Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Türkiye yuvarlanmış valisini bulmuş
04 Ekim 2013
00:22
718 Kez Okundu

selcantas

Allah biliyor, kuldan mı saklayacağım…  “İsmail Saymaz’la aynı derecede ikna olarak ’hıh tamam’diyebileceğin bir konu başlığı var mı” diye sorsanız;
Düşünüyorum:
Yok!
Ona göre biz -amiyane tabirle- paçasından nefret akan manşetler atıyoruz;
Bana göre de o, sırf ideolojilerinden ötürü, zinhar kabullenmediği önyargılarına kurban ediyor kişileri.
“Hak”, “hukuk”, “adalet” üçlemesinde  “teoride”  (lafta yani) benzer düşünüp, iş gerçek olaylar ve insanlar üzerinde uygulamaya gelince ayrışıyoruz;
Ne kadar övünsek de “objektifliğimiz”le, gazeteci de olsa insanın dilinde, üslubunda bas bas “ben ölmedim” diye bağıran “mahalle kültürü”  diye bir şey var işte!
Ama bugün, -kendi adıma- yaptığı kimi haberlere, analizlere, yorumlara itiraz -hem de şiddetle itiraz- hakkımı saklı tutarak Saymaz’ın tarafında, daha doğrusu olaya konu  “isim”lerin üzerini kapatarak gazeteciliğin tarafında saf tutuyor ve “yok artık” diyorum
“Millete hizmet”le yükümlü olduklarını zaten çoktan unutmuş, çoktan “devlet”i  “millet”ten koparıp ruhsuz, vicdansız, insafsız bir mekanizmaya çevirme yoluna girmişlerdi, şimdi bir de partileştirip üzerine tüy diktiler tam oldu;
“Devletin valisi(!)”, aydınlatılması konusunda herkesten önce ve herkesten çok devletin sorumluluk alması gereken bir  “cinayet”in, bir kara delikte unutulmaya terk edilmesine izin vermiyor, gencecik bir çocuğun “faili meçhul”ler listesine eklenen “rakam”lardan birine dönüşmemesi için uğraşıyor diye  “düşman” beller mi gazeteciyi?
O gencecik çocuk “AKP’ye karşı” çıktıysa sokağa, kafadan  “anarşik!” midir, kafadan “terörist” midir;  “ölüm” onun için  “hak edilmiş bir akıbet” midir? Ve hatta öldürenlerin eylemi  “haddini bildirmek” mi  sayılır “devletin valisi”ne göre?
Hiç hakaretlere, tehdit gibi de algılanabilecek imalara gelmeden, daha en başındaki o  “oğlum” var ya, o tek başına yeter “AKP’lileşen bürokrasi”nin mesleğimize bakışını idrak etmeye;
“Yaz oğlum…”, “yaz kızım…”  makamındayız biz onların gözünde. “Klavyelere özgürlük”müş; sevsinler! Nokta, virgül; imlasına kadar onlar karar vermek istiyorlar klavyelerimizdeki tuşların gazete sayfalarındaki izdüşümüne.
“Sen sordun, ben söyledim. Ben ne dersem o; daha ne kurcalıyorsun” kafası;  “araştırma”nın karşılığı “kaşınmak” onlara göre!
Adliye koridorlarında, cezaevlerinde, işsiz güçsüz-parasız pulsuz halde evlerinde ve hatta yerin altında bolca “kaşınmışı” da var nasıl olsa ya… Küçük bir “hatırlatma” yeter sanıyorlar susturmaya!
Daha garabeti, yurdum gazetecisinin, aydınının hali…
Dün sabah televizyon kanallarından birinde, bir genel yayın yönetmeni, olanca iyi niyetiyle diyor ki;
“Türkiye gibi bir hukuk devletine yakışmıyor böyle bir vali!”
“Yuh”un büyüğü bu lafı edene; sen bir de  “gazeteci” sin şimdi öyle mi?
Tam da “Türkiye gibi bir hukuk devleti”ne yakışıyor aslında bu vali!
Türkiye gibi hukuku klişeleşen izahla “guguklaşan” bir devlete yakışıyor.
“Balık baştan kokar”  derler ya;
Tam da Türkiye gibi, Başbakanından bakanına siyasi iktidar mensuplarının gazetecilere  “tasmalı” dediği,  “namert”  dediği, “kaleminden pislik akıyor” dediği, “ağzından lağım akıyor” dediği, “ben de sizin iki bacağınızın arasını çekeyim” dediği ve  “başka gazetecilerin”  de bu hakaretleri “demokratikleşme alameti” saydığı ülkelere yakışıyor böyle vali!
Türkiye yuvarlanmış valisini bulmuş;
Ona bu cüreti verenler, bu yolu açanlar  “baş”ken hâlâ, vali görevden alınsa ne, alınmasa ne; böyle yay gibi gerildikçe ülke gelen gideni de aratacak belki de!

