ve strateji kitaplarını listelediğimizde sorunun mahiyeti ve derinliği hakkında bildiklerimizin yetersizliği ortaya çıkacaktır. Bu bağlamda önce İngiltere ve ABD olmak üzere tüm Batı, çok yüksek düzeyde tehdit algılaması eşiğini geçerek ciddi tehditle karşı karşıya olduğunun bilinci ile hareket etmektedir. Bu sebeple bu süreç an be an izlenmelidir.

Bugün bize sarkıtılan; İngiltere’nin bir kutbunu, ABD’nin bir başka kutbunu, Almanya ve Fransa’nın  3. kutbu ve küresel güçlerin 4. kutbu oluşturduğu bir güç tablosu karşımızda duruyor, bizden görmemiz istenen budur. Fakat artık bugün uluslararası ilişkiler içeriği nasıl radikal bir değişime uğruyorsa, uluslararası ekonomik ilişkiler de benzer ve hatta çok daha değişik bir dönüşüm ile gelişmektedir. Bu gelişimle önümüzdeki dönem, önceden öngörülemeyecek denli bir hız ve derinlik kazanmıştır ve artık uluslararası sermaye, küresel sermaye, ya da adına ne derseniz deyin, tam olarak tanımlanabilir ve teşhis edilebilir özelliklerden hızla uzaklaşmaktadır. Bu sebeple  mülkiyet de giderek daha fazla tanım değişikliğine uğramaktadır. Bu durumda küresel çapta etkili olabilmek için bugün gereken veriler ve araçlar, giderek biçim, içerik, anlam ve sonuç üretme açısından mega bir hızla farklılaşmaktadır.

Bütün bunlar zihnin programlanabilir bir makine olarak kabul edildiği taktirde atılan formatın istenen sonuçları artık oluşturmayacağı bir uluslararası psikolojik sürece girdiğimizi de görmemizi gerektirmektedir ki bunu Batı’nın, özellikle de ABD ve İngiltere’nin en önce gördüğünü tespit etmek; bugünkü bir çok siyasal, dinsel ekonomik, yerel ve küresel, psikolojik, kültürel ve sosyolojik bilinmezliği kavramamızı sağlayacaktır.

Buraya kadar yazdıklarımız aslında küresel olarak İngiltere ve ABD’nin ve diğer kutup üyesi aktörlerin neden zorlandığını önemli oranda açıklayıcı bir eşik analiz içermektedir.

Yukarıda saydığımız küresel 4 kutbu oluşturan aktörler bu şekilde kaosun içinde sistematik olarak bocalarken, yükselen güç ya da güçler aramak zaruri olmakla birlikte aynı zamanda nafiledir de. Çünkü baskın olanlar bocalarken zaten çok önceden toparlanamaz ölçüde bocalayanların “yükselen” olduğunu tespit etmek ve bundan da bir kazanım elde edilebileceğini düşünmek, ancak ve ancak durumunu tam olarak kavrayamayanlara özgü olabilir. Bunun anlamı şudur:

Önümüzdeki süreçte uluslararası siyaset ve ekonomi daha büyük buhranlarla karşı karşıya olacaktır ve şans yine hazır olanlara ivme kazandıracaktır. İşte bu aşamada soru  şudur: Acaba önümüzdeki olağanüstü kaoslar sürecine kim ne kadar hazırdır? İngiltere ve ABD dahi bir yandan bunu merak ederken bir yandan da hazırlıklarının boyutu hakkında küresel bir arka fon oluşturmayı ve bunun da propaganda değeri içermesini planlamakta ve realize etmektedirler.

Dolayısıyla şu anda yapılanlardan ziyade yapılmayanlara yoğunlaşmak ve önümüzdeki süreçte olabileceklere hazırlıklı olmak İngiltere ve ABD’nin öncelikli stratejisi olarak öne çıkmaktadır. Öyle ise şu anda çoğu devletlerin tartıştığı, sallanan oltanın ucundaki yemdir. Bununla birlikte Kuzey Kore’nin hidrojen bombası denemesinin verdiği mesaj gerçekten de hafife alınabilecek mesaj değildir. Çünkü uluslararası ilişkilerdeki en temel kurallardan biri de bilinenin aksine zarfın içindeki mesajdır ve bu mesajın orjini çoğu defa yanlış teşhis edilir. Özellikle bugünün imkânlar dünyasında bu daha da önemli bir konudur. İşte bu sebeple muhataplar topu göğsünde yumuşatmış ve diplomasi ile istihbarat ele ele vermiş, yeni süreci anlamaya çalışmaktadır. İşte bu süreç İngiltere ve ABD başta olmak üzere herkesi çok derinden etkileyecektir.

ABD ve İngiltere bugün neden dünyayı domine etmek istiyorlar, buna karşılık ne gibi karşılıklar oluşabilir?

