Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Alman Aklı
20 Ağustos 2017
17:12
528 Kez Okundu

Ömer Özkaya

Rus, İngiliz, Çin ve Türk aklıyla kıyaslanırsa Alman Aklı, uzak bir geçmişe sahip değildir, en fazla 1.700 yıllıktır. Özellikle ekonomiyi iyi bilir, askeri konulara aklı ermez. Bu sebeple iyi bir silah arkadaşı olamaz, olmamıştır.

İntikam hırsı, Alman Aklı’nın en temel dinamosudur. En çoktan en aza doğru intikam almak istediği 5 ülke; İngiltere, İngiltere’nin yerini alan ABD, Fransa, İsrail ve Rusya’dır. Alman Aklı, intikam hırsıyla aklıselim-i kaybetti. İngiltere’den intikam alma arzusu gözlerini kör etmiş durumda.

Alman Aklı, Ankara’nın; ABD’yle ittifakından ve İngiltere’yle ilişkilerinden rahatsız. İngiltere’nin inşa ettiği ve bugün çatırdamakta olan küresel düzenin ancak Ankara’nın desteğiyle tersyüz edilebileceğine inanıyor. Son yıllarda Almanya, Türkiye’ye ilişkin neredeyse bir senaryo üretim merkezi konumunda.

Alman Aklı’nın en zayıf yanı, ekonomisinin ihracata bağımlı olmasıdır. Ucuz ama kaliteli bir üretim, Berlin’e ağır darbe olur. Uzak gelecekte uzaya yerleşmek, uzayın imkânlarından yararlanıp uzayı üs olarak kullanmak, Alman Aklı’nın planlarından biri. Ekonomisini ihracata bağımlılıktan kurtarma peşindeki Berlin’in umudu, nadir element bakımından zengin olan uzay. Plan, uzay madenciliği üzerine kurulu. Uzay madenciliği alanında sağlanacak üstünlük, Berlin’in rekabet gücünü artıracaktır. Dünya’da az bulunan hammadde zenginlikleri asteroitlerden elde edilecek. Avrupa Uzay Ajansı’nın eski başkanı Jean-Jacques Dordain’e göre de “Uzay madenciliği artık Jules Verne romanlarından çıkıp gerçeğe dönüştü, asteroitlere uzay araçları gönderip çıkarılan değerli minerallerin Dünya’ya döndürülmesi artık mümkün hale geldi.” (bbc, 4 Şubat 2016)

“Bilim adamları, Ay yüzey kabuğunda Dünya’dakinden çok daha fazla ve kolay ulaşılabilir, geleceğin pratik, ucuz ve güvenli yakıtı olarak görülen ve fosil yakıtların yerini alabilecek sınırsız füzyon enerjisinin elde edildiği nadir bulunan helyum-3 rezervleri olduğunu düşünüyorlar.” (Almanyanın Sesi- 9 Kasım 2008)

Alman Aklı’nın, önem sırasına göre, ilk 15 önceliği şöyle:

1- Almanya’nın ihracatının emniyetini sağlamak

2- İthal edilen enerji ve ihtiyaç elemanlarının temin emniyetini sağlamak

3- Enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak

4- İngiltere’den intikam almak

5- Uzay’da üs kurmak

6- Ehemmiyetli ehemmiyetsiz demeden tüm dünyadan bilgi toplamak ve bunları arşivlemek

7- Eğer istihbarat üzerinde olumlu etki yapacaksa, ilgili personelin istediği dine geçişine müsaade etmek ya da etmemek

8- İsrail’den intikam almak

9- Orta Asya’ya yerleşmek

10- İstihbaratı yeniden yapılandırmak, operasyonel hale getirmek, teknolojiyle donatmak

11- Ülkeye (Almanya) yabancı girişlerinin idaresini tek elde toplamak

12- Uçlardakiler de dahil vatandaşlarını merkezde toplamak

13- Uluslararası ilişkilerde itibarlı olmak

14- Berlin’e uluslararası ilişkilerde hakemlik rolü kazandırmak

15- Almanya’nın askeri yeteneklerini geliştirmek.