Güya muhalefet…
“Paket” lenmiş hayatlarımızdaki beşinci günümüz. Yazan yazdı, söyleyen söyledi artık herkesin rengi belli. En acıklısı  “paket” üzerinden güya AKP’yi eleştirirken farkında olmadan iktidarın ekmeğine yağ sürenlerin hali.
Allah aşkına söyler misiniz  “Andımız”  ile  “başörtüsü”  birbirinin  “rakibi” mi?
“Andımız gitti başörtüsü geldi”  cümlesi üzerine inşa edilen her itirazın,   “milliyetçilik” ,  “ünitercilik”  ile  “dindarlığı”  karşı karşıya getirmeye,  “milliyetçi”  bloku bu yolla eksiltmeye, daraltmaya, zayıflatmaya çalışan AKP’nin işine geldiğini göremiyor musunuz gerçekten?
En az AKP’ninki kadar ayrıştıran, kutuplaştıran bu dilin, gururla  “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyen başörtülü kadınları, kızları nasıl incittiğini, nasıl kırıp döktüğünü fark edemeyecek kadar kör müsünüz?
Son 11 yılda yaşadıklarımızın,    “irtica”  kompleksinizin toplumda yarattığı alerjinin ağır bedeli olduğunu görün de bundan sonra susun bari…   “Muhalefet” adı altında kendi ellerinizle AKP’ye itmeyin şu milleti… Bir bakın, bir tanıyın artık içinde yaşadığınız toplumun değerlerini…

Yeniçağ

Selcan Taşcı hakkında:
"Türkiye yuvarlanmış valisini bulmuş" yazısına 4 yorum yapılmış
  1.  
    kızıl-elma

    Akp nin valisi (!)O kadar olur artık!

