Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
ihanetin simgesi
17 Temmuz 2017
09:53
117 Kez Okundu

Sinan Meydan

Askerin üniforması değil, cemaatin cübbesi

“Her durumda ordu, düşmanlarımızın birinci saldırı hedefi oldu. Orduyu yok etmek için
mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve zorluk kalmaz. (…) Düşmanlarımız
herkesten önce subayları öldürür, onları aşağılar ve hor görürler…” (Atatürk, 31 Temmuz 1920)

Geçtiğimiz hafta 15 Temmuz’un birinci yıldönümü için hazırlanan afişlerde, Türk Bayrağı taşıyan coşkun halkın karşısında başı elleri arasında, gözyaşları içinde bir “Türk askeri” resmedilmişti. Çok geçmeden, afişlerde “Türk askeri” diye gösterilen askerin aslında bir “Amerikan askeri” olduğu ortaya çıktı. Fotoğraf, 1991′de Körfez Savaşı sırasında David C. Turnley tarafından çekilmiş ve Detroit Free Press‘te yayımlanmış ödüllü bir fotoğraftı. Oradaki Amerikan askeri, fotomontajla “Türk askeri” yapılıp 15 Temmuz afişlerine konulmuştu. Afişlerde, bilinçli veya bir bilinçaltının yansıması olarak Türk Milleti ile Türk Ordusu karşı karşıya getirilip Türk askeri aciz gösterilmiş, bunun adına da “15 Temmuz Destanı” denilmişti.

15 TEMMUZ ÜZERİNDEN ORDU DÜŞMANLIĞI

15 Temmuz ihanetinin üstünden bir yıl geçti. Türk Milleti‘ne, Türk Ordusu‘na ve nihayetinde Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti‘ne yönelik bu “hain kalkışma” yine Türk Milleti ve Türk Ordusu tarafından bastırıldı. Ancak gelin görün ki, 16 Temmuz’dan itibaren Türkiye’de müthiş bir “ordu düşmanlığı” başlatıldı. 15 Temmuz, emir-komuta zincirinde, klasik bir darbe olmamasına karşın, belli odaklar, 15 Temmuz’u adeta Türk Ordusu’nun Türk Milleti‘ne yaptığı bir darbe olarak göstermeye çalıştı. Oysaki 15 Temmuz her şeyden önce Türk Ordusu’na yapılmıştı. Ordu içine sızan (yerleştirilen) hainler, Genelkurmay Başkanı’nı ve ordu komutanlarını etkisiz hale getirerek darbeyi gerçekleştirmişti. 15 Temmuz’u önleyen de Ömer Halisdemir gibi kahraman Türk askerleriydi.
Ancak görülen o ki, Türk Ordusu‘na yönelik “çirkin operasyon” hâlâ devam ediyor: Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi kumpaslarla “Kozmik Oda”larına girilen, kolu kanadı kırılan Türk Ordusu, 15 Temmuz Darbesi sonrasında (üstelik bu darbe girişimini bastırmış olmasına karşın) itibarsızlaştırılmak isteniyor.

DÜŞMANLARIN İLK HEDEFİ: ORDU

Hayatının önemli bir bölümü savaş meydanlarında geçen Atatürk, Türkiye’yi bağımsızlıktan mahrum etmek isteyen düşmanların önce orduya saldırdıklarını görmüştü. 31 Temmuz 1920′de Afyonkarahisar’da subaylara yaptığı konuşmada şöyle demişti: “Dünyada hayat için, insanca yaşamak için BAĞIMSIZLIK lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için KUVVET SAHİBİ OLMAK ve bunun için varlığını kanıtlamak lazımdır. KUVVET ORDUDUR… İngilizler milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için doğal olarak önce ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke’nin uygulanması ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün savunma araçlarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve saldırıya başladılar. Askerlik onurunu yok etmeye çalıştılar. Ordumuzu tamamen kaldırarak, milleti, bağımsızlığı korumak için muhtaç olduğu dayanaktan mahrum etmeye çalıştılar. Bir taraftan da savunmasız, ordusuz bıraktıklarını düşündükleri milletin de onuruna, her türlü haklarına ve kutsallarına saldırıp, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Her durumda ordu, düşmanlarımızın birinci saldırı hedefi oldu. Orduyu yok etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve zorluk kalmaz. (…) DÜŞMANLARIMIZ, HERKESTEN ÖNCE SUBAYLARI ÖLDÜRÜR, ONLARI AŞAĞILAR VE HOR GÖRÜRLER…” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.9, s. 112, 113).
Atatürk haklıydı: Mondros Ateşkes Antlaşması‘yla ordularımız dağıtıldı, silahları elinden alındı. Subaylarımız tutuklandı, aşağılandı, Malta’ya sürgün edildi. Sevr Antlaşması‘na göre ordumuzun sınırlandırılmasına, ağır silahlarının elinden alınmasına, zorunlu askerliğin kaldırılmasına ve askeri okulların kapatılmasına karar verildi.

Düşman dün olduğu gibi bugün de önce ordumuzu aşağılıyor, önce ordumuza saldırıyor: 2003′te Süleymaniye‘de Türk askerinin başına çuval geçirilmesi, 2007′den itibaren Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk davaları kapsamında çok sayıda subayımızın tutuklanması, bu süreçte TSK‘nın sanık, PKK‘nın tanık yapılması, ordu düşmanlığının yakın zamanlardaki bilinen örnekleridir.
15 Temmuz Darbesi‘nden sonra da ordu hedef alındı: Askeri okullar, askeri hastaneler kapatıldı. 15 Temmuz bahanesiyle her fırsatta orduya saldırıldı. Son olarak malum afişlerle Türk askeri, aşağılandı.
Ancak Türk Milleti, kahraman ordusuna sahip çıkacaktır. Atatürk’ün 1921′de orduya seslenirken dediği
gibi, “Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz,
daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir… Sizin gibi komutanları, subayları, er ve erbaşları olan bir milletin, yabancı eller altında köle olması mümkün değildir.” (Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri,
C.IV, Ankara, 1991, s.436)