Okyanus ve denizler ötesindeki bölgelerde kendine hayat alanı arayışları, küresel statükoya karşı koyuşları gibi sebeplerle İngiltere ve Fransa açısından “Alman Aklı” daima “dengeyi bozucu”, “barışın düşmanı” ve de “uluslararası bazı krizlerin müsebbibi”dir ve bu sebeple zapturapt altında tutulmalıdır.

Her girişiminde denizlerin ve okyanusların dalgaları arasında kaybolan “Alman Aklı” için karadan uzanabileceği yerler; Balkanlar, Orta Avrupa ve Ön Asya, Türkiye, İran ve Mısır hayati önemdedir.

Alman Aklı”nın davranışları tıpkı dili gibi biraz kabadır, bir politikasını yürürlüğe koyarken kendisine bağlı iç ve dış basını, vakıflarını, dış temsilciliklerini ve iş adamlarını aynı anda sahneye kabaca sürerek fazla gürültü çıkarır ve bazen de suçüstü yakalanır, ama hem içerideki hem de dışarıdaki muhaliflerini hapset-tir-mek ya da öldür-t-mek yerine, onları sistemli bir kontrol ve engelleme ile etkisiz hale getirmek gibi bir akıl yolunu da takip eder. Sevdiklerini de, bazen onların da anlamayacağı birtakım yollarla, zengin ve nüfuz sahibi yapar, ufak tefek hataları yüzünden de bunların üzerini kolay kolay çizmez.

“Alman Aklı”nın en nefret ettiği şeylerden biri, dahili sanayileşmenin teşvik edilmesidir, bunu teşvik eden her hükümet, Almanya’ya her gün methiyeler dizse, dostluk yeminleri bile etse Berlin’in düşmanıdır artık. Bu hal, bu politika terk edilinceye kadar devam eder. Eğer bu ülke ciddi bir pazar ise ayrıca, üretim ekonomisine geçebilme ve üretecekleri ile sınırları dışına çıkabilme potansiyeline de sahipse, Berlin açısından bu hükümeti devirmekten başka bir yol kalmamıştır, o andan itibaren o ülkedeki Alman makinası da hükümet aleyhine çalışmaya başlar. Bu arada farkında değillerdir ama pek çok ülke, “Alman Aklı”nın iktisadi etkisi altındadır.

Alman Aklı”, sanayi ve ticarette otoriter ve yön verici bir politika takip eder, pazar ülkelerde serbest piyasa ekonomisi sisteminin yürürlükte olması için dünyayı ayağa kaldırır ama kendisi kartel ve tekelcidir, kendisine tabi tröstleşmeleri korur. Daha geçenlerde “Beş büyük Alman otomobil imalatçısının yıllardır bir kartel bünyesinde motorlu araçların teknik ayrıntılarını birlikte kararlaştırdıklarının ortaya çıkmasıyla büyük bir skandal patlak verdi. AB Komisyonu, Daimler, BM, Porsche, Audi ve Volkswagen’in 1990′lı yıllardan beri teknik özellikler, tedarikçi firmalar ve küresel otomobil piyasalarıyla ilgili çalışma grupları kurarak bilgi alışverişinde bulunduklarından şüphelenildiğini duyurdu.” (Almanyanın Sesi, 27 Temmuz 2017)

“Alman Aklı” için hedef coğrafyada bir Alman bankası ya da bir Alman konsorsiyumu kurmak, orada askeri üs yeri kapmak ve burada binlerce asker konuşlandırmak kadar kıymetlidir.

İngiltere, Fransa, Rusya ve bugün de ABD’den izledikleri emperyalist politikalar sebebiyle nefret edilmesi, “Alman Aklı”nın işini zaman zaman kolaylaştırmıştır ve kolaylaştırmaktadır. Ancak bu, Berlin’in hem “Doğu’nun Dostu” görünmeyi ama aynı zamanda da kendi emperyalist politikalarını takip etmeyi bir dengede tutma ve bunu yutturma becerisine bağlıdır.

