Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Piknik!..
21 Kasım 2020
09:45
21 Kez Okundu

Ümit Zileli

Önceki gün neredeyse 5 puan birden artırılan, kimi çevrelere “zafer çığlıkları” attıran faiz artırımının yapılacağı, eski bakanın “İnstagram istifası” ile zaten belli olmuştu!

AKP’li Cumhurbaşkanı, yeni faizlerin açıklanmasının hemen öncesinde yaptığı konuşmada Yeni Hazine Bakanı ve yeni Merkez Bankası Başkanı’nın her daim arkasında olacağını, destekleyeceğini de zaten açıkça beyan etmişti…

Faizler artırıldıktan sonra 18. MÜSİAD EXPO Fuarı’nda yaptığı açıklamalarla da bu desteği iyice perçinledi; tabii nereye kadar perçinledi onu bilmemiz mümkün değil!

Cumhurbaşkanı, konuşmasında  üç önemli mesaj verdi, hemen sıralayayım:

-Öncelikle reçete demedi ama acıdan bahsetti: “Gerekirse şu aşamada bazı acı ilaçları içmemiz gerektiğinin de farkındayız. Dün yapılan faiz artırımı kararını bu çerçevede değerlendiriyorum…”

Reçetenin yerini, ilaç almış, “içilecek acı ilaç” oluvermişti; faizle ilgili geçmişte söylenenler, iddialar ise sıfırlanmış, bir anda temiz sayfaya geçilmişti! “Biz” sözcüğünü kullanması hoştu gerçekten, onu da aşağıda açacağım… İkinci önemli mesaja gelelim; şöyle dedi Cumhurbaşkanı:

Hepimize görevler düşüyor. Hepimizin yapması gereken fedakarlıklar var…

Bu “hepimiz” ve “fedakarlık” sözcükleri 19’uncu iktidar yılını sürdüren AKP döneminde sıklıkla duyduğumuz sözcükler!

Ancak “hepimizden” üstüne düşeni işçi, emekçi, emekli, memur, esnaf yani halk dediğimiz kitle her defasında en ağır şekilde üstlendi; peki devleti yönetenler, iş dünyası, bankalar üstlendi mi? Ortadaki “yanıtı belli” en önemli soru da bu!

“Neyiniz varsa!..”

Üçüncü mesaj ise yeni değildi ancak “acı ilacın” en çok kimlerin payına düşeceğini anlatır nitelikteydi zannımca: Şöyle bir çağrı yaptı Cumhurbaşkanı:

İş dünyamızdan ve vatandaşlarımızdan somut destek taleplerimiz var; varlık barışı ile ilgili adım attık (bu kaçıncısı acaba!) Gerek yurtdışı gerek yurtiçinde yastık altında neyiniz varsa bunları kesinlikle herhangi bir sorguya tabi olmadan kayıt altına almamız ülkemiz ve bütün girişimcilerimiz için yeni bir ufuk sağlayacaktır…

Bunun Türkçesi şöyle oluyor yine zannımca; eyy vatandaş, devletin pili bitti, Merkez Bankası ekside, artık yurtdışına çıkan, yastık altına saklanan paralara ihtiyacımız var, yoksa yandık bilesiniz!..

Yurtdışına kaçırılan “eşek yükü ile” yabancı bankaların kasalarına doldurulan paraları anlıyorum; üstelik bu paralarla ilgili hiçbir sorgulama yapılmayacağını da en yetkili kişi açıklıyor, bunu da anlıyorum… Bu çağrıya kimler uyar, kimler uymaz, gelecek olanlar daha başka hangi “ayrıcalıklar” ister işte bunu bilemiyorum!

Ancak yurtiçinde, beli iyice bükülmüş, kala kala “kefen parasına” kalmış milyonlardan onu da istemenin “hakkaniyet” ile ne derece ilişkisi olduğunu ise kestirebiliyorum! Tabii burada ihaleler yoluyla milyarları götüren, iş vergi vermeye geldiğinde ortalarda görünmeyen para babalarından söz etmiyorum! Hakkaniyet nedir biliyor musunuz?

Önce o zenginlerin yakasına yapışacak devlet, vergi yükünü “vicdani” boyutlara çekecek, halk arasındaki deyişle “zenginden azami, fakirden asgari” alacak, inim inim inleyen, açlık ve yoksulluk sınırı altında canı çıkmış milyonları biraz olsun rahatlatacak; o zaman çağrıda bulunmasına bile gerek yok iktidarın, bu halk karşılığını verir!

Burada ki soru da şu; bu iktidardan böyle yürekli bir çıkış beklenebilir mi?!.

Peki ya devlet savurganlığı ne olacak?!

Gelelim, devletin elini nasıl “taşın altına” koyacağı meselesine…

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek bile “Reform sözcüğü çok aşındı, bir şey beklemeyin” derken, muhalefetin neredeyse tamamı, “Acı ilacı önce kendiniz için, uçaklarınızı, 125 bin otomobilinizi, saraylarınızı satın” diye haykırırken, “Hukuk reformu” daha başlamadan bitmişken bu halk bu iktidara nasıl güvenecek acaba, lütfedip aydınlatabilirler mi?!

Son günlerde iki örnek bile durumu olanca açıklığı ile ortaya koyuyor:

15 Kasım KKTC’nin kuruluş yıldönümüydü. AKP’li Cumhurbaşkanı küçük ortak MHP’nin lideriyle Maraş bölgesinde piknik yapacaklarını çok önceden açıklamıştı. Gittiler ve yaptılar, tam 7 uçakla! İYİ Parti TBMM Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, uçak dağılımını şöyle açıkladı:

Cumhurbaşkanı 1 uçak, Devlet Bahçeli 1 uçak, bakanlar ve heyet 1 uçak, korumalar 2 uçak, arabalar için 1 nakliye uçağı, Çavuşoğlu için bir uçak!..

Lütfü Türkkan, bu durumla ilgili şöyle bir yorumda bulundu:

Vatandaşına IBAN gönderip, para isteyen devlet bu!

Bu da dünkü SÖZCÜ’nün manşetten verdiği haber:

Daha 6 yıl önce 8 milyon TL harcanarak sıfırdan yaptırılan Meclis Başkanlık Konutu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay için yeniden tadilata alındı!

Şu anda ne kadar para harcanacağı bilinmiyor; ancak fotoğraflar konutun adeta bir “Osmanlı Sarayı” olduğunu gözünüze sokuyor!

Bu durumda “Biz”, “Hepimiz” sözcükleri de “itibardan tasarruf olmaz” fikriyatı altında hayal oluyor!..

KORKUSUZ

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


4 + = 10

FpsAgency