‘Garp cephesinde yeni bir şey yok’…

‘Garp cephesinde yeni bir şey yok’…

Erol Manisalı

Vahşi Batı’nın Teksas kovboyluğuna soyunan Trump’tan sonra gelen Biden (ve takımı) dünyaya nasıl sunuldu: Demokratik, çevreci, barışçı “kimlikler” vitrine çıkarıldı.

Biden adeta, “Katolik bir Noel Baba” gibi pazarlandı: Darbeci ve antidemokratik Trump’a karşı “barışsever” Biden! Makyaj çok güzel ama Biden’ın dış politikadan Pentagon’a kadar, getirdiği takım evlere şenlik! Tam da “küresel organize işlerini” sessiz ve derinden nasıl yürüteceğini çok iyi bilen deneyimli bir kadro.

Üstelik Trump bizim coğrafyada, Ortadoğu’da Biden’a yüklü bir “miras” bıraktı. Suriye ve Libya’nın bölünüp parçalanmaları sağlanmış, Golan Tepeleri’nden Kudüs’e stratejik ortak İsrail’in elini güçlendirmiş, Suudi Arabistan’dan Mısır’a Arap dünyası ile İsrail arasında işbirliğini sağlamış, Ankara’yı Suriye’den Libya’ya bataklığın içine iterek YPG’yi (ve PKK) ABD’nin stratejik ortağı haline getirmiş ve fiilen ABD’nin himayesi altına sokmuş. Ankara’yı (Erdoğan’ı) Şam (ve Esad) ile kavga ettirerek Suriye’yi parçalamış, İsrail-Mısır-Yunanistan-Kıbrıs Rum Yönetimi bütünlüğünü sağlayarak “Yunanistan’ı Akdeniz’de bize karşı, ABD’nin stratejik ortağı haline getirmiş”, Arap dünyasını İsrail ile yakınlaştırarak “ezeli düşman” İran’a karşı ABD’nin elini güçlendirmiş.

Biden’ın profesyonel takımı, kalan bu mirası çok iyi değerlendirecek ve “organize işlerini” yürütecektir. Türkiye’ye karşı Biden’ın takımının, daha iktidara gelmeden hazırlıklarını gördük. Önceleri Ankara’dan duyduğumuz, “ya taraf olursun ya da bertaraf…” yaklaşımlarını artık S-400’ler konusunda duymak durumunda kalabiliriz!

Biden ve “yeni Soğuk Savaş” dönemi…

ABD’nin Çin karşısında düştüğü “küresel gerileme” Biden yönetimini, “eski statüko koşullarına yöneltiyor”. Soğuk Savaş koşullarında ABD, “NATO ve Batı Bloku sayesinde kendi Batı çiftliğini, fazla zorlanmadan idare ediyordu”. Brezilya’dan Batı Almanya’ya ve Avustralya’ya kadar “Batı Bloku” üstünlüğü vardı. 1989 sonrasında SSCB çöktü ama “yeni küreselleşmenin” sonucu Batı tekeli kayboldu, Çin geldi. AB’den Brezilya’ya, “küresel oligarşinin yapısı ekonomik olarak çok değişti”. ABD’nin küresel ekonomik gücü 60 yılda yüzde 50’den yüzde 20’ye geriledi, Çin ABD’ye yetişti.

Biden yönetimi AB’yi tekrar yanına alma, Hindistan ile Güneydoğu Asya’da daha da yakınlaşma, Afrika’dan Latin Amerika’ya Çin’in genişleme çabalarını engellemek niyetinde. İşte bu noktada Ankara-Moskova ilişkileri Biden’ın takımı açısından çok önemli. Almanya-Rusya ekonomik (ve enerji) yakınlığı önemli hale geldi. Ayrıca Suriye ve Kuzey Irak’ta yürüttüğü, “ABD denetimindeki Kürdistan ayaklarının güçlendirilmesi için” tek adam rejimi üzerinde baskısını ve taleplerini bizde artıracaktır. Ankara’nın ekonomik olarak içine düştüğü kriz, tek adam rejiminde çok daha iyi kullanılabilecektir. Üstelik Ankara’daki siyasileri sıkıştıracak ambargo ve şantaj araçları ellerinde iken.

Artık Türkiye-ABD ilişkileri “şahıslar arası değil kurumlar arası olacak” meselesine gelince, ABD’deki kurumlar belli. Bizdeki ise “tek adam rejiminde” hangi kurum söz konusu olabilir ki!

Türkiye’de ulusal çıkarlar doğrultusunda siyasal iradeyi dış baskı ve şantajlara karşı koruyabilecek güçlü bir parlamenter rejim olsa, Biden (ve takımı) bunlara cesaret edemezler. Demirel, Ecevit dönemlerinde, hatta 1 Mart 2003 tezkeresinde yaşamadık mı?

Biz bütünleşmiş olarak “biz” olduğumuzda Trump’lar ve Biden’lar nerede duracaklarını hesap ederler. Demirel ve Ecevit iktidarlarında askeri üslerden Kıbrıs’a, afyon ekiminden Aliağa rafinerisine bunları gördük. Sorunumuz “Trump mı, Biden mı meselesi değildir”. Güçlü bir katılımcı demokrasi kurduğumuzda dış ilişkilerimizi tek yanlı değil, “karşılıklı ulusal çıkarlara göre yürütme olanağına kavuşuruz.” İç cephe sağlam olduğunda, dış baskı ve şantaj da yok olur gider, aynen Atatürk Türkiyesi’nde yaşandığı gibi…

Sedef Kabaş ve Merdan Yanardağ’a; korona mikrobunu “bile” yendiniz, geçmiş olsun. Yolunuz daha da açıldı, darısı 83 milyonun başına.

Cumhuriyet

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!