  2.  
    fatma gurman

    insanın yazgısını kendi ellerine alıp denetlemesi o kadar zor ve karmaşık bir alan ki adeta imkansız gözüküyor…insan kendi doğasını ve etrafındaki doğa’yı az biraz da olsa tanıyıp denetim altına başarmış olsa da kendi insanlığını ve etrafındaki insanları denetim altına alabilmesi adeta halâ imkansız gibi birşey…son 50-6o yıldan beri mümkün olan bilimsel beyin araştırmaları bazı ipuçları veriyor ama halâ işin başında sayılır insanlık kendi beyin biyolojisi ile ilgili bilimsel Bilgi alanında…insanı insan yapan beynidir, özellikle bellek beyni ve üst beyni, alt beyni diğer memeli canlılarla ortak…insan beyninin nasıl işlediğini ve nasıl düşündüğünü bile yeni yeni öğreniyoruz…insanlık emekleme çağında bile değil, yeni yeni gözünü açıyor…evrim denen şey işte böyle çok yavaş ilerleyen hadiseler zinciri…bildiğimiz kendi biyolojimizin mecburiyetleriyle ve toplumsal mecburiyetlerle sımsıkı bağlı olduğumuz ve bunlardan kurtulmanın söz konusu dahi olamayacağı zira bunun insan için hayatla kabil-i telif olmamasıdır…ancak bu mecburiyetler konusunda bilgi sahibi olarak onları taşımada daha hafif daha tahammül edilebilir olanaklar, mekanizmalar geliştirip biraz olsun gevşetmek zinciri, zindanın duvarlarını birparça daha öteye iteleyebilmek, yer/Zaman/derin nefes alma imkanı kazanmak…insan-insan ve doğa-insan ilişkilerinde hakim olan halâ büyük oranda insandaki alt beyin yani sürüngen beynimizdir…ötekini ve çevreyi düşman olarak gören ve gösteren, ötekine ve çevreye hakim olamazsa hayatta kalamayacağına ve soyunu devam ettiremeyeceği duygusunu derinleşmiş, katılaşmış şartlı refleksler yoluyla taşıyan insan söylem ve eylemine büyük ölçüde yön veren bu beyin bölümüdür…en eski beyin bölümüdür ve üst beyin bir şeye karar verdiğini açıklamadan çok kısa bir süre önce bu alt beyin bu kararı çoktan vermiş olmaktadır…üst beyin bir şeyi beğendim kararını verip bunu dile dökmeden az önce alt beynin bu kararı vermiş olduğu kanıtlanabiliyor bugün…yani üst beyin işlevlerinde ve düşüncelerinde alt beynin yabana atılamayacak Kadar büyük rolü var…medeniyet kuran üst beyindir…ama bugüne dek insanın kurduğu en gelişmiş medeniyette bile bu ilk-el, eski, sürüngen beynin payı tahmin edilenden çok daha fazla çıkmaktadır ve medeniyetle birlikte vahşetin artması böylece izah edilebilmektedir…üst beyinde bulunan düş gücüyle çalışan çağrışım alanlarının insanın yeni bilgiler edinmesi, yeni el becerileri geliştirmesi sonucu genişlemesi, derinleşmesi sayesinde alt beynin insanın düşünce ve davranışlarda kapadığı alanı oynadığı rolü eleştirel düşünce yoluyla en aza indirebilmesi, onun var olma ve soyunu sürdürme güdüsünü zedelemeden bunu yapabilmesi mümkün…yaratıcı insanların yaptığı budur…deha diyoruz onlara…kendimize yabancılaşmadan ve etrafımızı yabancılaştırmadan yaşanacak bir hayatın mümkün olabileceğini müjdeliyor bize bu dahilerin bilimsel araştırma sonuçları…daha çok yeni, işin çok başındayız ama başladı…sürecektir…
    mesela; türk milleti istiklâl savaşı vererek yazgısına el koydu 100 sene önce…uygulayım alanında da epey ileri gitti sayılır bu konuda…ama içinde bulunduğumuz (yukarda değindiğim) bilgisizlik çağdaş toplumlarda toplumsal bütünlüğün değişik örgütlenme halkaları aracılığı ile yöneleceği temel hedefi (var olmak, çoğalmak ve ilerlemek, yabancılaşmalardan arınmak) güvence altına alacak mekanizmaları kavramamızı engelledi…bilgisiz insan uyusa ne olur uyanık olsa ne olur ??? bilgili insanlar olaydık bu durumlara düşmezdik…uyurken de düşmezdik uyanıkken de…toplum olarak genel ve çağdaş eğitim yoluyla bilgi çağını yakalayamazsak akibet insanlık tarihinden silinmektir…

    •  
      kızıl-elma

      Türk Halkının YAŞAM KALİTESİ-REFAH DÜZEYİ -SİSTEMATİK-olarak, düzenli olarak artmalı!
      Bunu artıracak her türlü düzenleme bilgi çağını yakalayabilmek içinde geçerli akçe olacaktır

    •  
      kızıl-elma

      Moleküler Biyoloji ,Gen Mühendisliği, Nano Teknoloji vb gibi, 3D Printir lar, bildiğimiz dünya yı, yaşam şeklini akıl almayack şekilde değiştirecek!
      biyolojik , fizyolojik özelliklerimiz de bugünden sonunu kestiremediğimiz biçimde değişecektir , ama iyimi , kötümü orası meçhul!
      gen mühendisliği ile Zencileri beyaz yapmak -mümkün!
      çinlileri 180 boyunda mavi gözlü norveçliye çevirmek mümkün!
      daha neler neler mümkün!
      aynı şekilde çeşitliliği yok etmek te!
      gelecek te olasılıklar mevcut!

Cevap Yazın


3 × = 24

FpsAgency