ABD, İngiltere ve Rusya, çıkarlarına aykırı bir durum halinde, hedef ülkenin ordusunu sahneye sürüp siyasi idarecileri alaşağı etmede mahirdir. İşte bu nokta, gerekirse her ülkeye özel geliştirilmiş yeni ekonomik yöntemlerle barışçıl sızma yapma konusunda usta olan “Alman Aklı”nın en aciz olduğu noktadır, Almanya; Mısır, Türkiye, İran ve Ukrayna gibi verimli arazilerden bu yolla çıkarılmıştır.

“Alman Aklı”, otoriter ve milliyetçidir, hayatın her safhasını ve her kurumu düzenlemeye, içerideki ve dışarıdaki aristokrasinin yönetimine önem verir. Parlamento göstermeliktir, aristokrasi ve onunla bütünleşmiş burjuvazinin görüşleri önemlidir.

Basın, “Alman Aklı”nın emrindedir, önemsiz birkaç yayının dışında, Alman basınında devlet politikasının aksine hiç kimse görüş beyan edemez. “Alman Aklı”nın çatıştığı bir yabancı devlet-hükümet lehine kimse yazı yazamaz. Hiç bir parti, grup ya da sendika, egemen yönetici sınıfla ve yürürlükteki düzen her ne ise onunla çatışamaz, uzlaştırıcı ve düzeltmeci bir yol seçmek zorundadırlar, aksi halde hayat hakkı tanınmayacağını bilirler.

ABD ortaya çıkıncaya kadar, İngiltere ve Fransa’dan nefret eden devletlerin, “ötekilerden farklı yeni güç” olarak gördükleri Almanya’yı askeri ve mülki teşkilatlarının ıslahı için davet etmeleri –mesela ilk Türk-Alman münasebeti, siyasi değil, askeridir-, Berlin’in istihbarat ve nüfuz elde etmesini kolaylaştırdı, bu girişimler, bankacılık, maden imtiyazı, yüklü silah ticareti ve teknik malzeme girişini de beraberinde getirdi.

Alman ticareti, gittiği her yere, beraberinde Alman dili, kültürü, diplomasi ve ideolojisini de götürür. Alman Aklı’na göre, “Ekonomik propaganda ve ekonomik genişleme, kültür propagandası ve kültürel genişleme ile aynı zamanda yapılmazsa manasız ve yarım bir hareket olur. Kültür propagandası, ekonomik propaganda ile yalnız muvazi olarak değil, ona yol açarak yürür. Alman okullarına gitmiş veya hiç olmazsa Almanca dil dersi almış yahut Alman üniversitelerinde okumuş ya da Alman mallarının mümessil ve acentaları, hem geniş tesirli hem de ucuz propagandistlerdir. Alman nüfuz mıntıkası olacak memleketlerin genç nesillerine Alman kültürü vermeye muvaffak olunursa, uzun yıllar tahrip ve imha edilemeyecek bir eser yaratılmış olur.” (Kaynak: Alman devleti için hazırlanmış “Nüfuz Mıntıkaları Politikası / Kültür Politikası” başlıklı rapor. Nisan 1934 tarihli 48 sayfa bu rapor Türk istihbaratı tarafından ele geçirilmiş ve üst makamlara arzedilmiştir. Raporda, Balkanlar, Ön Asya; Türkiye, İran ve Mısır’a yerleşebilmek için takip edilmesi gereken politika ve metotlar ele alınmaktadır. Rapor Başbakanlık Arşivi’nde 030 10 231 558 9 nolu dosyada kayıtlıdır.)

Alman Aklı, bir ülkede Alman nüfuzunun yerleşebilmesi için uygun ideolojik bir ortam yoksa, kendisi bu ortamın doğması için çalışır ya da var olan bir çalışmaya destek verir.

Alman Aklı, Alman kimliğiyle giremediği bazı yerlere Macar kimliğiyle girmiştir.

Yurtdışındaki Alman endüstri ve ticari yatırımları, Alman Aklı’nın kontrolünde ticari ve sınai yatırımlara aktif olarak katılan Alman bankalarının kuvvetli desteğine sahiptir. Ancak, müteşebbis ve banka, yurtdışında yapılacak her yatırım için Alman Dışişleri’nden “Bu yatırım, Alman dış politikasına ters değildir” yanıtını almak zorundadır. Alman Dışişleri Teşkilatı, Alman sanayii ve ticaretinin emrindedir. Her ülkedeki Alman misyonları, o ülkedeki gelişmelerin yanı sıra diğer ülkelerin bu ülkelerdeki özellikle etnik, arkeolojik ve ekonomik faaliyetlerini yakından takip eder, mümkünse ilişkilerini bozmaya çalışır.

