Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
‘Fetret’te yaşayanlar kâfir mi?
02 Ağustos 2020
00:03
15 Kez Okundu

Arslan Tekin

Dikkat ettiniz mi? “Fethullahçıydı” denmesinden korkanlar, “Yukarı”ya ubûdiyet ön saftalar. Hakikati ifade edip etmediklerini düşünmeden konuşurlar, yazarlar. Hiçbir insanî değere de sahip değiller. “Muktedir” de bu tipleri kullanmakta mahir.

Ayasofya’daki değişiklik kimilerinin içindeki tortuları ortaya döktü.

DİB Başkanı Ali Bey’in Ayasofya’nın müze dönemini “Fetret” diye adlandırmasının çok ama çok derin manası vardır. “Dinler arası diyalog” meselesine kafa yormuş, Müslümanlıktan çok Hristiyanlığı araştırmış DİB Başkanı’nın, “fetret”i bir “ara boşluk” manasında kullanacağını düşünmüyorum.

DİB Başkanı, muhtemelen “Yukarı”nn buyruğuyla Müslüman ülkelerin devlet başkanlarına mektup yazıyor, “fetret”ten bahsediyor:

“Öncelikle her Müslüman gibi ben de bu değişiklikten duyduğum coşkun heyecanı ve mutluluğu sizinle paylaşmak istiyorum. Hamdolsun bugün Ayasofya’nın fetreti sona ermiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetiyle artık Allah’a secde edilecek bir mekâna dönüştürülmüştür. İnşallah Ayasofya’nın dirilişi, Mescid-i Aksa’nın da hürriyete kavuşmasının habercisi olacaktır. Onun bu dirilişi, inşallah, mazlum ve mahzun müminler için geleceğe dair bir ümit kaynağı; adalet, merhamet ve ahlâk temelinde yükselen medeniyetimizin yeniden yükselişinin de ilk işareti olacaktır.”

“Fetret” tabiri, mektuptaki coşkuya (“uçuşa” mı deseydim!) bakılırsa “Cumhuriyet” ve “Kurucusu” ile hesaplaşma akla geliyor.

DİB Başkanı, “fetret”i, bir boşluğu ifade için kullanmamıştır. Mektupta 86 yıldır “müze” olduğu ifade edildikten sonra “fetret” demenin de bir mantığı yoktur.

Diğer İslâm ülkelerinde “fetret” bizim tarih kitaplarında okuduğumuz gibi anlaşılmaz.

Yıldırım Beyazıt‘ın 1402′de, Ankara Savaşı’nda Timur‘a yenilmesinin ardından vefatı üzerine beş oğlundan dördü taht kavgasına girişiyor. Her biri bir yerde hâkim olmaya çalışıyor. Sonra Mehmet Çelebi (I. Mehmet) hepsini bertaraf ediyor, 11 yıl sonra Osmanlı sahasının tek hâkimi oluyor. Bu 11 yıllık dönem “fetret” diye anlıyor.

DİB Başkanı “fetret” deyince, muhalefet partilerinin sözcüleri, hemen sözlük karıştırmış olmalılar ki, iki peygamber arası boşluğun da “fetret” olarak adlandırıldığını öğrenmişler. Ama bunun asıl manası iki peygamber arasının “peygambersiz” geçmesidir. “Peygambersizlik” demek, insanların hak dinden habersiz olmalarıdır. Habersiz oldukları için de kimi âlimlere göre mazur görülürler.

“Fetret devrinde yaşayan kâfirler cennete gider.” dendiğini hiç duydunuz mu? Hak Peygamber geldikten sonra da pek çok bölgeye ulaşılamamış ve dolayısıyla dinimiz tebliğ edilememiştir. Meselâ Ötüken’e ulaşamadığı için Orhun Abideleri’ni diken bizim atalar, İslâm dininden habersizdiler. Habersizlik de ayrı bir fetret. Atalarımız “cennetlik” herhâlde!

DİB Başkanı, “fetret” demekle, İslâma göre, “tebliğsiz” dönemi kastediyor. Ama eski zamanda değiliz. Haberleşme ağları var. “Hak” olan bilindiği hâlde, yönelinmediyse ne oluyor? “Fetret” kavramından hareketle düşündüğümüzde, “kâfirlik” dönemi yaşanmıştır!

Şimdi, Reis‘i “peygamber” görenler göğüslerini gere gere meydana çıkabilirler. DİB Başkanı Ali Bey, Ayasofya için, “Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetiyle artık Allah’a secde edilecek bir mekâna dönüştürülmüştür.” diyor.

Burada “dirayet” kelimesine dikkatinizi çekerim. Bir gücü ifade ediyor. Sözün nereye kadar uzandığını siz tahmin edin.

Yeniçağ

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


− 4 = 5

FpsAgency