İngiltere ve ABD arasında sanıldığı kadar iç içelik olmadığı her iki devletin tarihleri incelendiğinde tespit edilebilir. Batı’nın tarihi “Her koyun kendi bacağından asılır” atasözünü teyitle geçmiştir. Bu eşyanın tabiatına da evrenin yasalarına da uygundur ve bu gün de yarın da böyle olacaktır. Bu aynı zamanda yeni küresel sistem arayışlarının da aynı şekilde devam edeceğini de gösterir.

Ancak burada İngiltere’nin kendine özgü bir durumu vardır: İngiliz Milletler Topluluğu… Bu topluluk İngiltere’ye küresel bir avantaj, ekstra jeopolitik ve jeostratejik kazanımlar sağlamaktadır. Bu artı tablonun devam edip etmeyeceği ya da ne kadar kayıp veya kazançla devam edeceği İngiltere’nin de var gücüyle araştırdığı bir konudur. Çünkü bugünkü küresel tablo ve küresel gidişat, İngiltere’ye ihtiyaç duymayabilecek İngiliz Milletler Topluluğu üyeleri de üretmektedir. Dolayısıyla ortada her açıdan yeni bir durum olduğu açıktır.

Dünya tarihi göstermiştir ki, yetişmiş insan gücü ve ileri teknoloji nerede ise finansal, stratejik oluşumlar ve para havuzları orada olur.

Bir kaç istisna dışında bu hep böyle olagelmiştir. Ancak yine son 200-300 yıllık Batı tarihi de göstermiştir ki; güç, para, teknoloji, bilim ve tarih bilimi açısından belli bir seviyeyi yakalamış olan “akıllı devletler, topluluklar ve milletler”, mevcut statülerini korumak ve geliştirmek için çeşitli taktik ve stratejiler üreterek varlıklarını sağlama almayı da bilmişlerdir.

Bu bağlamda İngiltere’nin tarihte özel bir yeri vardır. Yine Amerika da bilimsel metotlar, stratejiler, öngörüler üretme, kendini ve dünyayı sürekli irdeleme, olacakları öngörerek jeostratejik, jeopolitik ve finansal, stratejik pozisyonlar almasını hep bilmiştir. Buraya kadar yapılanlar bir durum tespitidir.

Fakat bir başka tespit daha var ki bugünü anlamak için bu tespiti yapmak zorunluluktur. Son 600 yılda ilk defa yetişmiş bilim insanları ve kalifiye elemanlar, mühendisler, işletmeciler, finansçılar, ekonomistler gibi onlarca ve bilim dalında Batı ilk defa Uzak Doğu ile başa baş noktasına gelmiş ve hatta geçilme aşaması da gerçekleşmiştir. Buna rağmen ABD ve İngiltere ve diğer Batılı aktörler bu tabloyu tersine çevirebilecek imkânlara da sahiptir. Ve ilginç olan bu imkânlara Uzak Doğu’nun da sahip olabilme ihtimalidir.

Yine tarihin anayasaları gibi olan atasözlerinden hareket ederek şunu söyleyebiliriz: “Para ile imanın kimde olduğu bilinmez” sözü bugünün dünyasında “bilim ile paranın kimde olduğu bilinmez” şekline evrilmiştir.

Dolayısıyla Kuzey Kore olayında olduğu gibi bazı bilimler ve teknolojiler, başkalarının da eline geçmiş olabilir. İşte yukarıdaki iki tespit, bugün küresel işleyişi ve göreceli barışı bitirecek diye korkulmaktadır ve yine yukarıdaki iki tespit, dünyayı yeni bir küresel tablo oluşturma eşiğine getirmiştir. İşte bu noktada küresel güç olduğu iddiasında olanlar arasında müthiş bir gizli/açık projeler ve ittifaklar yarışı başlatmıştır. Bu yarışa ilk anlamlı tepki veya ilk anlamlı karşılık acaba dünyanın hangi noktasında kendini gösterecektir?

İran İslam Devrimi’nin kasetlerle yaptığı jeopolitik ve jeostratejik deşifrasyonlar, Batı’nın dünyadaki stratejik tüm ana arterlerini ve kılcal damarlarını tanımlamıştı. Bugün ise Kuzey Kore, Katar, Ortadoğu’daki ve İç Asya’daki gelişmeler ile Uzak Doğu’daki yeni ekonomik sistem ve finansal, stratejik gelişim, İngiltere ve ABD’nin kapsamlı askeri, istihbari, diplomatik, ekonomik, finansal ve hukuki girişimlerini tanımlama ve küresel ekonomik, siyasal, stratejik, finansal, askeri ana arteri belirleme ve karşılık olma potansiyelini içinde barındırmaktadır. Üstelik bu bölgelerdeki bazı devletlere rağmen…

Önümüzdeki kısa vadede dünyanın ABD’nin mi, İngiltere’nin mi yoksa başka bir ülkenin liderliğinde mi şekilleneceği tartışılıyor. Bu sorunun cevabı devletler, milletler ve ekonomik faaliyette bulunanlar için mutlaka çok önemli, fakat aslında gözden kaçırılan başka stratejik unsurlar var mıdır? Bu soruyu; mevcut ekonomik-finansal-mali sistemin birçok ülke tarafından sürdürülemez olarak nitelendirilmesi ve değerlendirilmesi ile bütünleştirdiğimiz taktirde daha net cevaplara ulaşılması mümkündür.