1900’lerin başında Batı’lı gelişmiş ülkelerin her biri, Doğu’da bir hayat alanına sahipti. Mısır’da İngiltere, Libya’da İtalya, Tunus’ta Fransa, Balkanlar’da da Avusturya ve Rusya hak sahibiydi. Türkiye/Osmanlı ise Alman Aklı’nca “Almanya’nın hayat alanı” olarak belirlenmişti. Çünkü Alman sanayinin hayati kaynakları olan hammadde, petrol ve pazar, Ön Asya’daydı, Berlin’in buralara uzanabilmesi, hem Alman Aklı’nın kontrolünde aynı zamanda hem de bölünmemiş bir Osmanlı’yla ancak mümkün olabilirdi. Osmanlı, Avrupa’nın endüstri ülkelerinin Asya ve Afrika’ya yayılma yollarının üzerinde oturuyordu. İngiltere ve Fransa, deniz yoluyla gidebilirdi ama Rusya ve Almanya, Osmanlı’dan geçmek zorundaydı. Berlin’in Osmanlı/Türkiye yanlısı görünmesinin arka planında bu hesaplar vardı.

Alman askeri anlayışı, Alman ticareti kadar başarılı olamadı hiç bir zaman. Bu sebeple Almanlar için, “Almanlar, dünyanın teknik ve endüstriyel ihtiyaçlarının hammalıdır, dünyanın kaymağını ise onlar değil, silahı kullanmasını bilenler yer” denir. Mesela Balkan Savaşları’nda Türk ordusu nasıl ki Alman silahlarıyla donatılmış ve subayları da Almanlarca yetiştirilmişse, Sırp, Yunan ve Bulgar orduları da Fransız silahlarıyla donatılmış, Fransızlarca eğitilmişti. Hatta çarpışmalar esnasında da Balkan ordularının başında Fransız subayları bulunuyordu, tıpkı Türk askeri birliklerinin başında Alman subaylarının bulunduğu gibi. Bu sebeple “Balkan Savaşları aslında Almanya ve Fransa’nın; eğitim, silah ve nüfuz çarpışmasıdır” denir, galip çıkanın Fransa olmasına, Alman Aklı’nın askeri metotlarda başarısız olduğunun bir kez daha tekrarı gözüyle bakılır.

Güçlü bir Türkiye, Selanik ve Karadeniz’e inmiş bir Almanya, İngiltere için en büyük düşmandı. Balkanlar’da, İstanbul, Viyana ve Berlin’den hiçbir eser kalmaması da, Rus Aklı’nın ürünüdür.

Alman Aklı’nın Avrupa’daki düşmanı Fransa, dünyadaki düşmanı İngiliz’lerdir.

Almanya-Avusturya-Macaristan-Osmanlı zincirinin kırılmadan Mezopotamya’ya kadar uzanması, bu hat boyunca inşa edilecek demiryolunun (İngilizlerin Süveyş Kanalı’na karşı Alman demir yolu kanalı – Basra’dan Doğu denizlerine uzanacak bir hayat damarı – İngilizler, Almanlar’ın Bağdat demiryolunun Basra Körfezi’ne inmesine mani olmak için Kuveyt’i himayelerine aldılar) mamül malları getirip, hammadde ve petrolü Berlin’e götürmesi planında olduğu gibi, Alman sanayisinin pazar, hammadde ve enerji sahalarına uzanacağı hat üzerinde bulunan ülkelerin siyasi-ekonomik istikrarı ve toprak bütünlüğü, Berlin’le ilişkilerine bağlı olarak, ya Alman Aklı’nın muhafazasında ya da tehtidi altındadır.

Dünyada Türkler kadar farklı alfabe kullanan bir başka millet herhalde yoktur. Bu, Türklerin dünya üzerinde çok geniş bir coğrafyaya yayılmalarından, diğer kültür ve medeniyetlerle temas ve etkileşime açık olmalarından ve de onları etkileme arzusundan kaynaklanıyor olabilir.

