Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Kendisini koruyamayan Cumhuriyet
28 Haziran 2020
07:52
50 Kez Okundu

ozince

Canlılar âleminin (insan, fauna, flora) tamamında kendi varlığını koruma içgüdüsü, güdüsü, örgütü ve düzeni (organizasyonu) vardır. Bu cümlenin içerdiği anlam ve anlamları her Cumhuriyet okuru kolayca kavrar. Her bitki, ailesi ve familyası, her hayvan, ailesi ve familyası kendi hayatlarını korur ama sadece insanlara karşı koruyamaz. İnsan da adaletin olmadığı yerde kendini koruyamaz. Cumhuriyet için de öyle, onun koruyucu kalkanları parçalanınca, demokrasinin kartalı serçe yavrusuna dönüşür.

***

Her devlet rejimi, kendini korumak ve korunmak zorundadır. Kendisini gelenek ve yasalarla korur: Her yasanın ve yönetmeliğin altında, son madde olarak, bu yasa ve yönetmeliği kimin ve hangi makamın yürüteceği yazılır. Her yasanın son maddesi “Yürütme” ile ilgilidir ve şöyle yazar

“Yürütme Madde (…) – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.”

Yürütmek” fiilinin anlamını ne yazık ki birçok bürokrat, siyasetçi ve devlet adamı bilmez, bilmek istemez. Kimileri “Yürütme”yi çalmak, aşırmak ve yürütmek sanır. “Yürütme”nin anlamı uygulamaktır, zorunlu uygulamadır. Uygulayıcının başka bir seçeneği yoktur. Uygulamayan kişi yasa karşısında suçlu olur. Uygulamamak alışkanlık, cezalandırılmamak ilke haline gelirse, insanların kurduğu kurum ve kuruluşlar yıkılır, yok olur.

***

Türkiye Cumhuriyeti’ni anayasa, yasalar ve yönetmelikler korur. Cumhuriyet devletinin anayasal kuruluşları vardır: Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve Sayıştay. Bir de kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır. Kimileri bu üç kuvvetin birbirini denetlediğini söyler, ki yanlıştır. Yasama (TBMM) ve Yürütme (Hükümet) yargıyı ilke olarak denetleyemez ama yargı, Anayasa Mahkemesi eliyle TBMM’yi, Danıştay marifetiyle de hükümetin işlerini denetler.

Bu düzen gerçek demokrasilerde tıkır tıkır işler. Amma Yasama ve Yürütme demokrasiden saparak Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve Sayıştay üyelerini kendi siyasal tercihlerine göre atayabilirler, atarlar. Böylece demokrasinin motoru ıskartaya çıkar. Cumhuriyet kendini koruyamaz duruma düşer.

Demek ki Yasama ve Yürütme; Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve Sayıştay üyelerinin seçiminde tek seçici durumuma kesinlikle gelmemelidir. Bunun neden ve gerekçelerini hukuk bilginlerinin çok iyi bilmeleri gerekir.

***

AKP’nin antidemokratik rejiminin uygulanmasının önündeki en büyük engel 2000-2007 yılları arasında Cumhurbaşkanı olan, örnek ve benzersiz devlet adamı Ahmet Necdet Sezer idi. Cumhuriyetin varlığını tehdit eden 22 yasa tasarısını veto etti. AKP, Cumhurbaşkanı Sezer’in görevden ayrılmasıyla birlikte ve Fethullah mafyasının katkılarıyla beklediği siyasal ortama kavuştu.

Çağının çağdaşı eğitim ve öğrenim görmediklerinden, yönetmek şansına kavuştukları devleti İslamcı geleneğe uygun olarak fetih nesnesi sayıyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, fetih ve gaza yoluyla ele geçirdikleri bir ganimetti. Yağmalamak, paylaşmak ve dağıtmak ayetlere (Enfal 1, 41) göre gerekli ve uygundu.

Kendi yönetim kadroları olmadığı için devlet bürokrasisini, mülkiye, adliye ve zabtiyeyi Fethullah Gülen’e teslim ettiler; kendileri de onların yanında staja başladılar. Derken, ol(a)maz denen şey oldu ve Kuleli ile Harbiye’yi de Fethullah’a teslim ettiler. Mülkiyeyi, adliyeyi, zaptiyeyi ve askeriyeyi yitirmiş olan Cumhuriyetin cumhuriyetliği mi kalır?

***

Cumhuriyetin, geleneksel yoksulluk, her türlü düşmanlık, tuzak ve melanete karşın 70 yıldır direnip yaşamasının nedenini anlamayacak kadar budala değillerdi. Cumhuriyetin okulları vardı; Fethullah da kendi okullarını kurmuştu. O halde Diyanet İşleri’ni koyun gibi gütmeli ve imam hatip okullarını kendi medreselerine dönüştürmeliydi. Ancak Anayasa Mahkemesi ile Danıştay’ı ele geçirmeden, HSYK’yi (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) ele geçirmeden böyle bir şey mümkün değildi.

AKP iktidara geldiği zaman hayalindeki hedefler bugün erişmiş olduğu hedeflerdi. Ancak bu hedeflere bu kadar kolay erişeceğini hayal etmemişti.

***

Sonuç olarak: Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı olarak temel görevi Cumhuriyeti korumak ve kollamak idi. Bu görevi anayasanın 104. maddesi bağlamında üstün başarıyla yerine getirdi. Tam anlamıyla Cumhuriyetin muhafızı idi. Ondan sonra Cumhuriyet korumasız ve muhafızsız kaldı

Cumhuriyet

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
"Kendisini koruyamayan Cumhuriyet" yazısına 1 yorum yapılmış
  1.  
    fatma gurman

    kendisini korumak istemeyen, istemediği için de korumayan seçilmiş veya atanmış olarak köşeleri kapan yönetici tipi tarafından tecavüze uğrayan cumhuriyet ve atatürk ilkeleri demek daha doğru görünüyor bana…bunlar koruyamadı değiller korumak istemediler…idare i maslahatçılık kolaylarına geldi…günü kurtarmayı marifet saydılar ve marifetmiş gibi satıp yutturdular…biz yönetilenler de çoğunlukla akşam olsa da yatsak modunda yaşamak zorunda bırakıldık..bunlar bıktırdılar, usandırdılar, zehir ettiler en kıymetli hazinemiz olan hayatımızı bize…cehennemin dibine gitsinler ve ebediyen orada kalsınlar…onlara rağmen düşünüp taşınıp yapabildiklerimiz ise görünen o ki yetmedi cumhuriyeti ve atatürk ilkelerini diri tutabilmemize…istedik ama yapamadık…idare i maslahatçılara yenildik ama teslim olmuyoruz onlara çünkü, bir toplumun başına gelebilecek en büyük belanın idare i maslahatçılık olduğunu biliyoruz…kimimiz iç kimimiz dış emigrasyona çekildik ve bu belanın onların başını yemesini çalışkan bir sabırla bekliyoruz…yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın hesabı yarına kalabilir ama yanımıza kalmaz…ahmet necdet sezer’e gelince…televizyona çıkıp halka seslenip olanı biteni bir bir anlatıp istifa ederek sine i millete dönme tercihini niye kullanmadı acaba ??? tutan mı vardı ???

Cevap Yazın


5 × 6 =

FpsAgency