Gerçekten de bugün küresel liderlik arayışları  Uzak Doğu ve Güney Asya’nın oluşturduğu yeni ekonomik-finansal-mali durum ve ekonomik zihniyetin dünyanın Batı bölgelerinde oluşturduğu devlet, birey ve şirket ekonomisindeki ağır darbelerin ortadan kaldırılması veya kabul edilebilir çizgiye çekilmesi ile çok yakından ilgilidir. Buna karşılık, küresel liderlik yarışında olan ülkelerin bu yaşamsal öneme sahip hususlarla ilgili “çözüm önerileri listesi” ya da yeni bir ekonomik, sosyal, finansal ve küresel hukuk ve güvenlik sistemini içeren ideolojiyi ortaya koymamış olmaları inanılmazdır. Bu durumda şu anki küresel rekabet, sadece “Uzak Doğu, Asya ve Güney Asya’da ortaya çıkan yeni ekonomik dünyanın liderliğini hangi devlet yapacak” sorusuna cevap aranması olarak basitleştirilebilir. Bu soruya bulunacak cevabın çok kısa vadeli bir küresel hegemonya sağlayacağı mutlak olarak görülmelidir.

Dolayısıyla İngiltere’nin  ilişkiler ağı ve networku incelendiğinde ciddi avantajlara sahip olduğu kadar ciddi riskleri de taşıdığı görülecektir. Burada dikkatten kaçırılmaması gereken husus güneşin doğduğu bu yeni ekonomik dünyanın oluşumuna hangi devletin önderlik ettiğidir. Bu sorunun cevabı doğal olarak ABD’dir ve bu husus çok iyi etüd edilmezse iyi işleyen bir yeni dünya sistemini kurmak hayli maliyetli olacaktır.

Çünkü uluslararası ilişkilerin bir de güç hukuku bölümü var ki rekabet derinleştikçe bu hukuk ön plana çıkacaktır ve bu güç hukukunun ön plana çıkması durumunda da ki süreç bu güç hukuku dediğimiz askeri-istihbari-beşinci kol savaşları boyutunda gelişme eğilimi göstermektedir.

Buraya kadar devletler düzeyinde ve devlet akılları çerçevesinde çok özet bir eşik analiz yapmaya çalıştık. Oysa devletlerin aklını ve küresel sistemi belirleyen ve besleyen entellektüel dünyayı devletlerden daha etkin kullanan ve yolla yeni dünyayı inşa eden devletler dışı oluşumlar da çok stratejik güçlere ve imkânlara sahiptir. Üstelik devletlerden daha hızlı ve daha rahattırlar.

Yani soru dönüp dolaşıp şu noktaya gelecektir: Dünyadaki yeni ekonomik sistemin genel ideolojik parametreleri neler olacaktır, ne tür ideolojik mimari oluşacaktır ve bu mimariyi oluşturacak olanların dayanacakları temel ne olacaktır? Malum milletler ve devletler bağlamında bugünkü tabloyu üreten, kapitalist ve neo-liberalist ekonomik siyasal ve hukuki zihniyet idi. Bu zihniyetin kurguladığı ekonomik sistem bugünkü küresel kilitlenmeyi oluşturdu. Bu tespiti yapan da Batılılar. O halde küreye şekil veren yeni ideoloji yine kapitalist temelli neo-liberalizm mi olacaktır? Öngörülen bu ise, bu ideolojinin de nerede ise yeniden yıkılıp yapılması gerekmektedir.

Sonuç olarak küresel yeni sistem arayışlarının dayandığı temel parametreler üzerinde rekabet halindeki aktörlerin yeterli hazırlıkları yaptığını söylemek mümkün değil. Bu da rekabetin doğal olarak tarihin verdiği imkânlar ve gücün verdiği imkanlar ekseninde oluştuğunu gösteriyor. Uzak ve Güney Asya’daki yeni ekonomik değerlere hangi devlet ya da devletlerin yön vereceği kesinlikle inanılmaz oranda önemli fakat bundan da önemli olan şu: Yeteri kadar hazırlık yapmadıysanız savaşı kaybedersiniz. Acaba en kapsamlı ve isabetli hazırlığı yapanlar hangi aktörler?

GÜNEŞ GAZETESİ

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
"Sistem Arayışları" yazısına 1 yorum yapılmış
  1.  
    fatma gurman

    dünya işlerinde hazırlanmak öngörü sayesinde mümkün olur…öngörü, bilimsel düşüncenin ürünüdür…çağdaş bilimsel bulgulara dayalı bilimsel eğitimin genel geçer kural olmadığı toplumların işleri bu dünyada bitiktir öbür dünyaya kalır…

Cevap Yazın


7 × 6 =

FpsAgency