Dünyanın çeşitli coğrafyalarına dağılmış Türkler’in alfabe seçiminde, mensup oldukları din – İslamiyet’in kabulünden sonra Arap harflerinin kullanılmaya başlanması gibi- belirleyici olmuştur. İlk defa din faktörünü gözetmeden Türkiye Türkleri’nin Latin alfabesini kabulü, tek istisnadır.

Alman Aklı ve hizmetindeki Alman entellektüeller, Anadolu’da Latin alfabesinin kabulü için de çaba göstermişler, alfabenin yazımı konusunda da Fransızlarla rekabet etmişlerdir. Sonunda yazım konusunda Fransızların önerileri kabul görmemiş, kelimelerin konuşulduğu gibi yazıldığı, Almanca’ya yakın Doğu Avrupa ülkelerinin yazım şekli esas alınmıştır. Sesli harflerin tamamı da Almanca’dan alınmıştır. Böylece “Yeniliklerle Türklerin Fransız kültür çevresinden uzaklaştıkları ve Almanya tarafından etkili olunan Doğu Avrupa çevresine girdikleri görülmektedir” (İstanbul’daki Alman Büyükelçiliği’nce yazılan 5 Kasım 1928 tarihli rapor – Innere Verwaltung Türkei, Bd. 1, R 78624).

Alman Aklı ayrıca, Latin alfabesini Türkiye’yle aynı yıllarda kabul etmiş olan Azerbaycan, Özbekistan ve Türkmenistan’a Anadolu üzerinden uzanmak istemiş, ancak bu plan Ruslarca adı geçen ülkelerde alfabe değişikliğine gidilerek tersyüz edilmiştir. Eğer bu değişiklik olmasaydı Alman nüfuzu Orta Asya’da daha hızlı ve derinlemesine yayılabilirdi. Çünkü zaten “Osmanlı Devleti’nin müttefiki olduğundan Almanya’ya karşı büyük bir sempati besleniyor ve (Türkistan’ın) bağımsızlık mücadelesinde Almanların her türlü yardımı yapacaklarına inanılıyordu.” (ATAŞE Arşivi, Kls. 1854, Ds. 121, Fhr. 2 / 17)

Nefret, kin ve peşin hüküm, kör eder, akıl tutulmasına sebep olur. Hiçbir önyargı ya da art niyet taşımadan, Almanya ve Türkiye’nin birbirini daha iyi anlaması ve bu iki ülkeye kurulan tuzakların farkına varılması düşüncesiyle kaleme almaya çalıştığımız bu seriyi hülasa edelim:

Alman Aklı, eski günlere geri dönme arayışının açtığı kanaldan esir alınmak isteniyor. İngilizler, Alman Aklı’nı Orta Asya’dan çıkarmak istiyor. Orta Asya, Alman Aklı için uzak gelecekte çok gerekli. Orta Asya uzak gelecekte İngiliz’lerin nüfuz dairesinden çıkacak. Eğer Orta Asya olmazsa Alman Aklı’nın İngiliz’lerle baş etmesi neredeyse imkânsız. Orta Asya, Orta Doğu’nun kilididir, Orta Asya’da olmayan, Orta Doğu’da olamaz. Orta Doğu’da olmayan, dünyanın idaresinde söz sahibi olamaz.

Orta Asya, Orta Doğu’nun uzun zamandır etkisi altında. Orta Asya, Orta Doğu’nun oyunlarında, açılması zor kilitlerin açılmasında etkili anahtardır. İngilizler, önce Orta Asya’ya yerleştiler, Orta Doğu’yu buradan kurguladılar ve bölgeyi en az dokuz anahtarlı (dokuz kördüğüm) bir kilitle kilitlediler. Bu kilidi açmak ancak Orta Doğu’ya dair şu dokuz anahtara sahip olmakla mümkün olabilir:

1-Etnik kimlik anahtarı

2-Mezhep ayrılıkları anahtarı

3-Ahmedilik (Kadıyanilik) anahtarı

4-Orta Asya anahtarı

5-Ekonomik anlaşmazlıklar anahtarı

6-Irkçılık anahtarı

7-İntikam olayları anahtarı

8-İstihbarat anahtarı

9-İttifaklar anahtarı

Alman Aklı, İngiliz’ler tarafından Orta Asya’dan çıkarılmak isteniyor. Eğer planlandığı gibi giderse, Rus’larla Almanlar karşı karşıya getirilecekler.

