Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Stratejik suskunluk
12 Ekim 2020
00:06
23 Kez Okundu

Servet Avcı

Dünyanın en büyük cinayet, uyuşturucu ve çevre katili çetesi olan PKK, daha önce çok defa denediğini bu defa daha büyük çapta yaptı… Hatay’da ormanlarımızı yaktı…

Kimi sivil toplum kuruluşu, sanatçı, aydın, gazeteci veya siyasetçiler, fail PKK olunca ya suskunluğa bürünüyorlar, ya yutkunarak konuşuyorlar ya da devletin provokasyon yapıp PKK’nın üzerine yıktığını ima etmeye çalışıyorlar…

Bunlar PKK’nın ‘çocuk savaşçı’ kullanmasına hiç ses çıkarmadılar… Hint keneviri işini organize etmesine razıydılar… Geçmişte ‘kaygılanıp’ ne bildiriler yazdılar… Çünkü ‘son kullanım’ tarihleri yoktu, ‘sol kullanım’ tarihleri vardı!..

“Bu ülkenin toplumsal değerlerine, acılarına her zaman yakın durmuş, sorunlarını gözlemlemiş, bu çabaları sayesinde toplumca ödüllendirilmiş veya bu uğurda acılar çekmiş sanatçılar olarak” diye

başlıyorlardı bildirilerine…

Vatansever, namuslu ve çifte standarttan uzak solun başına belâ olan bu kafalar, evetbunlar, toplumsal acılardan çok etkilenirler, duygulanırlardı!..‘Küçük’bir istisnaları da vardı tabii ki!.. Meselâ PKK, yıllarca asker-polis-sivil-çoluk çocuk katletti, itidali bir kere olsun elden bırakmadılar, kaygılanmadılar!.. Bu konuda çelik gibi sinirleri olduğu için paniklemediler!..

Sanatçı duruşlarını hiç bozmadılar!.. Şehit cenazelerinde görünmediler!.. Bir yetimin başını okşamayı sanatçı duyarlılığıyla bağdaştıramadıklarından olsa gerek, böyle bir pozla objektiflere yakalanmadılar!..‘Feodalite artığı’ bayrakla herhangi bir yerde ‘pişti’ olmadılar!.. Batı’daki örneklere bakarak, teröre karşı bir kere olsun miting düzenlemeyi akıllarından geçirmediler… Sözde ‘ideolojik dayanışma duygusu’ her şeyin önündeydi çünkü…

Bu ülkede bebekler katledilmedi!.. Öğretmen babaları öldürüldüğü için boynu bükük kalan çocuklar kırık dökük eşyalar içinde kamyon kasalarında ‘dönüş’ yolculukları yapmak zorunda kalmadılar!.. İnsanlar yakılmadı!.. Bayram alışverişlerinde üzerlerine kurşunlar yağdırılmadı!.. Parkta oynarken kim olduğunu bilmedikleri ilaçlanmış canlı bombalarca hayattan koparılmadı!.. Ve onun için de filmleri yapılmadı, fonlar bunları desteklemedi!.. Olmayan acıyı hangi prodüktör, hangi yönetmen, hangi sanatçı görecekti değil mi?

***

Acı dediğin teröristin acısıdır!.. Ana dediğin şehidin değil, teröristin anasıdır!.. Dram dediğin, bölücünün cezaevindeki dramı, ‘açlık grevi’dir!.. Gerisi hikâyedir, sanatçı ve aydın duruşunu bozmaya değmeyecek ‘devlet provokasyonu’dur!..

Hatay’daki büyük orman yangınlarında sonra bugün itibariyle daha da bir anlam kazanan Altın Hint Keneviri Film Festivali teklifimde hâlâ ısrarlıyım:  “Ücreti karşılığında bu aydınlarımız orada jürilerde bulunsalar, ödüller alsalar fena mı olur?

Hem hiç eleştirmedikleri bir ‘aktivisthareket’e ve barışa, hem de Hint keneviri gibi ‘yöresel değer’imizin dünyaya tanıtılmasına katkı sağlanır!.. Sembolle içerik arasındaki ideolojik bütünleşme de cabası!.. Yoksa bu Hint keneviri başka ne işe yarayacak? Reçeli veya marmelatı yapılamadığına göre bari film festivali yapılsın!..”

***

Şu kahredici suskunluğa bakın… Ama PKK yakarsa iyi yakar, güzel yakar, ideolojik yakar değil mi?

Gaffar Yakınca ‘PKK Karşısında Solun Stratejik Suskunluğu’ yazısında çok güzel özetlemişti: “Vicdan solculuğu yapmayın, vicdanlı olun ama önce solcu olun” dediğimiz için bize vicdansız diyenler iş PKK’nın cinayetlerine gelince o muhteşem vicdanlarını rafa kaldırıp bir anda siyaset stratejisti, ittifak uzmanı, taktik duayeni falan oluyor…

İrili ufaklı tüm sol örgütlerin cebinde kerameti kendinden menkul bir devrim stratejisi, bu strateji için her türlü değer, kollektif hafızaya dair her gerçek feda edilebiliyor. Neden? Çünkü yüce amaçlarımız var, Onat Kutlar’ın anısı da, öldürülen siviller de, kendi yoldaşlarımızın hatırası da bir süreliğine rafa kaldırılabilir…

Sol, büyük ortağına ya da muhtemel müttefikine zeval gelmesin diye hâlâ susuyor, sadece susmuyor, olayı sinsice karartıyor, kenarından dolaşıyor, üstünden atlıyor… Solun yapması gereken bu ‘stratejik suskunluk’ saçmalığının önüne geçmek, kendisiyle ve sözde müttefikleriyle yüzleşmektir.

Yeniçağ

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


+ 7 = 12

FpsAgency