Ülkeyi şeften değil, Reis’ten tanımak

Ülkeyi şeften değil, Reis’ten tanımak

Mine Söğüt

Bu ülkeyi dünyaya;

Bir iki şefin mutfak marifetinden… Hünkârbeğendi, hanım göbeği ya da pastırmalı kuru fasulyeden… tanıtmaya çalışmayın boşuna.

O dünya bu ülkeyi bir Reis’ten tanıyor zaten.

Dünya bu ülkeyi;

Kendisini ılımlı İslam politikalarıyla hem Batı’ya hem de ülkeye yuttururken türlü sinsi ittifaklar yapan…

Hedefe yaklaşırken de kirli sicilini örtbas etmek için kendi kendine bir kahramanlık destanı yazan ikiyüzlü politikalarıyla tanıyor.

AİHM kararlarını tanımayan ve hukuka kafa tutmayı marifet sayan bir iktidarla tanıyor.

Hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’yla tanıyor.

Mahkeme kapılarından ayrılamayan tiyatrocu Müjdat Gezen ve Metin Akpınar’la tanıyor.

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turhan Dursun, Çetin Emeç, Hrant Dink gibi faili meçhulleriyle tanıyor.

Tarikat yurtlarında küçük çocukların başlarına gelenlerle tanıyor.

Çocuklar ölmesin” dediği için bebeğiyle birlikte hapse atılan öğretmen Ayşe Çelik’le tanıyor.

Şaibeli bir darbe kalkışmasına alet edildikleri için müebbet hapis cezasına çarptırılan gencecik çocuklarıyla tanıyor.

Gazeteciliğine casusluk damgası vurulan Can Dündar’la tanıyor.

Muhalif basına türlü yasaklar getirerek haberciliği baltalayan, basını batırmaya çalışan iktidarıyla tanıyor.

BU ÜLKEYİ NASIL BİLİRDİNİZ?

Dünya, Türkiye’yi şu anda;

Bilime ve sanata sırt çeviren ve yüzünü hurafelere dönen…

Din işleriyle devlet işlerini birbirine karıştırarak ilerleyen…

Kadın cinayetlerinin önüne geçilemeyen…

Toplumsal cinsiyet eşitliği çabalarının yok edilmeye çalışıldığı…

Politik olarak baskıcı ve kontrolcü aile yapısının desteklendiği…

8 Mart’ın, Onur Yürüyüşü’nün, 1 Mayıs gösterilerinin yasaklandığı…

İnternetin sansürlendiği…

Kadınların ve farklı cinsel yönelimi olanların hiçe sayıldığı….

Muhafazakârlığın arttıkça arttığı…

İktidara muhalif olan sıradan insanların hukuken hayatlarının karartıldığı…

Demokratik hak ve hürriyetlerin hiçe sayıldığı…

Sanatın her fırsatta sansürlendiği…

Sanatçıların soruşturmaya uğradığı…

İfade özgürlüğünün hiç kalmadığı…

Sivil toplum örgütlerinin tehdit altında olduğu…

Dindar ve kindar yetiştirilmek istenen çocukların beyinlerinin milli eğitim müfredatı yoluyla yıkanmaya çalışıldığı…

Gezi gibi barışçıl bir eylemin terör eylemi olarak kodlandığı…

O eyleme destek verenlerin terörist sayıldığı…

Akademik kurumların içlerinin boşaltıldığı…

Köklü üniversitelerine kayyımların atandığı…

Yasal bir partiden seçimle Meclis’e girebilmiş siyasilerin tek tek tutuklandığı…

İktidar tarafından ele geçirilen hukukunun tarafsızlığının ve güvenilirliğinin kaybolduğu…

Kaderi tek ve tekinsiz bir liderin iki dudağı arasına bırakılmış…

Halkı hızla yoksullaşan… Cahilleşen… Vahşileşen…

Çağdaşlığa sırt çeviren…

Ve aklını bir türlü başına toplayamayan bir ülke olarak biliyor.

ÇÖPTEN BESLENENLER, AÇLIKTAN ÖLENLER

Yüzyıl önce Atatürk Türkiye’yi dünyaya, özgürleşme ve çağdaşlaşma adına atılan büyük ileri adımlarla tanıtmıştı.

Yüzyıl sonra siz aynı ülkeyi Tayyip Erdoğan’ın feodalleşme ve bağnazlaşma yolunda attığı kararlı geri adımlarla tanıttınız.

Haliyle…

Çöpten yiyecek toplayarak ayakta kalmaya çalışan…

İşsizlikten evine ekmek götüremediği, çocuğuna okul kıyafeti alamadığı için intihar eden…

Sokaklarda donarak, açlıktan ölen insanların hızla çoğaldığı bu ülkeyi…

Kültür ve Turizm Bakanlığınız aracılığıyla “Nefis yemekler yapan” şeflerle, çorbalar, tatlılar ve etlerle dünyaya tanıtmaya çalışmaktan gocunmamaktasınız.

Ne de olsa, söz sahibi olduğunuz her alanda, anca kültür ve turizmden anladığınız kadarsınız.

Cumhuriyet

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!