Bilime, ekonomiye, teknolojiye, yani genel olarak insan kültürüne yüksek katkıları olan milletlerin aklının incelenmesi insanlık için önemlidir. Alman Aklı’na mercek tutmaya çalıştığımız bu yazı serisi, Türk bilim dünyasının bu alana girmesi için bir tetikleyici olursa maksat hâsıl olmuş olacaktır.

Alman Aklı’nı ele alıp da Luthercilik’ten bahsetmemek olmaz. Almanlar, Katoliklik’le ölmüş olan Hıristiyanlığı, Protestanlık ile diriltmiş ve Martin Luther, tabiri caizse ikinci bir Hz. İsa olmuştur. Bugün Hıristiyanlık varlığını önemli oranda rasyonel Alman Aklı’na ve Luther’e borçludur.

Eğer Luther, başta kilisenin; para ile günah affı olmak üzere birçok ticarileşmiş ve din olmaktan çıkmış çürümüşlüğüne isyan etmeseydi, belki bugünkü gelişmişlik düzeyinde bir Avrupa olamazdı.

Luther başta Hıristiyanlık olmak üzere Avrupa’nın yeniden inşasına en büyük katkıyı sağlamıştır. Vatikan bugün İtalya’dan alınıp Almanya’ya taşınsa bu hak acaba ödenebilir mi, düşünmek gerek.

Almanya, Avrupa’da en geniş prenslik ağına sahip millettir. Bu prenslikler aralarındaki rekabette, ayakta kalabilmek, öne geçebilmek ya da fark yaratabilmek için, birçok bilim, sanat, askerlik ve ticaret önderlerine sponsorluk etmiş, rönesans ve reform hareketlerinin alt yapısını hazırlamıştır.

Felsefeye verilen önem ve Luthercilik, Almanya’yı diğer Avrupa ülkelerinden daha fazla adalet, merhamet, hak, hukuk üzerine düşünmeye ve bunların mücadelesini vermeye itmiştir. Bu durum Almanya’yı sömürgecilik arayışının önemli oranda dışında tutmuş, geciktirmiştir.

İngiltere, Fransa, İspanya, Portekiz, Hollanda ve diğer ülkeler sömürge furyasına katılırken Almanlar arkeoloji ve kadim medeniyetlerin bilgilerini bulmaya yönelmişlerdir. Bu ise Almanya’yı bugün hala en önemli teknolojik yenilik yapan  ülkeler arasına girmesine sebep olmuştur.

Almanlar bilgi, teknoloji keşfi, askeri strateji gibi olgular üzerine giderek Avrupa’da farklı bir statüye sahip olmuştur.

Alman Aklı, bilimi, teknolojiyi,  felsefeyi, ideallerini disiplinle harmanlayarak yeni bir konsept oluşmuştur. Bu konsept yaklaşık 300 yıldır Fransız, İngiliz, Hollanda gibi rakipleri ile yarışmış ve kendine önemli bir yer tutmuştur.

Alman, Fransız, İngiliz, İspanyol, Portekiz, İtalyan, İskandinav ve Rus Aklı İle ilgili yapılacak yeni araştırmalar dünyaya bakış açımızı değiştirecek boyutlara sahiptir.

Almanlar değişik milletlerin ve medeniyetlerin akıllarından, bilgilerinden ve kadim zamanların bilim mirasından nasıl yararlanılacağı konusunda hepimize bir örnektir.

Avrupa’da ön plana çıkan milletler incelendiği zaman görülecektir ki; şu anki bilimsel, ekonomik, siyasal, askeri stratejik, askeri teknolojik seviye, tesadüfen elde edilmemiştir. Âdil olan Allah’ın çalışana verdiği gerçekliği sonsuz kereler Batı tarafından teyit edilmiştir.

GÜNEŞ GAZETESİ

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


3 − 2 =

FpsAgency